<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>Sağlık</title>
         <link>https://www.sakaryamedya.com.tr/saglik/</link>
         <description>En güncel {kategoribaslik} Haberleri.Son dakika {kategoribaslik} haberlerini buradan takip edebilirsiniz. En son {kategoribaslik} haberleri anında burada.</description><item>
			<title><![CDATA["Sünnet için doğru yaş ve doğru hekim çok önemli"]]></title>
			<description><![CDATA[Prof. Dr. Selami Sözübir, sünnetin basit bir işlem gibi görülmemesi gerektiğini belirterek, işlemin uzman hekimler tarafından ve uygun yaşta yapılmasının çocuk sağlığı açısından büyük önem taşıdığını söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. Selami Sözübir, sünnetin basit bir işlem gibi görülmemesi gerektiğini belirterek, işlemin uzman hekimler tarafından ve uygun yaşta yapılmasının çocuk sağlığı açısından büyük önem taşıdığını söyledi.Dünyada yaklaşık 5 bin yıldır uygulanan sünnetin en sık gerçekleştirilen cerrahi işlemlerden biri olduğunu belirten Liv Hospital Ulus Çocuk Cerrahisi ve Ürolojisi Uzmanı Prof. Dr. Selami Sözübir, sünnetin sağlık açısından da önemli faydalar sağladığını ifade etti.Sünnetin çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu riskini azaltabildiğini ve hijyen açısından avantajlar sunduğunu belirten Prof. Dr. Selami Sözübir, bazı viral hastalıklara karşı koruyucu etkilerinin de bulunduğunu söyledi."Yenidoğan sünneti üç önemli avantaj sağlıyor"Sünnet için en uygun zamanlamanın büyük önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Selami Sözübir, işlemin ilk 18 ay içerisinde veya 6 yaş sonrasında yapılmasını önerdiklerini belirtti.Prof. Dr. Selami Sözübir, "Erken dönemde yapılan sünnetler tıbbi açıdan daha avantajlıdır. Özellikle yenidoğan sünneti üç önemli nedenle ön plana çıkmaktadır. Bunlardan ilki bebeğin genel anestezi alma gerekliliğinin olmamasıdır. İkinci olarak yara iyileşmesi bu dönemde çok daha hızlı gerçekleşmekte ve estetik sonuçlar daha başarılı olmaktadır. Üçüncü avantaj ise bebeğin yapılan işlemi hatırlamaması nedeniyle psikolojik olarak etkilenmemesidir" dedi."Sünnet mutlaka uzman hekim tarafından yapılmalı"Sünnetin her ne kadar kısa süren bir işlem olsa da cerrahi bir müdahale olduğuna dikkat çeken Sözübir, uygulamanın deneyimli hekimler tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Sözübir, şöyle devam etti: "Sünnet penil anatomiyi iyi bilen, bu konuda eğitim almış uzmanlar tarafından yapılmalıdır. Ayrıca hasta bir çocuk olduğu için hekimin çocukla iletişim konusunda da deneyimli olması gerekir. Bu nedenle mümkün olduğunca çocuk cerrahları veya çocuk ürologları tarafından uygulanmasını öneriyoruz" diye konuştu."Lazer ve benzeri yöntemler yerine klasik cerrahi yöntem tercih edilmeli"Son yıllarda farklı isimlerle tanıtılan sünnet yöntemlerine karşı ailelerin dikkatli olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Selami Sözübir, klasik cerrahi yöntemin halen en güvenilir yaklaşım olduğunu ifade ederek, "Cerrahın tercihine göre küçük farklılıklar olsa da sünnette temel yöntem klasik cerrahi tekniktir. Lazer veya benzeri yöntemler çoğu zaman ticari amaçlarla ön plana çıkarılmaktadır. Kendini yıllardır kanıtlamış klasik yöntemler hem güvenlik hem de başarı açısından tercih edilmelidir" dedi."Küçük yaş grubunda genel anesteziden kaçınılmamalı"Modern tıbbın çocuklarda gerçekleştirilen birçok işlemin genel anestezi altında yapılmasını önerdiğini belirten Prof. Dr. Selami Sözübir, özellikle yenidoğan dönemi dışındaki küçük çocuklarda lokal anestezi ile sünnet yapılmasının ciddi riskler taşıyabileceğini söyledi.İlk 18 aylık dönemde yenidoğan dönemi hariç yapılan sünnetlerin genel anestezi altında gerçekleştirilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Selami Sözübir, "Bu yaş grubunda lokal anestezi ile yapılan işlemler komplikasyon riskini artırmaktadır. Çocuğun hareket etmesi hem cerrahi başarıyı düşürmekte hem de istenmeyen sonuçlara yol açabilmektedir" ifadelerini kullandı."Komplikasyon oranı düşük ancak uzmanlık şart"Sünnet sonrası komplikasyon oranlarının düşük olduğunu belirten Sözübir, işlemin ehil olmayan kişiler tarafından yapılmasının riskleri artırdığını söyleyerek, "Sünnet sonrası komplikasyon oranı yaklaşık yüzde 1 civarındadır. En sık karşılaşılan sorunlar kanama, enfeksiyon ve hatalı sünnet uygulamalarıdır. Bu nedenle işlemin mutlaka uzman ekipler tarafından gerçekleştirilmesi gerekir" dedi."Bazı çocuklarda sünnet ertelenebiliyor"Doğuştan genital bölge anomalisi bulunan çocuklarda sünnetin her zaman uygun olmayabileceğini belirten Prof. Dr. Selami Sözübir, bazı cerrahi düzeltmeler sırasında sünnet derisinin kullanılabildiğini söyledi.Prof. Dr. Selami Sözübir, "Bu nedenle sünnet öncesinde çocuğun mutlaka bir çocuk cerrahı veya çocuk üroloğu tarafından değerlendirilmesi gerekir. Basit görünen bazı anomaliler ileride yapılacak ameliyatlar açısından büyük önem taşıyabilir" diye konuştu."Sünnet sonrası yaşam hızla normale dönüyor"Gelişen cerrahi teknikler sayesinde sünnet sonrası bakım sürecinin oldukça kolaylaştığını ifade eden Sözübir, ailelerin çoğu zaman özel bir bakım yapmak zorunda kalmadığını belirterek şöyle devam etti: "Günümüzde sünnet sonrasında ciddi ağrı problemleri yaşamıyoruz. Ağır pansuman uygulamalarına da ihtiyaç kalmadı. Hekimin birkaç gün sonra yapacağı kontrol ve pansuman ile evde kullanılacak ağrı kesiciler çoğu zaman yeterli olmaktadır. Özellikle yenidoğan ve erken çocukluk döneminde yapılan sünnetlerden sonra çocuk günlük yaşamına hızla dönebilmektedir" dedi.Sünnet sonrasında çocukların ortalama dört gün sonra banyo yapabileceğini belirten Prof. Dr. Selami Sözübir, normal şartlarda ateş görülmesinin beklenmediğini, idrar yaparken ağrının da genellikle yaşanmadığını ifade etti.Bebeklerde sünnet sonrasında bez kullanımının rahatlıkla sürdürülebileceğini söyleyen Sözübir, "Bez hem koruyucu bir bariyer görevi görüyor hem de pansuman açısından avantaj sağlıyor. Bu nedenle sünnet sonrası bez kullanımında herhangi bir sakınca bulunmuyor" şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/sunnet-icin-dogru-yas-ve-dogru-hekim-cok-onemli-6470.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/sunnet-icin-dogru-yas-ve-dogru-hekim-cok-onemli-6470.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/sunnet-icin-dogru-yas-ve-dogru-hekim-cok-onemli-8375-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/sunnet-icin-dogru-yas-ve-dogru-hekim-cok-onemli-6470.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/sunnet-icin-dogru-yas-ve-dogru-hekim-cok-onemli/48239/</link>
			<pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:38:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Avrupa'da 8 ameliyat geçirdi, Türkiye'de yapay mesane ile sağlığına kavuştu]]></title>
			<description><![CDATA[Fransa'da yaşayan 49 yaşındaki Orhan Polat, yıllar önce geçirdiği iş kazasının ardından idrar yollarındaki sorunlar nedeniyle Avrupa'da sekiz kez ameliyat oldu, ancak enfeksiyonlardan kurtulamadı. Mesane tümörü geliştiğinde Avrupa'da tedavi sürecinin geciktiğini söyleyen Polat, kendisine torbalı yaşam önerildiğini belirtti. Türkiye'de ise robotik cerrahiyle mesanesi alınarak bağırsaktan yapay mesane oluşturuldu. Prof. Dr. Abdulmuttalip Şimşek, genç]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Fransa'da yaşayan 49 yaşındaki Orhan Polat, yıllar önce geçirdiği iş kazasının ardından idrar yollarındaki sorunlar nedeniyle Avrupa'da sekiz kez ameliyat oldu, ancak enfeksiyonlardan kurtulamadı. Mesane tümörü geliştiğinde Avrupa'da tedavi sürecinin geciktiğini söyleyen Polat, kendisine torbalı yaşam önerildiğini belirtti. Türkiye'de ise robotik cerrahiyle mesanesi alınarak bağırsaktan yapay mesane oluşturuldu. Prof. Dr. Abdulmuttalip Şimşek, genç hastalarda uygun şartlar oluştuğunda yapay mesanenin yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığını söyledi.Fransa'da yaşayan 49 yaşındaki Orhan Polat'ın sağlık mücadelesi yıllar önce geçirdiği iş kazasıyla başladı. Kazada idrar yolları zarar gören Polat, 2000 yılından bu yana Avrupa'da ve Türkiye'de birçok tedavi gördü. Yaklaşık 10 yıl içinde Avrupa'da aynı nedenle sekiz kez ameliyat geçiren Polat, buna rağmen sürekli enfeksiyon yaşadığını anlattı. 2017 yılından itibaren sık idrara çıkma şikâyetlerinin artmasıyla hem iş hem de sosyal yaşamının olumsuz etkilendiğini belirten Polat, daha sonra mesane tümörü tanısı aldı.Mesane tümörü nedeniyle Fransa'da tedavi sürecinin uzadığını ifade eden Polat, Türkiye'ye gelerek Bahçelievler Memorial Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Abdulmuttalip Şimşek'e başvurdu. Yapılan değerlendirmelerde mesanedeki tümörün kas tabakasına yayıldığı belirlendi. Robotik cerrahiyle mesanesi tamamen alınan hastaya, ince bağırsaktan oluşturulan yapay mesane nakledildi."Avrupa'da sekiz kez ameliyat oldum, enfeksiyonlardan kurtulamadım"Yaşadığı süreci anlatan Orhan Polat, yıllarca Avrupa'da tedavi gördüğünü belirterek, "Geçirdiğim iş kazasında idrar yollarım ciddi şekilde zarar gördü. O süreçten sonra tam sekiz kez ameliyat oldum. Buna rağmen sürekli enfeksiyon geçiriyordum. Yaklaşık 10 yıl boyunca aynı sorun nedeniyle defalarca ameliyat oldum. Prof. Dr. Abdulmuttalip Şimşek'in yaptığı ameliyattan sonra ise uzun süre hiçbir enfeksiyon yaşamadım ve hiçbir rahatsızlık hissetmedim" dedi."Mesane tümörü ameliyatı gecikti"Mesane tümörü tanısı aldıktan sonra yaşadığı süreci de anlatan Polat, "İlk belirtiler sık idrara çıkma ve idrarda kanamaydı. Hocam bana vakit kaybetmeden ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Ancak Fransa'da halletmem gereken işlerim olduğu için geri döndüm. Marsilya'da başvurduğum devlet hastanesinde tedavi süreci uzadı ve ameliyat gecikti. Bana göre ameliyat bu kadar gecikmeseydi hastalık bu kadar ilerlemeyecekti" diye konuştu."Torbalı yaşam yerine yapay mesane yapıldı"Fransa'da kendisine torba dışında bir seçenek sunulmadığını belirten Polat, Türkiye'de uygulanan tedavinin hayatını kolaylaştırdığını söyledi. Polat, "Yaklaşık 8-9 saat süren robotik bir ameliyat geçirdim. Bana yapay mesane yapıldı. Doğal mesane ile yapay mesane arasında bazı farklar var. Yaklaşık 3-4 saatte bir mutlaka tuvalete gitmem gerekiyor ve idrarı uzun süre tutmamam gerekiyor. Ama buna rağmen normal hayatıma devam edebilecek olmak benim için çok değerli" ifadelerini kullandı."2017'den sonra hayatım tamamen değişti"Sık idrara çıkma şikâyetlerinin zamanla yaşamını zorlaştırdığını dile getiren Polat, "2017'den itibaren sık idrara çıkma şikâyetlerim başladı. Bu durum hem iş hayatımı hem de sosyal yaşamımı ciddi şekilde etkiledi. İdrar yolu problemleri dışarıdan basit gibi görünebilir ama yaşayan bilir. Sürekli tuvalet ihtiyacı hissetmek yaşam kalitesini gerçekten çok düşürüyor. Şu anda kendimi çok iyi hissediyorum. Henüz ameliyatın ikinci günündeyim ama yürüyebiliyor ve temel ihtiyaçlarımı kendim karşılayabiliyorum" dedi."49 yaşındaki hastaya torba yerine yapay mesane oluşturduk"Hastanın durumunu değerlendiren Prof. Dr. Abdulmuttalip Şimşek ise, "Hastamız Fransa'dan bize başvurdu. İdrar kesesindeki tümör kas tabakasına yayılmıştı. Bu durumda mesanenin tamamen alınması gerekiyordu. Fransa'da kendisine torba dışında bir seçenek olmadığı söylenmiş. Biz ise robotik cerrahiyle mesanenin tamamını çıkardık ve yaklaşık 45-50 santimetrelik bağırsak dokusundan yapay mesane oluşturduk. Tüm işlemi büyük bir kesi yapmadan robotik cerrahiyle gerçekleştirdik" dedi."Yapay mesane genç hastalarda yaşam kalitesini artırıyor"Yapay mesanenin uygun hastalarda önemli avantajlar sağladığını belirten Prof. Dr. Şimşek, "Torbalı hastalarda idrar dışarıdaki bir torbaya toplandığı için özellikle genç hastalarda estetik ve sosyal yaşam açısından zorluklar yaşanabiliyor. Yapay mesanede ise dışarıdan ameliyat olduğu anlaşılmıyor. Robotik cerrahinin sağladığı hassasiyet sayesinde kanama daha az oluyor, sinirler daha iyi korunuyor ve hastalar günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor. Özellikle genç hastalarda idrar tutma ve cinsel fonksiyonların korunması bizim için büyük önem taşıyor" diye konuştu."İdrarda ağrısız kanama en önemli uyarı işareti"İdrar kesesi kanserinde erken tanının kritik önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Şimşek, "İdrar kesesi kanserinin en önemli belirtisi ağrısız ve pıhtılı idrar kanamasıdır. Hastalar bunu bazen idrar yolu enfeksiyonu ya da taş düşürmeyle karıştırabiliyor. Böyle bir durumda mutlaka üroloji uzmanına başvurulmalı ve gerekli incelemeler yapılmalıdır. Erken tanı konulursa birçok hastada mesaneyi almaya gerek kalmadan kapalı yöntemlerle tedavi mümkün olabiliyor" ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/avrupada-8-ameliyat-gecirdi-turkiyede-yapay-mesane-ile-sagligina-kavustu-3296.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/avrupada-8-ameliyat-gecirdi-turkiyede-yapay-mesane-ile-sagligina-kavustu-3296.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/avrupada-8-ameliyat-gecirdi-turkiyede-yapay-mesane-ile-sagligina-kavustu-3285-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/avrupada-8-ameliyat-gecirdi-turkiyede-yapay-mesane-ile-sagligina-kavustu-3296.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/avrupada-8-ameliyat-gecirdi-turkiyede-yapay-mesane-ile-sagligina-kavustu/48237/</link>
			<pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:38:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yutma güçlüğüyle gitti, yemek borusundan 4 santimlik kemik çıktı]]></title>
			<description><![CDATA[İstanbul'da yaşayan 63 yaşındaki adam iddiaya göre takma dişleri ağzında olmadan et yedi, bir süre sonra yutma güçlüğü şikayetiyle hastaneye başvuran kişinin yemek borusundan 4 santimlik kemik çıkarıldı. Operasyonu yapan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Bektaş, "Yumuşak eti yemeye kalkışmış. Dişleri takma, o an yokmuş, boğazında takılma hissedince 1 gece beklemiş. Kemiği çıkardık, 4'e 3 santimdi. Daha uzun süre kalırsa yemek borusunu delip]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İstanbul'da yaşayan 63 yaşındaki adam iddiaya göre takma dişleri ağzında olmadan et yedi, bir süre sonra yutma güçlüğü şikayetiyle hastaneye başvuran kişinin yemek borusundan 4 santimlik kemik çıkarıldı. Operasyonu yapan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Bektaş, "Yumuşak eti yemeye kalkışmış. Dişleri takma, o an yokmuş, boğazında takılma hissedince 1 gece beklemiş. Kemiği çıkardık, 4'e 3 santimdi. Daha uzun süre kalırsa yemek borusunu delip mediastinit yapar. Çok tehlikeli, kısa sürede hastayı ölüme götürür. Şanslı, kemiğin kenarları bıçak gibi keskin değil, delmemişti" dedi.

İstanbul'da yaşayan 63 yaşındaki M. S., iddiaya göre 21 Haziran günü, takma dişleri ağzında olmadığı sırada et yerken fark etmeden kemiği de yuttu. Bir süre sonra yutma güçlüğü hissedince ailesiyle Medicana Zincirlikuyu Hastanesi'ne gitti. Tıbbi görüntülemeler ve işlemlerde adamın kemik yuttuğu ve operasyon gerekliliği ortaya çıkınca aileye bilgi verildi. Sonrasında Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Bektaş ve ekibi hastayı ameliyata aldı.

Çıkartılan kemik herkesi şok etti

23 Haziran günü gerçekleştirilen operasyonla çıkarılan kemik ise herkesi şok etti. Kemiğin uzunluğu 4, eni ise yaklaşık 3 santim olarak ölçüldü. 63 yaşındaki adam rahat bir nefes alırken tedbiren bir süre takip edilmesinin ardından taburcu edildi. Prof. Dr. Bektaş, hastasının yaşadığı süreç ve operasyona ilişkin bilgi verdi, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu.

"O anlık dişler yokmuş, 1 gece beklemiş"

Zaman zaman bu tarz vakalarla karşılaştıklarını aktaran Prof. Dr. Hasan Bektaş, "63 yaşında erkek hasta, bir gün önce kemikleri ayıklanmış, yumuşak eti yemeye kalkışmış. Hastanın dişleri takma, o anlık dişler yokmuş, boğazında takılma hissedince 1 gece beklemiş. Ertesi gün polikliniğimize gelmiş. Hastaya endoskopi yapılmış. Yemek borusunun üst darlığından ileri geçilememiş, o bölgede yan duran bir kemik parçası. Bu işlemi, gastroenterolog İsa Sevindir arkadaşım yapıyordu, beni de çağırdı, baktım. Kemiği tutup çekmeye çalıştık, gelmedi. İtmeye çalıştık, kemik geçmedi, hastanın ailesiyle konuştuk. Hastayı ertesi gün ameliyat etmeye karar verdik. Hastayı uyuttuk, sonrasında yine endoskopla baktık, bu arada kemik kaymış olabilir diye ama baktık; aynı yerde" dedi.

"Kemik 4'e 3 santimdi, ilginçtir hanımı kemiği istiyordu"

Operasyona ilişkin konuşan Bektaş, "Kemiği çıkardık ve ilginçtir hanımı kemiği istiyordu. 4'e 3 santimdi. 4'üncü gün hastayı şifayla taburcu ettik. Yemek borusunun 3 tane darlığı var; üst, orta ve alt darlık. Üst darlık; en dar olan yer, kemik bu üst darlığa takılmıştı. Nefes borusuyla bir ilgisi yoktu ama yemek borusunun üst kısmında tiroid bezinin komşuluğunda ve oraya takılıp kalmıştı" şeklinde konuştu.

"Şanslı, kemiğin kenarları bıçak gibi keskin değil ve delmemiş"

Kemiğin uzun süre kalmasının tehlikeli durumlar oluşturabileceğine dikkat çeken Bektaş, "Daha uzun süre kalırsa kemik yemek borusunu delip mediastinit(göğüs boşluğunun merkezi bölmesi olan mediastinumun iltihaplanmasını içeren ciddi bir tıbbi durum) yapar. Çok tehlikelidir, kısa sürede hastayı ölüme götürür. Hastamız şanslı, kemiğin kenarları bıçak gibi keskin değil ve delmemişti. Et, tavuk, bütün bunları küçük küçük parçalar ve iyice kontrol ederek yemeli. Daha önce en az 4 tane yemek borusuna takılmış tavuk kemiği parçası çıkardım. Bu hastalardan birini de çok geç geldiği için mediastinitten kaybettik. Kemik parçaları, büyük balık kılçıkları, yabancı cisimler, diş köprüleri bazen de bir hastamız yine kurban bayramında et yemiş ama çiğneyemediği için yemek borusunda takılmıştı. 2 gün sonra geldi, eti çıkardık. Bu hastada da kemik takıldığını bilmiyorlar, 'Yutma güçlüğümüz var' diye geldi. Önce film çektirdik, kemik ayna gibi ortada, kendilerine söylediğimizde eşi zaten hemen anladı. Kişilerin ağzına aldığı şeyleri iyi çiğnemesi ve mümkünse küçük küçük parçalar halinde tüketmesi, bir takılma hissi olduğunda hemen bir hekime, endoskopi ünitesi olan kurumlara başvururlarsa çok daha iyi olur" ifadelerini kullandı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yutma-gucluguyle-gitti-yemek-borusundan-4-santimlik-kemik-cikti-20260718AW74-4233.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yutma-gucluguyle-gitti-yemek-borusundan-4-santimlik-kemik-cikti-20260718AW74-4233.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yutma-gucluguyle-gitti-yemek-borusundan-4-santimlik-kemik-cikti-20260718AW74-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yutma-gucluguyle-gitti-yemek-borusundan-4-santimlik-kemik-cikti-20260718AW74-4233.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/yutma-gucluguyle-gitti-yemek-borusundan-4-santimlik-kemik-cikti/48232/</link>
			<pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:34:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Prof. Dr. Alihan Oral, zayıflama iğneleri ile ilgili konuştu]]></title>
			<description><![CDATA[Prof. Dr. Alihan Oral, elde edilen bilimsel verilerin, "zayıflama iğneleri" olarak bilinen GLP-1 ve GLP-1/GIP agonisti ilaçların; uygun hastalarda kalp krizi, inme ve kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm riskini azaltabildiğini gösterdiğini söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. Alihan Oral, elde edilen bilimsel verilerin, "zayıflama iğneleri" olarak bilinen GLP-1 ve GLP-1/GIP agonisti ilaçların; uygun hastalarda kalp krizi, inme ve kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm riskini azaltabildiğini gösterdiğini söyledi.Uzmanlar, son yıllarda kamuoyunda "zayıflama iğneleri" olarak bilinen GLP-1 ve GLP-1/GIP agonisti ilaçların, obezite tedavisinde de kullanılabildiğini söylüyor. Başlangıçta kilo kaybı ve kan şekeri kontrolü amacıyla geliştirilen bu tedavilerin, günümüzde kalp-damar sağlığı üzerinde de önemli faydalar sağladığı bilimsel çalışmalarla ortaya konuldu. Ancak tedavilerin mutlaka hekim kontrolünde olması gerekiyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Liv Hospital Ulus İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Alihan Oral, elde edilen bilimsel verilerin bu ilaçların uygun hastalarda kalp krizi, inme ve kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm riskini azaltabildiğini gösterdiğini söyledi."Tedavide hedef artık yaşam süresini uzatmak"Obezite tedavisinde hedeflerin değiştiğini belirten Prof. Dr. Alihan Oral, "Artık amaç yalnızca kilo vermek değil; hastaların yaşam süresini uzatmak ve kardiyovasküler risklerini azaltmaktır. Özellikle kalp-damar hastalığı açısından yüksek risk taşıyan obez bireylerde bu tedavilerin sağlayabileceği faydalar, tedavi yaklaşımını önemli ölçüde değiştirmiştir. Günümüzde obezitenin erken ve etkin tedavisinin, ileride gelişebilecek ciddi sağlık sorunlarını önlemede kritik rol oynadığı kabul edilmektedir" dedi."Obezite birçok kronik hastalığın temel risk faktörlerinden biri"Obezitenin tek başına birçok kronik hastalık için önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Alihan Oral, "Zayıflama iğneleri olarak bilinen GLP-1 ve GLP-1/GIP agonisti ilaçlar; sağladıkları etkili kilo kaybının yanı sıra kan şekeri, tansiyon, kan yağları ve damar sağlığı üzerinde oluşturdukları olumlu etkiler sayesinde bütüncül bir tedavi yaklaşımı sunmaktadır" ifadelerini kullandı."Her hasta için uygun olmayabilir"Söz konusu tedavilerin mutlaka hekim kontrolünde uygulanması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Alihan Oral, "Bu tedaviler herkes için uygun değildir. Doğru hasta seçimi, ayrıntılı tıbbi değerlendirme ve düzenli hekim takibi ile kullanıldığında en yüksek faydayı sağlar. Bununla birlikte bu ilaçlar sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yerine geçen tedaviler değildir. Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte uygulandığında en başarılı sonuçlar elde edilmektedir" diye konuştu."Kalp-damar hastalıklarının önlenmesinde de önemli rol oynuyor"Bilimsel gelişmelerin obezite tedavisinde yeni bir dönemi işaret ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Alihan Oral, "Günümüzde obezite tedavisi artık yalnızca kilo kontrolünü değil, aynı zamanda kalp-damar hastalıklarının önlenmesini de hedefleyen kapsamlı bir yaklaşım haline gelmiştir. Uygun hastalarda doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle hem kilo kontrolü sağlanabilir hem de gelecekte gelişebilecek ciddi kardiyovasküler hastalıkların önüne geçilebilir" dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/prof-dr-alihan-oral-zayiflama-igneleri-ile-ilgili-konustu-2734.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/prof-dr-alihan-oral-zayiflama-igneleri-ile-ilgili-konustu-2734.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/prof-dr-alihan-oral-zayiflama-igneleri-ile-ilgili-konustu-5792-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/prof-dr-alihan-oral-zayiflama-igneleri-ile-ilgili-konustu-2734.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/prof-dr-alihan-oral-zayiflama-igneleri-ile-ilgili-konustu/48155/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 11:13:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Doktorlar gözlerine inanamadı: 1,5 yıl ertelediği ameliyatta karnından dev kitle çıktı]]></title>
			<description><![CDATA[Kocaeli'de ameliyat korkusu nedeniyle 1,5 yıl boyunca tedavisini erteleyen 74 yaşındaki hastanın karın boşluğunu tamamen kaplayan 6,5 kilogram ağırlığındaki böbrek tümörü başarılı bir operasyonla alındı. Karın aortunda 6 santimetrelik anevrizma da bulunan hasta, üç farklı cerrahi branşın katıldığı yüksek riskli ameliyatın ardından sağlığına kavuştu. Ameliyatın ardından değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Mustafa Güneş, "Meslek hayatımda ilk defa]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kocaeli'de ameliyat korkusu nedeniyle 1,5 yıl boyunca tedavisini erteleyen 74 yaşındaki hastanın karın boşluğunu tamamen kaplayan 6,5 kilogram ağırlığındaki böbrek tümörü başarılı bir operasyonla alındı. Karın aortunda 6 santimetrelik anevrizma da bulunan hasta, üç farklı cerrahi branşın katıldığı yüksek riskli ameliyatın ardından sağlığına kavuştu. Ameliyatın ardından değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Mustafa Güneş, "Meslek hayatımda ilk defa bu kadar büyüklükte böbrek kitlesiyle karşılaştım" dedi.Alınan bilgiye göre, genel durum bozukluğu, tansiyon düşüklüğü ve halsizlik şikayetleriyle Kocaeli Şehir Hastanesi Acil Servisinebaşvuran hasta, dahiliye servisindeki ilk müdahalesinin ardından Üroloji Kliniğine sevk edildi. Yapılan ultrason ve tomografi tetkiklerinde, hastanın karın boşluğunu tamamen kaplayan yaklaşık 25-27 santimetre çapında böbrek tümörü ve karın aortunda 6 santimetrelik anevrizma (balonlaşma) tespit edildi.Yaklaşık 1,5 yıl önce böbreğinde kitle tespit edilen ancak ameliyat korkusuyla tedaviyi reddeden hasta, hekimlerin bilgilendirmesi üzerine yüksek riskli operasyonu kabul etti. Üroloji, Genel Cerrahi ile Kalp ve Damar Cerrahisi ekiplerinin ortaklaşa gerçekleştirdiği yaklaşık 1,5 saat süren ameliyatla, 6,5 kilogramlık tümör ve hastalıklı böbrek başarıyla alındı."Hastamız cerrahi operasyondan korktuğu için bu süreçte hekime başvurmamış"Başarılı geçen operasyonun detaylarını anlatan Kocaeli Şehir Hastanesi Üroloji Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Mustafa Güneş, hastanın genel durumu, yaşı ve karın aortundaki balonlaşma nedeniyle ameliyatın ciddi hayati risk taşıdığını belirtti. Güneş, "Hastamız 74 yaşında. Acil polikliniğine genel durum bozukluğu, tansiyon düşüklüğü ve halsizlik nedeniyle başvuruyor. Dahiliye branşı tarafından hasta servise yatırılıyor. Dahiliye tarafından değerlendirildikten sonra böbrekteki kitle nedeniyle bize konsülte ediliyor. Genel durumu düzeldikten sonra biz de hastamızı kliniğimize devraldık. Aslında sonradan öğrendik ki bu kitle yaklaşık 1,5 yıldır tespit edilmiş ancak hastamız cerrahi operasyondan korktuğu için bu süreçte hekime başvurmamış" dedi."Cerrahi açıdan oldukça büyük risk taşıyordu"Ultrasonda yaklaşık 27 santimetrelik kitlenin tespit edildiğini söyleyen Güneş, "Ardından tomografiler çekildi. Tomografide de yaklaşık 25 santimetre çapında, neredeyse bütün karın boşluğunu kaplayan dev kitle tespit edildi. Bunun yanında ana atardamarda, yani karın aortunda, anevrizma dediğimiz yaklaşık 6 santimetrelik balonlaşma vardı. Ayrıca içinde trombüs dediğimiz bir oluşum da mevcuttu. Bu hastamız hem yaşı hem de genel durumu itibarıyla, bir de anevrizmasının bulunması nedeniyle cerrahi açıdan oldukça büyük risk taşıyordu. Çünkü operasyon sırasında tansiyonun yükselmesi gibi durumlarda anevrizmanın yırtılma riski vardı. Bu da ciddi anlamda ölüme neden olabilecek bir durumdu. Bu nedenle hastamızı multidisipliner şekilde değerlendirdik. Hem kalp ve damar cerrahisi hem de bütün karın boşluğunu dolduran, organların yer değiştirmesine neden olan bu kitle nedeniyle genel cerrahi ile birlikte ameliyat kararı aldık" diye konuştu."Bütün karın boşluğunu kaplayan dev bir kitleydi"Operasyon sırasında yaşanabilecek muhtemel bir damar yırtılmasına karşı Kalp ve Damar Cerrahisi ekibinin de ameliyathanede hazır bulunduğunu aktaran Güneş, "Ameliyatı genel cerrahiden Doç. Dr. Ali Çiftçi ve ekibiyle birlikte gerçekleştirdik. Kalp ve damar cerrahisi ekibi de ameliyathanede hazır bulundu. Çünkü operasyon sırasında her an damarla ilgili bir problem ya da yırtılma gelişebilirdi, sağ olsunlar. İhtiyaç duymadan operasyonumuzu kısa sürede tamamladık. Hastamızın kitlesini herhangi bir komplikasyon gelişmeden çıkarmayı başardık. Hastamız bir gün yoğun bakımda takip edildi. Daha sonra servise geldi. Drenlerini aldık. Genel durumu da oldukça iyiydi. Bütün karın boşluğunu kaplayan dev bir kitleydi" şeklinde konuştu."6,5 kilogram dev kitle"Kitlenin 6,5 kilogram ağırlığında olduğunu ifade eden Güneş, şunları kaydetti:"Kesin patoloji sonucu henüz çıkmadı ancak muhtemelen böbrek kaynaklı, renal hücreli bir tümördü. Çok agresif özellik gösteren bir tümör değildi. Böbreğin alt kısmından kaynaklanan bir tümördü. Şükürler olsun, ekibimiz de çok uyumlu çalıştı. Gayretleri sayesinde hastamızı herhangi bir sorun yaşamadan ameliyat ettik ve sağlıklı şekilde taburcu ettik. Operasyon yaklaşık 1,5 saat sürdü. Burada dev bir kitle söz konusuydu. Bu nedenle sağ böbreği tamamen almak zorunda kaldık."Uzmanından önemli uyarı: "Bunlar kesin risk faktörleridir"Böbrek tümörlerinin çoğunlukla başka hastalıklar için yapılan tetkiklerde tesadüfen tespit edildiğini belirten Prof. Dr. Güneş, belirtilerin hastaların yalnızca yüzde 15-20'sinde idrarda kanama veya yan ağrısı şeklinde ortaya çıktığını söyledi. Güneş, "Böbrek tümörleri genellikle başka bir nedenle yapılan tetkikler sırasında tesadüfen tespit edilir. Klasik anlamda çok belirgin belirtiler vermez. İdrarda kanama olabilir, bulunduğu tarafta yan ağrısı olabilir ya da kitlenin büyüklüğüne bağlı olarak çevre organlara baskı yapması nedeniyle bazı şikayetler görülebilir. Ancak bunlar hastaların yalnızca yaklaşık yüzde 15-20'sinde görülür. Büyük çoğunluğu ise tesadüfen belirlenir ve bu şekilde bize gelir. En önemli risk faktörleri sigara kullanımı, hipertansiyon ve obezitedir. Bunlar kesin risk faktörleridir. Bunun dışında metabolik sendrom gibi başka etkenler de olabilir" diye konuştu."Meslek hayatımda ilk defa bu kadar büyüklükte böbrek kitlesiyle karşılaştım"Kendi kliniğinde meslek hayatı boyunca ilk defa bu büyüklükte bir böbrek kitlesiyle karşılaştığını aktaran Güneş, "Dünya literatürüne baktığımızda ise 46 santimetreye kadar ulaşan böbrek tümörleri bildirilmiş durumda. Hem ülkemizde hem de dünyada bu tür vakalar var ancak sayıları çok fazla değil. Ancak hasta kaynaklı nedenlerle bazen bu kadar büyük kitlelerle de karşılaşabiliyoruz" ifadelerini kullandı."Böbrek tümörleri dünyada tüm kanserler arasında 14. sırada yer alıyor"Kocaeli Şehir Hastanesi Üroloji Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Mustafa Güneş, böbrek tümörlerinin dünyada en sık görülen kanserler arasında 14. sırada yer aldığını belirterek, sözlerini şöyle noktaladı:"Sigara sadece böbrek tümörlerinde değil, mesane tümörlerinde ve akciğer tümörlerinde de önemli bir risk faktörüdür. Böbrek tümörleri dünyada tüm kanserler arasında yaklaşık 14. sırada yer alıyor ve tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 2'sini oluşturuyor. Bu nedenle sigaranın mutlaka bırakılması gerekiyor. Hipertansiyon varsa mutlaka hekim kontrolünde tedavi edilmesi gerekiyor. Özellikle obezite, yani şişmanlık konusunda da dikkatli olunmalı. Çünkü bunlar böbrek tümörleri açısından en önemli risk faktörleridir. Tanı konulduğu zaman da tedavinin geciktirilmemesi gerekiyor. Kısa sürede tedavi olmakta fayda var. Erken dönemde tedavi edildiğinde hem bizim işimiz kolaylaşıyor hem de hasta açısından metastaz gelişmeden tedavi edilme şansı artıyor."]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/doktorlar-gozlerine-inanamadi-1-5-yil-erteledigi-ameliyatta-karnindan-dev-kitle-cikti-484.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/doktorlar-gozlerine-inanamadi-1-5-yil-erteledigi-ameliyatta-karnindan-dev-kitle-cikti-484.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/doktorlar-gozlerine-inanamadi-1-5-yil-erteledigi-ameliyatta-karnindan-dev-kitle-cikti-9693-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/doktorlar-gozlerine-inanamadi-1-5-yil-erteledigi-ameliyatta-karnindan-dev-kitle-cikti-484.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/doktorlar-gozlerine-inanamadi-1-5-yil-erteledigi-ameliyatta-karnindan-dev-kitle-cikti/48151/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 10:57:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["Evlerdeki görünmez tehlike radon gazı ölümcül olabilir"]]></title>
			<description><![CDATA[Doğal yollarla oluşan radyoaktif bir gaz olan radon gazının bazı koşullarda evlerde de görülebildiğine değinen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nursel Dikmen, "Radon gazı en çok zemin ve bodrum katlarda yoğunlaşır. Çünkü gaz doğrudan topraktan yükselip binalardaki çatlaklardan sızarak evlerde ve yaşam alanlarında birikebilir. Havalandırmanın yetersiz olduğu kapalı alanlarda risk daha da artar. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre radon, sigaradan sonra]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Doğal yollarla oluşan radyoaktif bir gaz olan radon gazının bazı koşullarda evlerde de görülebildiğine değinen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nursel Dikmen, "Radon gazı en çok zemin ve bodrum katlarda yoğunlaşır. Çünkü gaz doğrudan topraktan yükselip binalardaki çatlaklardan sızarak evlerde ve yaşam alanlarında birikebilir. Havalandırmanın yetersiz olduğu kapalı alanlarda risk daha da artar. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre radon, sigaradan sonra akciğer kanserine yol açan ikinci en önemli etkendir" dedi.Renksiz, kokusuz ve tatsız olması nedeniyle fark edilmesi oldukça güç olan radon gazı, özellikle kapalı alanlarda birikerek ciddi sağlık risklerine yol açabiliyor. Uzmanlar, evlerin özellikle bodrum ve zemin katlarında birikebilen bu gazın, sigaradan sonra akciğer kanserinin en önemli ikinci nedeni olduğuna dikkat çekiyor.İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nursel Dikmen, radon gazının doğal yollarla oluşan radyoaktif bir gaz olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulundu."Bina temellerindeki çatlaklardan evlere sızabiliyor"Radon gazının toprakta, kayalarda ve yeraltı sularında doğal olarak bulunan uranyumun bozulması sonucu oluştuğunu söyleyen Doç. Dr. Dikmen, "Radon gazı, atmosferde düşük seviyelerde bulunduğu için genellikle risk oluşturmaz. Ancak kapalı ortamlarda birikmesi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Özellikle bina temellerindeki çatlaklar, tesisat geçiş noktaları ve havalandırma sistemleri aracılığıyla yaşam alanlarına sızabilir" diye konuştu."Bodrum katlarda risk daha yüksek"Özellikle yeterince havalandırılmayan alanlarda radon yoğunluğunun arttığını ifade eden Doç. Dr. Dikmen, "Radon gazı en çok zemin ve bodrum katlarda yoğunlaşır. Çünkü gaz doğrudan topraktan yükselerek bu alanlarda birikir. Havalandırmanın yetersiz olduğu kapalı alanlarda risk daha da artar" şeklinde konuştu."Sigaradan sonra akciğer kanserinin ikinci nedeni"Radon gazının sağlık üzerindeki en ciddi etkisinin solunum sistemi üzerinde görüldüğünü belirten Doç. Dr. Dikmen, "Dünya Sağlık Örgütü'ne göre radon, sigaradan sonra akciğer kanserine yol açan ikinci en önemli etkendir. Ortalama radon seviyelerine ve sigara kullanım oranlarına bağlı olarak tüm akciğer kanserlerinin yüzde 3 ila yüzde 14'ünden sorumludur. Özellikle sigara içenlerde bu risk çok daha yüksektir" ifadelerini kullandı."DNA'ya zarar veriyor"Solunum yoluyla alınan radon gazının parçalanarak radyoaktif maddeler açığa çıkardığını vurgulayan Doç. Dr. Dikmen, "Bu maddeler hücre DNA'sına zarar vererek hücrelerin kontrolsüz çoğalmasına yol açabilir. Bu süreç zamanla akciğer kanseri gelişimine neden olabilir" dedi."Astım hastaları, çocuklar ve gebeler daha fazla etkilenebilir"Radon gazının yalnızca kansere değil başka solunum yolu hastalıklarına da yol açabileceğini söyleyen Dikmen, "Kronik bronşit, kronik öksürük gibi solunum sistemi rahatsızlıkları da görülebilir. Özellikle astım hastaları radondan daha fazla etkilenebilir. Çocuklar ve gebeler de risk grubundadır. Yüksek radon maruziyeti fetüs gelişimini olumsuz etkileyebilir. Çocukluk döneminde maruz kalınması ise ilerleyen yaşlarda kronik akciğer hastalıklarına zemin hazırlayabilir" diye konuştu."Yapı malzemeleri ve kuyu suları risk oluşturabiliyor"Radonun yalnızca topraktan değil bazı yapı malzemeleri ve su kaynaklarından da gelebileceğini belirten Doç. Dr. Dikmen, "Granit, taş ve beton gibi doğal yapı malzemeleri yapılarında uranyum içerebilir. Ayrıca kuyu ve doğal kaynak sularında çözünmüş radon bulunabilir. Bu da ev içi maruziyeti artırabilir" dedi."Fark edilmesi mümkün değil, ölçüm şart"Radon gazının duyu organlarıyla tespit edilemeyeceğine dikkat çeken Doç. Dr. Dikmen, "Bu gaz renksiz, kokusuz ve tatsız olduğu için fark edilmesi mümkün değildir. Maruziyeti anlamanın tek yolu özel radon ölçüm cihazları veya kitleri kullanmaktır. Özellikle bodrum ve zemin katlarda yaşayan kişilerin ölçüm yaptırması önemlidir" açıklamasında bulundu."Korunmak için düzenli havalandırma önemli"Radon gazından korunmak için alınabilecek önlemleri sıralayan Doç. Dr. Dikmen, "Kapalı alanlar düzenli olarak havalandırılmalı, bina temelindeki çatlaklar onarılmalı ve özellikle kuyu suyu kullanılıyorsa uygun arıtma sistemleri tercih edilmelidir. Gerekli durumlarda profesyonel radon ölçümü yaptırılması ihmal edilmemelidir" dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/evlerdeki-gorunmez-tehlike-radon-gazi-olumcul-olabilir-7829.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/evlerdeki-gorunmez-tehlike-radon-gazi-olumcul-olabilir-7829.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/evlerdeki-gorunmez-tehlike-radon-gazi-olumcul-olabilir-8564-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/evlerdeki-gorunmez-tehlike-radon-gazi-olumcul-olabilir-7829.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/evlerdeki-gorunmez-tehlike-radon-gazi-olumcul-olabilir/48143/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 10:56:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kas geliştirmek için kullanılan steroidler ölümcül sonuçlara yol açıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Bolu'da kuvvet ve kondisyon antrenörü Yusuf Cebeci, vücut geliştirmede kısa sürede kas yapmak için bilinçsizce kullanılan steroidlerin kalp krizinden ölüme kadar birçok ciddi sağlık sorununa yol açtığı uyarısında bulundu. Cebeci, "İnsan vücudundaki kasları bir Ferrari olarak düşünürsek steroid de bu aracın yakıtı gibi oluyor. Araç çok hızlı gidiyor ancak tendonlar aynı gelişimi gösteremediği için bisiklet freni gibi yetersiz kalıyor" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bolu'da kuvvet ve kondisyon antrenörü Yusuf Cebeci, vücut geliştirmede kısa sürede kas yapmak için bilinçsizce kullanılan steroidlerin kalp krizinden ölüme kadar birçok ciddi sağlık sorununa yol açtığı uyarısında bulundu. Cebeci, "İnsan vücudundaki kasları bir Ferrari olarak düşünürsek steroid de bu aracın yakıtı gibi oluyor. Araç çok hızlı gidiyor ancak tendonlar aynı gelişimi gösteremediği için bisiklet freni gibi yetersiz kalıyor" dedi.Bolu'da kuvvet ve kondisyon antrenörü Yusuf Cebeci, vücut geliştirme sporunda kısa sürede kas kütlesini ve fiziksel gücü artırmak amacıyla bilinçsizce kullanılan anabolik-androjenik steroidlerin tendon yırtılmalarından hormonal bozukluklara, kalp rahatsızlıklarından ölüme kadar ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Cebeci, özellikle spor salonlarında uzman kontrolü dışında kullanılan steroidlerin gençlerin hayatını tehdit ettiğini söyledi."Kaslar güçlenirken, tendon yapısı zayıf kalıyor"Steroid kullanımının mutlaka uzman hekim kontrolünde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Cebeci, "Uzman bir doktor, basit bir hastalık için bile ilaç yazarken kişiyi tanıyor ve gerekli tetkiklerin sonuçlarına göre hareket ediyor. Ancak spor salonlarında bazı bilinçsiz antrenörler, insanları kısa sürede geliştirerek hızlı bir kuvvet adaptasyonuyla iyi bir fiziğe ulaştırmayı amaçlıyor. Burada herhangi bir uzmanlık söz konusu olmadığı için ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. İnsan vücudundaki kasları bir Ferrari olarak düşünürsek steroid de bu aracın yakıtı gibi oluyor. Araç çok hızlı gidiyor ancak tendonlar aynı gelişimi gösteremediği için bisiklet freni gibi yetersiz kalıyor. Dışarıdan bakıldığında kaslı, hacimli ve çok güçlü görünen kişilerde tendon yapısının zayıf kalması nedeniyle ani sakatlıklar meydana gelebiliyor. Özellikle biseps yırtılmalarını çok sık görebiliyoruz" dedi."Bilinçsiz doz kullanımı kalp krizine neden olabilir"Steroidlerin bazı hastalıkların tedavisinde doktor kontrolünde kullanılabildiğini ancak sağlıklı bireylerde kontrolsüz kullanımın hayati risk oluşturduğunu dile getiren Cebeci, "Baş ağrısı için kullanılan bir ağrı kesicinin bile miligramı önemliyken bazı antrenörler, kişiyi kısa sürede çok kaslı hâle getirmek amacıyla steroid dozlarını bilinçsizce belirliyor. Steroidler, normal şartlarda bazı hastalıkların tedavisinde kullanılabiliyor. Ancak sağlıklı bir bireye steroid verildiğinde ve dozaj doğru şekilde ayarlanmadığında bu kullanım ölümle sonuçlanabiliyor. İlk belirtiler arasında kalp çarpıntısı yer alıyor. Son dönemlerde spor salonlarında insanların bir anda yere yığıldığını ve ardından kalp krizi geçirdiğinin öğrenildiğini görüyoruz. Steroid maddeleri kalp kasını çok fazla yoruyor, kalpte tahribata neden oluyor ve ölüm riskini artırıyor. Vücuda gereğinden fazla alınan her maddenin dozu ölümcül sonuçlara yol açabilir" diye konuştu."Sosyal medyadaki görüntüler gençleri steroid kullanımına yönlendiriyor"Sosyal medyada paylaşılan kaslı vücut görüntülerinin özellikle gençlerde hızlı fiziksel gelişim isteğine neden olduğunu belirten Cebeci, "Spor salonlarının soyunma odalarında bilinçsiz steroid kullanımıyla karşılaşılabiliyor. Özellikle gençler, sosyal medya platformlarında beğendikleri fiziklere sahip kişilere bunu nasıl başardıklarını soruyor. Bazı kişiler de kullandıkları steroid maddelerini söylüyor. Bunun ardından yasaklı maddelerin el altından temin edilmesi ve kontrolsüz şekilde kullanılması ölümle sonuçlanabiliyor. İnsanların gittikleri spor salonundaki antrenörün yalnızca kollarına veya vücuduna bakmaması gerekiyor. Antrenörün hangi eğitimleri aldığı ve mesleki yeterliliğinin bulunup bulunmadığı araştırılmalı. Bir sonuç ne kadar hızlı ve kolay elde ediliyorsa bunun sağlık üzerindeki olumsuz etkileri de o kadar fazla olabilir" ifadelerini kullandı."Steroidler hormon dengesini bozuyor"Steroid kullanımının kadın ve erkeklerde hormonal değişikliklere yol açabileceğini ifade eden Cebeci, "Steroidler hormonal dengeyi bozuyor. Erkeklerde östrojen hormonunun artmasına bağlı olarak kadınsal özellikler, kadınlarda ise testosteron etkisiyle erkeksel özellikler ortaya çıkabiliyor. Burada östrojen ve testosteron hormonları arasındaki dengesizlikten söz edebiliriz. Steroid maddeleri, vücuttaki hormon dengesini bozarak kısa sürede önemli bir fiziksel gelişim sağlıyor. Ancak bu gelişimin fizyolojik etkilerine bakıldığında vücudun çok kısa zamanda tahribata uğradığı görülüyor. Bilinçsiz doz kullanımı nedeniyle vücut daha erken yaşta yoruluyor, daha hızlı yaşlanıyor ve özellikle kalp ciddi şekilde etkileniyor. Steroidlerin bilinçsiz kullanımına bağlı ölümlerde en sık karşılaşılan nedenlerden biri kalp krizidir" dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kas-gelistirmek-icin-kullanilan-steroidler-olumcul-sonuclara-yol-aciyor-2578.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kas-gelistirmek-icin-kullanilan-steroidler-olumcul-sonuclara-yol-aciyor-2578.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kas-gelistirmek-icin-kullanilan-steroidler-olumcul-sonuclara-yol-aciyor-5027-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kas-gelistirmek-icin-kullanilan-steroidler-olumcul-sonuclara-yol-aciyor-2578.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/kas-gelistirmek-icin-kullanilan-steroidler-olumcul-sonuclara-yol-aciyor/48110/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:17:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hareket yaşını öğren sağlıklı yaşa]]></title>
			<description><![CDATA[ Düzce İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen "Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa" farkındalık çalışmaları kapsamında Akçakoca Devlet Hastanesi'nde vatandaşların hareket yaşı ölçülerek analiz edildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ Düzce İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen "Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa" farkındalık çalışmaları kapsamında Akçakoca Devlet Hastanesi'nde vatandaşların hareket yaşı ölçülerek analiz edildi.

Sağlık Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen "Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa" farkındalık çalışmaları kapsamında Akçakoca İlçe Sağlık Müdürlüğü ekipleri, Akçakoca Devlet Hastanesi'nde bilgilendirme standı açtı. Etkinlik kapsamında Fizyoterapist Aybenay Başıbüyük ile Ebe Ümmühan Turan tarafından vatandaşların hareket yaşları ölçülerek elde edilen veriler analiz edildi.

Yapılan değerlendirmelerle katılımcılar hareket kapasiteleri hakkında bilgilendirilirken, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının geliştirilmesine yönelik farkındalık oluşturulması hedeflendi.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/hareket-yasini-ogren-saglikli-yasa-20260716AW74-120.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/hareket-yasini-ogren-saglikli-yasa-20260716AW74-120.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/hareket-yasini-ogren-saglikli-yasa-20260716AW74-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/hareket-yasini-ogren-saglikli-yasa-20260716AW74-120.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/hareket-yasini-ogren-saglikli-yasa/48103/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 16:17:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Zayıflama iğneleri tek başına çözüm değil, doğru tedavinin bir parçasıdır]]></title>
			<description><![CDATA[Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, son yıllarda obezite tedavisinde yaygınlaşan ve kamuoyunda "zayıflama iğnesi" olarak bilinen GLP-1 ve GIP temelli ilaçlarla ilgili önemli bilgilendirmelerde bulundu. Kalkan, bu ilaçların estetik amaçlı değil, kronik bir hastalık olan obezitenin tedavisi için geliştirildiğini vurgulayarak, yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmeyen ilaç kullanımının kalıcı başarı sağlamadığını belirtti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, son yıllarda obezite tedavisinde yaygınlaşan ve kamuoyunda "zayıflama iğnesi" olarak bilinen GLP-1 ve GIP temelli ilaçlarla ilgili önemli bilgilendirmelerde bulundu. Kalkan, bu ilaçların estetik amaçlı değil, kronik bir hastalık olan obezitenin tedavisi için geliştirildiğini vurgulayarak, yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmeyen ilaç kullanımının kalıcı başarı sağlamadığını belirtti.

Son yıllarda obezite tedavisinde önemli bir dönüşüm yaşanırken, kamuoyunda "zayıflama iğnesi" olarak bilinen ilaçlar da en çok konuşulan sağlık başlıklarından biri haline geldi. Ancak bu yoğun ilgi, beraberinde bilgi kirliliğini ve gerçekçi olmayan beklentileri de getiriyor.

Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nden Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, zayıflama iğneleriyle ilgili merak edilenleri güncel bilimsel veriler ışığında değerlendirdi.

Zayıflama iğneleri tokluk hormonlarını taklit ederek etki gösteriyor

Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, kamuoyunda zayıflama iğnesi olarak bilinen ilaçların büyük bölümünün inkretin bazlı ilaçlar olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı:

"Semaglutid ve tirzepatid etken maddeli ilaçlar, bağırsaklardan yemek sonrasında salgılanan GLP-1 ve GIP isimli doğal tokluk hormonlarını taklit eder. Günümüzde bağırsak, yalnızca bir sindirim organı değil, vücudun enerji dengesini düzenleyen önemli bir endokrin organ olarak değerlendirilmektedir. Bu ilaçlar pankreastan kan şekerine bağlı olarak insülin salınımını artırırken mide boşalmasını geciktirir ve beyindeki iştah merkezlerini etkileyerek tokluk hissini uzatır. Böylece günlük enerji alımı azalır."

Herkes kullanamaz, estetik amaçlı geliştirilmedi

Bu ilaçların birkaç kilo vermek isteyen herkes için uygun olmadığının altını çizen Kalkan, "Söz konusu ilaçlar estetik amaçla birkaç kilogram vermek için değil, tip 2 diyabet ve obezite gibi kronik hastalıkların tıbbi tedavisi için geliştirilmiştir" dedi.

Uluslararası kılavuzlara göre ilaçların; yaşam tarzı değişikliğinden yeterli fayda göremeyen, beden kütle indeksi (BKİ) 30 kg/m ve üzerinde olan veya BKİ'si 27 kg/m'nin üzerinde olup hipertansiyon, dislipidemi, uyku apnesi ya da kardiyovasküler hastalık gibi obeziteye eşlik eden en az bir hastalığı bulunan erişkinlerde kullanılmasının önerildiğini belirten Kalkan, tedavinin mutlaka hekim kontrolünde yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

En sık görülen yan etkiler sindirim sistemiyle ilişkili

Zayıflama iğnelerinin her ilaçta olduğu gibi yan etkileri bulunduğunu söyleyen Kalkan, özellikle tedavinin ilk haftalarında bulantı, kusma, ishal ve kabızlık gibi sindirim sistemi şikâyetlerinin görülebildiğini belirtti. Kalkan, "Yan etkiler çoğunlukla ilk 4-8 haftada ve doz artırımı dönemlerinde ortaya çıkar. Vücut ilaca uyum sağladıkça genellikle azalır" diye konuştu.

Belirli tiroid kanseri öyküsü, ciddi pankreatit, tip 1 diyabet, gebelik ve emzirme gibi bazı durumlarda ilaçların kullanılmaması ya da çok yakın takip gerektirdiğini vurgulayan Kalkan, uygunluğun mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Doğru beslenme yan etkilerin hafiflemesine yardımcı oluyor

Beslenme düzeninin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Kalkan, küçük porsiyonlarla beslenmenin, yavaş yemek yemenin, özellikle doz artırım zamanlarında yağlı ve kızartılmış besinlerden kaçınmanın bulantıyı azaltabileceğini ifade etti.

Kabızlık yaşayan bireylerde sıvı tüketiminin artırılması ve lif alımının kademeli yükseltilmesinin; ishal durumunda ise yağlı ve çok baharatlı besinlerin sınırlandırılmasının faydalı olabileceğini belirten Kalkan, gün içine yayılan yeterli sıvı tüketiminin önemine dikkat çekti.

Tartıdaki rakam değil, kaybedilen ağırlığın içeriği önemli

Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, ilaçlarla verilen kilonun yalnızca yağ dokusundan oluşmadığını belirterek "Başarılı bir kilo kaybında önemli olan sadece tartıdaki düşüş değildir. Asıl önemli olan kaybedilen ağırlığın ne kadarının yağdan, ne kadarının kas dokusundan geldiğidir" dedi.

İştah azalmasıyla birlikte protein alımının da düştüğünü belirten Kalkan, bunun kas kaybını artırabileceğini söyleyerek "Semaglutid ile yapılan STEP 1 çalışmasının vücut kompozisyonu analizinde kaybedilen ağırlığın yaklaşık yüzde 35-40'ının yağsız dokudan, yani kas dahil dokulardan geldiği gösterildi. Kas dokusunun kaybı bazal metabolizma hızını düşürebilir ve ilerleyen dönemde ağırlık geri kazanımını kolaylaştırabilir" ifadelerine yer verdi.

İlaç bırakıldığında kilo geri alımı görülebiliyor

Kalkan, bilimsel çalışmaların ilaç bırakıldıktan sonra kilo geri alımının sık görüldüğünü ortaya koyduğunu belirterek "STEP 4 ve SURMOUNT-4 çalışmalarında ilaca devam eden bireylerin ağırlık kaybının devam ettiği, tedaviyi bırakan gruplarda ise belirgin kilo geri alımı yaşandığı görüldü. Bu geri alım, irade eksikliğinin değil, biyolojik bir sürecin beklenen sonucudur; kişiler ilacı bıraktığında hem daha fazla açlık hisseder hem de daha az enerji harcar. Bu tablo, obezitenin kronik ve tekrarlayan bir hastalık olduğunu bir kez daha ortaya koyar" dedi.

Kas kaybı uzun vadede önemli risk oluşturuyor

Tekrarlayan kilo verme ve geri alma döngülerinin zamanla vücut kompozisyonunu olumsuz etkileyebileceğini belirten Kalkan, özellikle ileri yaşlarda sarkopenik obezite riskine dikkat çekti.

Asıl kritik noktanın uzun vadede ortaya çıktığına dikkat çeken Kalkan, "İlaç bırakıldığında geri alınan ağırlık daha çok yağ dokusundan oluşur; kaybedilen kas ise aynı kolaylıkla geri kazanılmaz. Bu nedenle tekrarlayan verme-geri alma döngüleri zamanla vücuttaki yağ oranının artmasına ve kas oranının gerilemesine yol açabilir" uyarısında bulundu.

Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, şunları söyledi:

"Özellikle ileri yaşta ve sık tekrarlayan döngülerde bu durum; kas kütlesi ve gücünün azaldığı, buna rağmen yağ oranının yüksek olduğu 'Sarkopenik obezite' tablosuna zemin hazırlayabilir. Obezitesi olan kadınlarda yapılan bir çalışmada, ağırlık kaybı sırasında kaybedilen her 1 kg yağa karşılık 0,26 kg yağsız doku kaybedilirken, sonraki dönemde geri alınan her 1 kg yağa karşılık yalnızca 0,12 kg yağsız doku geri kazanılmıştır.

Kısacası kas dokusu kaybedilirken kolay, yeniden kazanılırken zordur; bu da kas kütlesini en baştan korumayı çok daha önemli kılar. Bu nedenle süreç, en başından itibaren diyetisyen tarafından bireye özgü bir tıbbi beslenme tedavisiyle planlanmalı; hekim ve diyetisyenin birlikte yürüttüğü bir ekip yaklaşımıyla düzenli olarak takip edilmelidir. Ayrıca tedaviye bir fizyoterapist eşliğinde direnç antrenmanının eklenmesi, kas kütlesinin korunmasına önemli katkı sağlar."

Protein alımı ve direnç egzersizi tedavinin vazgeçilmezleri arasında

Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, GLP-1 tedavisi alan bireylerde yeterli protein alımı ve düzenli direnç egzersizinin kas kaybını önlemek açısından kritik olduğunu belirterek "İştah azalması nedeniyle yalnızca enerji değil; karbonhidrat, protein, vitamin ve mineral alımları da düşebiliyor. Bu nedenle beslenme planı mutlaka kişiye özel hazırlanmalı, gerektiğinde B12 vitamini, demir, çinko, D vitamini, kalsiyum ve magnezyum gibi mikro besin ögeleri açısından düzenli takip yapılmalıdır" dedi.

"İlaçlar yaşam tarzı değişikliğinin yerine geçmez"

Tedavi sürecinde yapılan en büyük hatalardan birinin aşırı düşük enerji alımı olduğunu belirten Kalkan, öğün atlamanın kas kaybını artırabileceğini ifade etti. Kalkan, "İştah kontrolünün kişiler tarafından sağlanabilir hale gelmesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını kalıcı hale getirmek için önemli bir fırsattır. İlaç bırakıldığında görülen ağırlık geri alımını sınırlamanın en etkili yolu da bu dönemde kazanılan yaşam tarzı değişiklikleridir. Nitekim STEP 3 çalışmasında semaglutid, diyetisyen eşliğinde yürütülen yoğun bir yaşam tarzı desteğiyle birlikte yaklaşık yüzde 16 ağırlık kaybı sağlarken, yalnızca yaşam tarzı desteği alan grupta bu oran yüzde 5,7'de kalmıştır. Bu nedenle ilaçların kullanıldığı dönemde yetersiz beslenmek yerine sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturulmalıdır" ifadelerini kullandı.

Türkiye'de obezite oranı artıyor

Kalkan, TÜİK'in 2025 Türkiye Sağlık Araştırması verilerine göre 15 yaş ve üzerindeki bireylerde obezite sıklığının yüzde 21,8'e yükseldiğini, kadınlarda bu oranın yüzde 24,8, erkeklerde ise yüzde 18,7 olarak bildirildiğini hatırlattı.

Zayıflama iğneleri bir kısayol değil

Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, sözlerini şu değerlendirmeyle tamamladı:

"Bu ilaçları ne tamamen reddetmek ne de çözüm olarak görmek doğru yaklaşımdır. Modern tıp, obezite tedavisinde oldukça etkili ilaç seçenekleri sunuyor. Ancak bu tedaviler beslenme düzeni, fiziksel aktivite ve davranış değişikliğiyle birlikte uygulandığında anlamlı ve sürdürülebilir sonuç verir. Zayıflama iğneleri tek başına bir çözüm değil, doğru planlanmış multidisipliner tedavinin önemli bir parçasıdır."

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/zayiflama-igneleri-tek-basina-cozum-degil-dogru-tedavinin-bir-parcasidir-20260716AW74-5904.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/zayiflama-igneleri-tek-basina-cozum-degil-dogru-tedavinin-bir-parcasidir-20260716AW74-5904.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/zayiflama-igneleri-tek-basina-cozum-degil-dogru-tedavinin-bir-parcasidir-20260716AW74-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/zayiflama-igneleri-tek-basina-cozum-degil-dogru-tedavinin-bir-parcasidir-20260716AW74-5904.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/zayiflama-igneleri-tek-basina-cozum-degil-dogru-tedavinin-bir-parcasidir/48092/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 14:45:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Türkiye sağlık turizminde öne çıkıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Türkiye sağlık turizminde öne çıkarken çok sayıda vatandaşın da estetik ve plastik cerrahi, saç ekimi, diş tedavileri, göz hastalıkları, ortopedi bölümleri başta olmak üzere birçok branşta tercihi oluyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye sağlık turizminde öne çıkarken çok sayıda vatandaşın da estetik ve plastik cerrahi, saç ekimi, diş tedavileri, göz hastalıkları, ortopedi bölümleri başta olmak üzere birçok branşta tercihi oluyor.Avrupa, Orta Doğu, Balkanlar ve Kuzey Afrika başta olmak üzere birçok ülkeden vatandaşların sağlık hizmetlerinde yöneldiği Türkiye, estetik ve plastik cerrahi, saç ekimi, diş tedavileri, göz hastalıkları, ortopedi ve travmatoloji, kardiyoloji, onkoloji başta olmak üzere farklı tıbbi alanlarda sunduğu hizmetlerle hastaların tercih ettiği destinasyonlar arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve uluslararası sağlık turizmi derneklerinin verilerine göre, her yıl çok sayıda hasta tedavi amacıyla ülke değiştiriyor. Türkiye de sağlık turizminde tercih edilen noktalar arasında öne çıkarken ERC Estetik Genel Müdürü Sera Ventura da süreçlere ilişkin bilgi verdi. Türkiye'nin coğrafi konumu itibariyle hem Avrupa, Ortadoğu hem de Asya, Afrika kıtalarına kolay erişilebilirlik sunarken modern hastaneler ve klinik altyapı, uluslararası akreditasyon standartlarına uygunluğuyla çok sayıda hastaya hizmet verdiğini belirtti.Sağlık Bakanlığı'nın sektöre yönelik düzenlemelerinin Türkiye'nin küresel sağlık turizmi pazarındaki rekabet gücünü artırdığı aktarılırken dijital konsültasyon sistemleri, 3D planlama yazılımları, robotik cerrahi uygulamaları, minimal invaziv tekniklerin tedavi süreçlerini hem daha güvenli hem de daha konforlu hale getirdiği belirtiliyor. Ventura da son teknolojik yenilikleri takip ederek uyguladıklarını, online konsültasyon, yüz yüzey değerlendirme, operasyon, iyileşme süreci ve taburcu sonrası takip aşamalarını içeren bütüncül bir yaklaşım benimsediklerini söyledi. Tedavinin kişiye özel olduğunu anlatan Ventura, 7/24 erişilebilir destek hatlarına kadar sürecin birçok etkinliği içerdiğini söyledi."Türkiye, sağlık turizminde dünyanın en güvenilir destinasyonlarından biri haline geldi"Genel Müdür Ventura: "Medikal turizm artık sadece maliyet avantajı sunan bir sektör değil, aynı zamanda kalite, güven ve sürdürülebilirlik vaat eden bir küresel ekosistem. Türkiye, sağlık turizminde dünyanın en güvenilir destinasyonlarından biri haline geldi. Bu ekosistemin aktif ve sorumlu bir oyuncusu olmaktan gurur duyuyoruz. Hastalarımıza sunduğumuz her hizmetin arkasında, yılların getirdiği tecrübe, bilimsel yaklaşım ve insani değerler var" dedi."Türkiye'nin medikal turizmdeki payını daha da artıracağına inancımız tam"Sözlerini sürdüren Ventura, "Amacımız, sadece estetik bir görünüm kazandırmak değil, aynı zamanda hastalarımızın özgüvenlerini yeniden inşa etmek ve onlara unutulmaz bir sağlık deneyimi yaşatmaktır. Gelecek yıllarda Türkiye'nin medikal turizmdeki payını daha da artıracağına ve büyümenin öncülerinden biri olmaya devam edeceğimize inancımız tam" şeklinde konuştu.Türkiye'nin sunduğu sağlık hizmetleri, misafirperverlik kültürü, tarihi ve doğal güzellikleri, tedavi sonrası tatil imkanlarıyla birleştiğinde, hastalar için önemli bir nokta olarak öne çıktığına dikkat çeken Ventura, Türkiye adına güzel sürecin artarak devam edeceğini söyledi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/turkiye-saglik-turizminde-one-cikiyor-351.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/turkiye-saglik-turizminde-one-cikiyor-351.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/turkiye-saglik-turizminde-one-cikiyor-6564-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/turkiye-saglik-turizminde-one-cikiyor-351.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/turkiye-saglik-turizminde-one-cikiyor/48089/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 14:29:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["Kemoterapi yaz tatiline engel değil"]]></title>
			<description><![CDATA[Dr. Öğr. Üyesi Meltem Topalgökçeli Selam, "Doğru önlemlerle kemoterapi gören hastalar da yazın güvenle tatil yapabilir" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dr. Öğr. Üyesi Meltem Topalgökçeli Selam, "Doğru önlemlerle kemoterapi gören hastalar da yazın güvenle tatil yapabilir" dedi.Yaz aylarının gelmesiyle birlikte tatil planları hız kazanırken, kemoterapi tedavisi gören kanser hastalarının en çok merak ettiği soruların başında "Denize girebilir miyim?", "Güneşe çıkabilir miyim?" ve "Tatile gitmem tedavimi olumsuz etkiler mi?" geliyor. Liv Hospital Ulus Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Meltem Topalgökçeli Selam, kemoterapi gören hastaların yaz aylarında sosyal yaşamdan tamamen uzak kalmasının gerekmediğini belirterek, "Kemoterapi almak tatil yapmaya engel değildir. Ancak yaz sıcakları, güneş ışınları ve enfeksiyon riski nedeniyle alınacak basit ama hayati önlemler tedavinin güvenliği açısından büyük önem taşır" dedi."Yaz ayları bazı riskleri artırıyor"Kemoterapinin yalnızca kanser hücrelerini değil, sağlıklı hücreleri de etkileyebildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Meltem Topalgökçeli Selam, özellikle bağışıklık sistemi, cilt ve sıvı dengesinin tedavi sürecinde daha hassas hale geldiğini söyledi.Dr. Öğr. Üyesi Meltem Topalgökçeli Selam, "Yüksek sıcaklık, yoğun güneş maruziyeti ve hijyen koşullarındaki değişiklikler yaz aylarında hastalarımız için bazı riskleri artırabiliyor. Ancak bu riskler doğru planlama ve doktor önerilerine uyulduğunda büyük ölçüde kontrol altına alınabilir. Tedavi gören hastalarımızın yaşamdan kopmasını değil, bilinçli hareket ederek yaşam kalitelerini korumalarını istiyoruz" ifadelerini kullandı."Güneşten korunmak sadece konfor değil, tedavinin de bir parçası"Bazı kemoterapi ilaçlarının ciltte ciddi güneş hassasiyeti oluşturduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Meltem Topalgökçeli Selam, kısa süreli güneş maruziyetinin bile ağır yanıklara ve kalıcı cilt lekelerine neden olabileceğini belirtti."Yaz aylarında dışarı çıkmadan yaklaşık yarım saat önce en az SPF 50 koruma faktörlü, UVA ve UVB koruması sağlayan güneş kremi kullanılmalı ve iki saatte bir yenilenmelidir" diyen Dr. Öğr. Üyesi Meltem Topalgökçeli Selam, şöyle devam etti: "Özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarıda bulunulmamalıdır. Geniş kenarlı şapka, UV filtreli güneş gözlüğü ve ince dokulu pamuklu kıyafetler de etkili koruma sağlar.""Sıvı kaybı tedaviyi zorlaştırabilir"Yaz sıcaklarında vücudun normalden daha fazla su kaybettiğini belirten Selam, kemoterapi ilaçlarının da bu tabloyu ağırlaştırabileceğine dikkat çekti.Dr. Öğr. Üyesi Meltem Topalgökçeli Selam, "Yeterli sıvı alınmaması böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir, halsizlik ve tansiyon düşüklüğünü artırabilir. Doktorunuz farklı bir öneride bulunmadıysa günlük 2-2,5 litre su tüketmeye özen gösterin. İdrar renginin koyulaşması vücudun susuz kaldığının önemli göstergelerinden biridir" dedi."Havuz yerine temiz deniz tercih edilmeli"Kemoterapi sürecinde enfeksiyonlardan korunmanın tedavinin en önemli basamaklarından biri olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Meltem Topalgökçeli Selam, özellikle kalabalık havuzlara karşı uyarıda bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Selam, şöyle devam etti: "Bağışıklık sistemi baskılandığı için havuzlar bakteri ve mantar açısından önemli bir risk oluşturabilir. Bu nedenle kemoterapi gören hastalarımıza havuza girmelerini önermiyoruz. Kan değerleri uygun olan hastalar ise mutlaka onkologlarının değerlendirmesi sonrasında temizliği güvenilir denizlerde yüzebilir. Deniz sonrası hemen duş alınmalı ve ıslak mayo ile uzun süre kalınmamalıdır. Port veya kateter bulunan hastalar ise mutlaka hekimlerine danışmalıdır.""Yazın gıda zehirlenmelerine karşı daha dikkatli olunmalı"Yaz mevsiminde besinlerin çok daha hızlı bozulduğunu ifade eden Selam, kemoterapi gören hastalarda basit görünen bir gıda enfeksiyonunun bile ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti.Dr. Öğr. Üyesi Meltem Topalgökçeli Selam, "Açıkta satılan yiyecekler, uzun süre beklemiş açık büfe ürünleri, mayonezli gıdalar ve güvenilir olmayan süt ürünlerinden kaçınılmalıdır. Sebze ve meyveler bol suyla yıkanmalı, mümkünse kabukları soyularak tüketilmelidir. Pişirilen yemeklerin oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemesi de enfeksiyon riskini azaltacaktır" açıklamalarında bulundu."Cilt bakımını ihmal etmeyin"Kemoterapi nedeniyle cildin kuruyup hassaslaşabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Meltem Topalgökçeli Selam, yaz aylarında doğru cilt bakımının önemine dikkat çekerek şöyle devam etti: "Ilık suyla duş alınmalı, kese ve sert lif kullanımından kaçınılmalıdır. Duş sonrasında parfüm ve alkol içermeyen nemlendiriciler kullanılmalı, yoğun kimyasal içeren kozmetik ürünler yerine hassas ciltlere uygun ürünler tercih edilmelidir.""Bu belirtileri hafife almayın"Kemoterapi tedavisi gören hastaların bazı durumlarda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Meltem Topalgökçeli Selam şu uyarılarda bulundu: "38 derece ve üzeri ateş, şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi veya bilinç bulanıklığı, güneş çarpmasını düşündüren bulgular, kontrol altına alınamayan ishal ya da kusma, ciltte ani gelişen yaygın kızarıklık, döküntü veya şiddetli güneş yanığı.""Tedavi sürerken de yaşam devam ediyor"Kanser tedavisinin yalnızca ilaçlardan ibaret olmadığını vurgulayan Selam, sözlerini şöyle tamamladı: "Kanser tedavisi gören hastalarımızın hem fiziksel hem de ruhsal açıdan iyi hissetmeleri tedavinin başarısını destekleyen önemli faktörlerden biridir. Tatil yapmak, deniz havası almak veya sevdikleriyle zaman geçirmek mümkündür. Burada önemli olan, kişinin tedavi planına uygun hareket etmesi, onkoloğunun önerilerini dikkate alması ve kendisini gereksiz risklere maruz bırakmamasıdır. Doğru önlemlerle yaz mevsimi kanser hastaları için de güvenli ve keyifli geçirilebilir."]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kemoterapi-yaz-tatiline-engel-degil-2662.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kemoterapi-yaz-tatiline-engel-degil-2662.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kemoterapi-yaz-tatiline-engel-degil-7037-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kemoterapi-yaz-tatiline-engel-degil-2662.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/kemoterapi-yaz-tatiline-engel-degil/48059/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:44:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Cinsel isteksizlik ve yorgunluk vücudun uyarı sinyali olabilir]]></title>
			<description><![CDATA[Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, sürekli yorgunluk, kas gücünde azalma, karın çevresinde yağlanma, uyku sorunları ve konsantrasyon güçlüğünün düşük testosteronun işareti olabileceğini belirterek, "Testosteron düşüklüğü yalnızca cinsel sağlığı değil, kişinin genel sağlık durumunu da etkileyebilir" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, sürekli yorgunluk, kas gücünde azalma, karın çevresinde yağlanma, uyku sorunları ve konsantrasyon güçlüğünün düşük testosteronun işareti olabileceğini belirterek, "Testosteron düşüklüğü yalnızca cinsel sağlığı değil, kişinin genel sağlık durumunu da etkileyebilir" dedi.Yeni bir araştırma, testosteron seviyesi çok düşük olan erkeklerde ilerleyen yıllarda kansere yakalanma ve kanser nedeniyle yaşamını yitirme riskinin daha yüksek olabileceğini ortaya koydu. Ancak araştırmada düşük testosteron ile prostat kanseri riski arasında doğrudan bir ilişki tespit edilmedi.Yaklaşık 24 bin 500 erkeğin verilerinin değerlendirildiği çalışmada, 11 ayrı araştırmadan elde edilen bulgular bir araya getirildi. Katılımcıların başlangıçtaki hormon düzeyleri ile en az 5 yıl süren takip döneminde kanser tanısı alma ve kanser nedeniyle yaşamını kaybetme durumları incelendi. Değerlendirmelerde yaş, yaşam tarzı ve benzeri etkenler de dikkate alındı.Araştırma sonuçlarını değerlendiren Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, düşük testosteron düzeyinin yalnızca cinsel isteksizlik ve enerji kaybıyla sınırlı bir sorun olmadığını, genel sağlık durumundaki bozulmanın da göstergesi olabileceğini söyledi.Salabaş, "Bu araştırma, testosteronu düşük olan her erkeğin kansere yakalanacağı anlamına gelmiyor. Çalışmada bir ilişki ortaya konuluyor ancak düşük testosteronun doğrudan kansere neden olduğu kanıtlanmış değil. Düşük hormon düzeyi; obezite, diyabet, hareketsizlik, kronik hastalıklar, uyku bozuklukları ve genel sağlık durumundaki bozulmayla birlikte görülebilir. Bu nedenle testosteron düşüklüğünü vücudun verdiği bir uyarı olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır" ifadelerini kullandı.Sadece cinsel sağlığı etkilemiyorTestosteron hormonunun erkek üreme ve cinsel sağlığının yanı sıra kas kütlesi, kemik yoğunluğu, yağ dağılımı, enerji seviyesi ve metabolizma üzerinde de etkili olduğunu anlatan Salabaş, şöyle devam etti:"Testosteron düzeyindeki belirgin düşüş yalnızca cinsel isteksizlik veya sertleşme problemiyle kendini göstermeyebilir. Sürekli yorgunluk, isteksizlik, kas gücünde azalma, karın çevresinde yağlanma, uyku sorunları, konsantrasyon güçlüğü ve duygu durum değişiklikleri de görülebilir. Bu belirtiler farklı hastalıklarda da ortaya çıkabileceği için yalnızca şikâyetlere bakılarak tanı konulmamalıdır."Prostat kanseriyle doğrudan bağlantı tespit edilmediAraştırmada düşük testosteronun prostat kanseri riskini doğrudan artırdığına ilişkin bir bulguya ulaşılamadığını belirten Salabaş, testosteron ile prostat kanseri arasındaki ilişkinin uzun yıllardır tartışıldığını söyledi.Salabaş, "Araştırmada çok düşük testosteron düzeyleri genel kanser riski ve kanser kaynaklı ölümlerle ilişkili bulunurken prostat kanseri açısından aynı ilişki gösterilemedi. Bu sonuç, prostat kanserinin yalnızca testosteron düzeyi üzerinden açıklanamayacak kadar karmaşık bir hastalık olduğunu ortaya koyuyor" diye konuştu.Tek bir kan testi yeterli değilTestosteron eksikliği tanısının tek bir ölçüm sonucuna göre konulmaması gerektiğini vurgulayan Salabaş, hormon düzeylerinin gün içerisinde değişebildiğine dikkati çekti.Salabaş, "Testosteron ölçümünün tercihen sabah saatlerinde yapılması gerekir. İlk sonuç düşük çıkarsa ölçüm farklı bir günde tekrarlanmalıdır. Hastanın yaşı, kilosu, kullandığı ilaçlar, kronik hastalıkları ve mevcut belirtileri birlikte değerlendirilmelidir. Yalnızca laboratuvar sonucuna bakılarak tedaviye başlanması doğru değildir" dedi.Düşük testosteron belirtilerinin uzun süre devam etmesi durumunda üroloji uzmanına başvurulması gerektiğini belirten Salabaş, özellikle cinsel isteksizlik, sertleşme sorunu, açıklanamayan yorgunluk, kas kaybı ve güçsüzlük gibi yakınmaların göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/cinsel-isteksizlik-ve-yorgunluk-vucudun-uyari-sinyali-olabilir-9016.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/cinsel-isteksizlik-ve-yorgunluk-vucudun-uyari-sinyali-olabilir-9016.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/cinsel-isteksizlik-ve-yorgunluk-vucudun-uyari-sinyali-olabilir-3995-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/cinsel-isteksizlik-ve-yorgunluk-vucudun-uyari-sinyali-olabilir-9016.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/cinsel-isteksizlik-ve-yorgunluk-vucudun-uyari-sinyali-olabilir/48042/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Jul 2026 10:43:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["Oksijenli kulak damlasını kullanmadan önce bir kez daha düşünün"]]></title>
			<description><![CDATA[Son dönemde kulak kirini temizlemek amacıyla oksijenli kulak damlası ve oksijenli su kullanımı giderek yaygınlaşıyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Necdet Özçelik, bu ürünlerin bilinçsiz kullanımının faydadan çok zarar getirebileceğine dikkat çekerek, işitme kaybı ve kulakta tıkanıklık hissinin her zaman kulak kirinden kaynaklanmadığını söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Son dönemde kulak kirini temizlemek amacıyla oksijenli kulak damlası ve oksijenli su kullanımı giderek yaygınlaşıyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Necdet Özçelik, bu ürünlerin bilinçsiz kullanımının faydadan çok zarar getirebileceğine dikkat çekerek, işitme kaybı ve kulakta tıkanıklık hissinin her zaman kulak kirinden kaynaklanmadığını söyledi.Kulakta tıkanıklık hissi yaşayan birçok kişi çözümü kendi başına kulak damlası kullanmakta buluyor. Özellikle oksijenli kulak damlalarının yaygınlaşmasıyla birlikte bilinçsiz kullanım da artarken, Medipol Mega Üniversite Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Necdet Özçelik, muayene edilmeden kullanılan damlaların bazı durumlarda ciddi kulak hastalıklarının tanısını geciktirebileceği uyarısında bulundu."Kulak kiri hastalık değil"Kulak kirinin dış kulak yolunun doğal olarak ürettiği koruyucu bir salgı olduğunu belirten Doç. Dr. Özçelik, "Kulak kiri bir hastalık değildir. Dışarıdan gelen toz ve yabancı parçacıkları tutarak kulağı koruyan doğal bir salgıdır. Ancak bazen bu salgı dışarı atılamaz ve birikerek kulakta dolgunluk hissi, işitme azalması veya kişinin kendi sesini farklı duyması gibi şikâyetlere neden olabilir" dedi."Her işitme kaybı kulak kirinden kaynaklanmaz"Oksijenli kulak damlalarının hekimler tarafından da kullanıldığını ifade eden Doç. Dr. Özçelik, asıl sorunun muayene yapılmadan kullanılması olduğunu vurguladı. İşitme azalmasının her zaman kulak kirine bağlı olmadığını belirten Özçelik, "Kulak zarının arkasında sıvı birikmesi gibi orta kulak problemleri de benzer belirtiler oluşturabilir. Kişi bunu kulak kiri sanıp kendi kendine damla kullanırsa tanı gecikebilir ve tedavi süreci uzayabilir" diye konuştu."Kulak zarında delik varsa risk artabilir"Kulak zarında delik bulunan kişilerde bilinçsiz damla kullanımının daha ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Özçelik, "Daha önce kulağına tüp takılmış ya da kulak zarında delik bulunan kişilerde kullanılan damlalar enfeksiyonun orta kulağa taşınmasına neden olabilir. Bu durum hem işitme hem de tedavi açısından daha büyük sorunlara yol açabilir" ifadelerini kullandı."Kulak çöpü kullanmayın"Kulak temizliği için kulak çöpü, pamuk, peçete veya benzeri cisimlerin kullanılmaması gerektiğini belirten Özçelik, bu tür uygulamaların kulak kirini daha da içeri itebildiğini söyledi. Doğru yaklaşımın önce kulak burun boğaz muayenesinden geçmek olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Özçelik, "Kulak işitme organımızdır ve işitmenin sağlıklı olması yaşam kalitesi açısından büyük önem taşır. Doğru tedavi her zaman doğru muayene ile başlar" diyerek sözlerini tamamladı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/oksijenli-kulak-damlasini-kullanmadan-once-bir-kez-daha-dusunun-5465.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/oksijenli-kulak-damlasini-kullanmadan-once-bir-kez-daha-dusunun-5465.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/oksijenli-kulak-damlasini-kullanmadan-once-bir-kez-daha-dusunun-1066-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/oksijenli-kulak-damlasini-kullanmadan-once-bir-kez-daha-dusunun-5465.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/oksijenli-kulak-damlasini-kullanmadan-once-bir-kez-daha-dusunun/47974/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 12:56:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Erken müdahalenin önemi anlatıldı]]></title>
			<description><![CDATA[DÜZCE (İHA) – Düzce'nin Çilimli ilçesinde devlet hastanesi ile Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri tarafından muhtarlar ve Kur'an kursu kursiyerlerine yönelik Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ve sıtma hastalıkları hakkında bilgilendirme eğitimi düzenlendi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[DÜZCE (İHA) – Düzce'nin Çilimli ilçesinde devlet hastanesi ile Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri tarafından muhtarlar ve Kur'an kursu kursiyerlerine yönelik Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ve sıtma hastalıkları hakkında bilgilendirme eğitimi düzenlendi.Çilimli İlçe Devlet Hastanesi ile Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ve sıtma hastalıklarına karşı farkındalığın artırılması amacıyla eğitim programı gerçekleştirdi. Düzenlenen eğitimde ilçedeki muhtarlar ile Kur'an kurslarında eğitim gören kursiyerlere, KKKA ve sıtma hastalıklarının bulaşma yolları, korunma yöntemleri, belirtileri ve erken müdahalenin önemi hakkında bilgi verildi.Özellikle yaz aylarında kene kaynaklı hastalıklara karşı alınacak tedbirlerin hayati önem taşıdığına dikkat çekilerek vatandaşların korunma yöntemleri konusunda bilinçli hareket etmeleri gerektiği vurguladı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/erken-mudahalenin-onemi-anlatildi-6586.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/erken-mudahalenin-onemi-anlatildi-6586.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/erken-mudahalenin-onemi-anlatildi-280-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/erken-mudahalenin-onemi-anlatildi-6586.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/erken-mudahalenin-onemi-anlatildi/47949/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 12:54:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sağlık ekipleri vatandaşların hareket yaşını ölçtü]]></title>
			<description><![CDATA[DÜZCE (İHA) – Düzce'nin Cumayeri ilçesinde 'Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa' farkındalık çalışmaları kapsamında Aile Sağlığı Merkezi'nde stant açılarak vatandaşların hareket yaşları ölçüldü. Analiz sonuçlarına göre vatandaşlar Sağlıklı Hayat Merkezi'ne yönlendirildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[DÜZCE (İHA) – Düzce'nin Cumayeri ilçesinde 'Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa' farkındalık çalışmaları kapsamında Aile Sağlığı Merkezi'nde stant açılarak vatandaşların hareket yaşları ölçüldü. Analiz sonuçlarına göre vatandaşlar Sağlıklı Hayat Merkezi'ne yönlendirildi.Cumayeri Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri, Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa çalışmaları kapsamında ilçedeki Aile Sağlığı Merkezi'nde stant açtı. Etkinlikte vatandaşların hareket yaşları ölçülerek elde edilen veriler analiz edildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, sağlıklı yaşama alışkanlıklarının desteklenmesi amacıyla vatandaşlar Sağlıklı Hayat Merkezi'ne davet edildi. Çalışmanın, toplumda fiziksel aktivite bilincinin artırılması ve sağlıklı yaşamın teşvik edilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/saglik-ekipleri-vatandaslarin-hareket-yasini-olctu-9448.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/saglik-ekipleri-vatandaslarin-hareket-yasini-olctu-9448.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/saglik-ekipleri-vatandaslarin-hareket-yasini-olctu-9876-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/saglik-ekipleri-vatandaslarin-hareket-yasini-olctu-9448.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/saglik-ekipleri-vatandaslarin-hareket-yasini-olctu/47945/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 12:54:50 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bağcılar'da camilerde sağlık taraması yapıldı]]></title>
			<description><![CDATA[İstanbul'un Bağcılar ilçesinde erken tanı ve sağlık farkındalığı kapsamında camilerde vatandaşlara yönelik sağlık taraması gerçekleştirildi. Tarama sonucunda risk tespit edilen vatandaşlar, ayrıntılı değerlendirme yapılması amacıyla sağlık kuruluşlarına yönlendirildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İstanbul'un Bağcılar ilçesinde erken tanı ve sağlık farkındalığı kapsamında camilerde vatandaşlara yönelik sağlık taraması gerçekleştirildi. Tarama sonucunda risk tespit edilen vatandaşlar, ayrıntılı değerlendirme yapılması amacıyla sağlık kuruluşlarına yönlendirildi.Bağcılar Belediyesi, koruyucu sağlık hizmetlerini vatandaşlar için daha ulaşılabilir hale getirmeye devam ediyor. Bu kapsamda Bağcılar Kaymakamlığı, Bağcılar Belediyesi ve Bağcılar Müftülüğü iş birliğiyle, "Camilerde Koruyucu Sağlık Taraması" etkinliği düzenlendi. Bu çerçevede ilçedeki camilerde kurulan stantlarda vatandaşlara ücretsiz sağlık taraması yapıldı.Erken tanı hayat kurtarır"Erken tanı hayat kurtarır" mottosuyla gerçekleştirilen taramalarda riskli bir durumla karşılaşılan vatandaşlar sağlık kuruluşlarına yönlendirildi. Belirti vermeden ilerleyebilen sağlık risklerinin erken dönemde tespit edilmesini amaçlayan programa yoğun katılım oldu.Çeşitli sağlık kontrolleri yapıldıEtkinlik kapsamında tansiyon ve kan şekeri ölçümü, nefeste karbonmonoksit ölçümü, 50-70 yaş arasındaki vatandaşlara yönelik gaitada gizli kan (GGK) testi ile hareket yaşı ölçümü gerçekleştirildi. Sunulan sağlık hizmetinden memnuniyet duyduklarını belirten vatandaşlar, emeği geçenlere teşekkür etti.Vatandaşlarımızı sağlık kuruluşlarına yönlendiriyoruzToplum sağlığı adına yetkili kurumlarla önemli bir projeyi hayata geçirdiklerini söyleyen Bağcılar Belediye Başkanı Yasin Yıldız, "Bu çalışmalarımızla ilgili olumlu geri dönüşler aldık. Toplum sağlığının korunmasına yönelik benzer çalışmalarımız devam edecek. Yapılan taramalarda herhangi bir risk tespit edilen vatandaşlarımızı, gerekli değerlendirmelerin yapılması amacıyla sağlık kuruluşlarına yönlendiriyoruz" dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/bagcilarda-camilerde-saglik-taramasi-yapildi-7447.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/bagcilarda-camilerde-saglik-taramasi-yapildi-7447.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/bagcilarda-camilerde-saglik-taramasi-yapildi-5666-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/bagcilarda-camilerde-saglik-taramasi-yapildi-7447.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/bagcilarda-camilerde-saglik-taramasi-yapildi/47897/</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 14:35:40 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sık idrara çıkma ve aşırı terleme sinir hasarının işareti olabilir]]></title>
			<description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Melih Üçer, sinir hasarının yalnızca el ve ayaklardaki uyuşmayla ortaya çıkmadığını belirterek, sık idrara çıkma, aşırı terleme, dengesizlik, düşme ve elektrik çarpmasını andıran baş ağrılarının da dikkate alınması gerektiğini söyledi. Üçer, sinir hasarının göz ardı edilen 8 belirtisini sıraladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Melih Üçer, sinir hasarının yalnızca el ve ayaklardaki uyuşmayla ortaya çıkmadığını belirterek, sık idrara çıkma, aşırı terleme, dengesizlik, düşme ve elektrik çarpmasını andıran baş ağrılarının da dikkate alınması gerektiğini söyledi. Üçer, sinir hasarının göz ardı edilen 8 belirtisini sıraladı.

Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Melih Üçer, sinir hasarının yalnızca el ve ayaklardaki uyuşmayla kendini göstermediğini, vücudun beklenmedik sinyaller de verebildiğini söylüyor. Doç. Dr. Üçer, sık idrara çıkma, aşırı terleme, sık tökezleme ve elektrik çarpmasını andıran baş ağrılarının ilk bakışta birbiriyle ilgisiz görünen şikâyetler gibi görünse de ortak bir nedeninin sinir hasarı olabileceğini söyledi.

"Sinir sistemi, beyin ile vücudumuz arasındaki iletişim ağıdır" diyen Doç. Dr. Üçer, şöyle devam ediyor:

"Bu ağda bir sorun ortaya çıktığında yalnızca duyularımız değil; hareketlerimiz, dengemiz, hatta mesane kontrolü ve terleme gibi iç organ işlevlerimiz de etkilenebilir. Bu yüzden belirtiler bazen hiç beklenmedik yerlerden gelir ve kolayca başka nedenlere bağlanarak göz ardı edilir."

Doç. Dr. Üçer, ihmal edilmemesi gereken 8 belirtiyi şöyle anlattı:

1. Geçmeyen uyuşma ve karıncalanma

Uzun süre aynı pozisyonda oturduktan sonra ayağın uyuşması gibi kısa süreli yakınmalar genellikle zararsızdır; sinirin geçici olarak baskı altında kalmasından kaynaklanır. Ancak Doç. Dr. Üçer'in uyarısı net: "Karıncalanma, yanma ya da hissizlik kalıcı hâle geliyorsa, giderek artıyorsa ya da kollara ve bacaklara yayılıyorsa nedeni mutlaka araştırılmalıdır."

2. Yaralanmayı fark edememek

Duyu sinirleri zarar gördüğünde sıcaklık, ağrı ve yaralanmalar geç fark edilebilir. Doç. Dr. Üçer, nasıl olduğu hatırlanmayan yanık ve kesiklerin ya da bir türlü iyileşmeyen yaraların basit bir dikkatsizlik sanılmaması gerektiğini, bu durumun duyu kaybı açısından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

3. Elinizden eşya düşüyorsa dikkat

Düğme ilikleyememe, bardakları sık sık elden düşürme, ayakları sürüyerek yürüme ya da merdiven çıkarken zorlanma, sinir ile kas arasındaki iletişimin bozulduğuna işaret edebilir. Doç. Dr. Üçer önemli bir ayrıma da dikkat çekiyor: "Güç kaybı aniden gelişiyor, yüzde kayma ve konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa bu inme belirtisi olabilir; vakit kaybetmeden acile başvurulmalıdır."

4. Belden bacağa vuran ağrı

Belden başlayıp kalçaya ve bacağa yayılan ağrı, çoğu zaman bel fıtığı gibi nedenlerle sinir kökünün baskı altında kalmasından kaynaklanır. Doç. Dr. Üçer, ağrıya uyuşma, his kaybı ya da bacakta güçsüzlük eşlik ediyorsa sinir basısının araştırılması gerektiğini söylüyor.

5. Sık tökezleme ve düşme

"Ben zaten sakarım" demeden önce bir kez daha düşünün. Ayaklardaki duyu kaybı dengeyi doğrudan etkileyebilir. Doç. Dr. Üçer, yeni başlayan dengesizliğin, yürürken savrulmanın ve sıklaşan düşmelerin yalnızca sakarlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtiyor.

6. Mesane kontrolünde değişiklik

Sık idrara çıkma, ani sıkışma hissi, idrar kaçırma ya da mesaneyi tam boşaltamama, akla önce üriner sistem hastalıklarını getirse de bazen sorunun kaynağı sinir sistemidir. Doç. Dr. Üçer burada kritik bir uyarıda bulunuyor: "Bu yakınmalara bacaklarda güçsüzlük ve genital bölgede his kaybı eşlik ediyorsa ya da idrar ve dışkı kontrolü kaybedilmişse, kalıcı hasarı önlemek için acil değerlendirme gerekir."

7. Elektrik çarpması gibi baş ağrısı

Başın arka kısmında aniden başlayan, birkaç saniye süren ve elektrik çarpmasını andıran ağrılar, oksipital sinirin sıkışmasıyla ilişkili olabilir. Doç. Dr. Üçer, tekrarlayan ya da giderek şiddetlenen bu tür ağrıların ihmal edilmemesi gerektiğini söylüyor.

8. Çok terlemek ya da hiç terleyememek

Terleme, kalp hızı ve tansiyon gibi işlevleri, biz farkında olmadan çalışan otonom sinir sistemi düzenler. Doç. Dr. Üçer, "Sıcakla ya da fiziksel aktiviteyle açıklanamayan aşırı terleme, tam tersine hiç terleyememe ve vücut sıcaklığındaki dalgalanmalar, otonom sinir sistemindeki bir bozukluğun işareti olabilir" diyor.

"Nasılsa geçer" demeyin

Doç. Dr. Üçer, sözlerini şu uyarıyla tamamlıyor:

"Bu belirtilerin her biri elbette başka nedenlerle de ortaya çıkabilir. Ancak yakınmalarınız tekrarlıyor, şiddetleniyor ya da günlük yaşamınızı etkilemeye başladıysa 'nasılsa geçer' demeyin. Sinir hasarında erken tanı, hem tedavinin başarısını artırır hem de kalıcı hasarın önüne geçer."

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/sik-idrara-cikma-ve-asiri-terleme-sinir-hasarinin-isareti-olabilir-6966.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/sik-idrara-cikma-ve-asiri-terleme-sinir-hasarinin-isareti-olabilir-6966.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/sik-idrara-cikma-ve-asiri-terleme-sinir-hasarinin-isareti-olabilir-6966-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/sik-idrara-cikma-ve-asiri-terleme-sinir-hasarinin-isareti-olabilir-6966.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/sik-idrara-cikma-ve-asiri-terleme-sinir-hasarinin-isareti-olabilir/47887/</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 14:33:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Tüp bebekte "Ek tedavi" uyarısı]]></title>
			<description><![CDATA[Tüp bebek tedavisinde uygulanan ek tedaviler konusunda vatandaşları uyaran Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Faruk Buyru, "Başarıyı artırdığı iddia edilen pek çok yöntemin etkinliği kanıtlanamadı. Ek tedavilerin maliyeti neredeyse tüp bebek kadar olabiliyor. Bu yöntemler için zaman zaman neredeyse tüp bebek tedavisi kadar ek ücret ödeniyor. Bilimsel olarak faydası gösterilmemiş uygulamalar gereksiz umut oluşturuyor ve çiftleri maddi açıdan]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tüp bebek tedavisinde uygulanan ek tedaviler konusunda vatandaşları uyaran Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Faruk Buyru, "Başarıyı artırdığı iddia edilen pek çok yöntemin etkinliği kanıtlanamadı. Ek tedavilerin maliyeti neredeyse tüp bebek kadar olabiliyor. Bu yöntemler için zaman zaman neredeyse tüp bebek tedavisi kadar ek ücret ödeniyor. Bilimsel olarak faydası gösterilmemiş uygulamalar gereksiz umut oluşturuyor ve çiftleri maddi açıdan zorlayabiliyor" dedi.Dünya genelinde her 6 çiftten yaklaşık biri yaşamının bir döneminde kısırlık sorunu yaşıyor. Tüplerde hasar, ciddi erkek faktörü infertilitesi ve diğer tedavilerin başarısız olduğu durumlarda tüp bebek, tek çare olarak kabul ediliyor. Standart tüp bebek tedavisinde; yumurtalıkların uyarılması, yumurta toplanması, spermin alınması, laboratuvarda embriyo oluşturulması ve sağlıklı embriyonun rahme transfer edilmesi gibi bilimsel etkinliği kanıtlanmış basamaklar uygulanıyor. Bunun yanında tüp bebek tedavisinin başarısını artırdığı iddia edilen bazı yöntemler de çiftlere seçenek olarak sunulabiliyor.Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Faruk Buyru, The Lancet Obstetrics, Gynaecology & Women's Health dergisinde yayımlanan sistematik derleme ve meta-analizin tüp bebek tedavisinde kullanılan "ek tedavileri" mercek altına aldığını belirterek, ''Araştırmada bugüne kadar yapılmış 157 randomize kontrollü çalışma değerlendirildi. Ancak güvenilirlik kriterlerini karşılamayan 72 çalışma analiz dışı bırakıldı. Sonuçta 85 yüksek kaliteli çalışma incelendi ve binlerce hastanın verileri karşılaştırıldı. Araştırmacılar güvenilir olmayan çalışmaların hastalara yanlış umut verebileceğine dikkat çekerek, daha büyük ve daha nitelikli klinik araştırmalara ihtiyaç olduğunu vurguladı" ifadelerini kullandı.Çoğu ek tedavinin etkinliği gösterilemediProf. Dr. Buyru, analiz sonuçlarına göre rutin olarak önerilen birçok ek uygulamanın gebelik ya da canlı doğum oranlarını artırdığına ilişkin güçlü bilimsel kanıt bulunmadığını belirtti. Etkinliği kanıtlanamayan uygulamalar arasında; akupunktur, kortikosteroid (kortizon), aspirin tedavileri, endometriyal reseptivite (ERA) testi, intralipid infüzyonu, yumurtalığa PRP uygulanması, rahim içine PRP uygulanması, herkese PGT-A (embriyolarda kromozom taraması) yer alıyor. Araştırmada yalnızca EmbryoGlue, endometriyal scratching (rahim çizilmesi) ve PICSI yöntemleri için sınırlı düzeyde olumlu bulgular elde edildi. Ancak araştırmacılar, bu yöntemler için de mevcut kanıtların rutin kullanım önerisi yapacak kadar güçlü olmadığını belirtti."Bu yöntemler gebelik şansını artırmıyor''Prof. Dr. Buyru, standart tüp bebek tedavisinin bilimsel basamaklarının belli olduğunu, buna eklenen birçok uygulamanın ise yeterli bilimsel kanıta dayanmadığını söyleyerek, Bazen tedavinin en başında, bazen de başarısız tüp bebek denemelerinden sonra çiftlere 'bunu da yapalım, gebelik şansınız artsın' deniliyor. Ancak çoğu zaman bu yöntemlerin gebelik şansını artırdığı gösterilemiyor. Bu yöntemler gebelik şansını artırmıyor" ifadelerini kullandı.Özellikle akupunktur, kortizon tedavileri, PRP uygulamalarının bilimsel yararı gösterilmeyen ve ailelere ekonomik olarak yük getirdiğini belirten Buyru, "Bu yöntemler için zaman zaman neredeyse tüp bebek tedavisi kadar ek ücret ödeniyor. Bilimsel olarak faydası gösterilmemiş uygulamalar gereksiz umut oluşturuyor ve çiftleri maddi açıdan zorlayabiliyor" dedi.Prof. Dr . Faruk Buyru, bu çalışma ile tüp bebek tedavisinin etkinliğinin sorgulanmadığı, başarıyı artırdığı iddiasıyla standart tedaviye eklenen uygulamaların büyük bölümünün etkinliğine ilişkin güçlü bilimsel kanıt bulunmamasının sorgulandığını kaydediyor. Uzmanlar, hem hekimlerin hem de hastaların tedavi kararlarını kanıta dayalı tıp ilkeleri doğrultusunda vermesi gerektiğinin altını çiziyor.İkinci çalışmada dikkat çeken sonuçAynı dergide yayımlanan ikinci araştırmada ise kanıta dayalı bilgiler içeren yeni bir tüp bebek internet sitesini kullanan hastaların; ek tedavilerin yararları, riskleri ve bilimsel kanıt düzeyi konusunda, standart internet bilgilerini okuyan hastalara göre anlamlı ölçüde daha doğru bilgi sahibi olduğu ortaya konuldu.Araştırmacılar, tüp bebek tedavisi gören çiftlerin ek uygulamalar konusunda karar verirken reklam ve pazarlama söylemlerine değil, güvenilir bilimsel kanıtlara dayanması gerektiğini vurguladı. Bir uygulamanın etkin olduğunu söyleyebilmek için, o tedavi yapılan ve yapılamayan binlerce hastanın karşılaştırılması, çalışmanın başka merkezlerce de etkin bulunması gerekiyor. "Biz daha önce gebe kalamayan beş hastamıza yaptık, üçü gebe kaldı" şeklindeki söylemler gerçeği yansıtmıyor. Maalesef özellikle tüp bebek tedavisinde bazen ticari kaygılar, bilimsel gerçeklerin önüne geçebiliyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/tup-bebekte-ek-tedavi-uyarisi-7991.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/tup-bebekte-ek-tedavi-uyarisi-7991.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/tup-bebekte-ek-tedavi-uyarisi-1077-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/tup-bebekte-ek-tedavi-uyarisi-7991.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/tup-bebekte-ek-tedavi-uyarisi/47877/</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:48:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanından uyarı: "Yanlış güneş gözlüğü göz sağlığını tehdit ediyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Göz hastalıkları uzmanı, yaz aylarında artan güneş ışınlarının göz sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, UV400 koruması bulunmayan güneş gözlüklerinin faydadan çok zarar verebileceği uyarısında bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Göz hastalıkları uzmanı, yaz aylarında artan güneş ışınlarının göz sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, UV400 koruması bulunmayan güneş gözlüklerinin faydadan çok zarar verebileceği uyarısında bulundu.

Yaz aylarında etkisini artıran güneş ışınları, yalnızca cilt sağlığını değil göz sağlığını da tehdit ediyor. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi'nde görevli Göz Hastalıkları Uzmanı Kübra Erdoğan, özellikle UV koruması bulunmayan güneş gözlüklerinin ciddi göz hastalıklarına zemin hazırlayabileceğini belirterek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu.

"Güneş ışınları sandığımızdan daha fazla zarar verebilir"

Güneş ışınlarının gözlerde kısa ve uzun vadede ciddi sorunlara yol açabileceğini ifade eden Kübra Erdoğan, "Güneş ışınları gözlerimize sandığımızdan daha fazla zarar verebilir. Güneş ışınlarına kısa süreli maruziyetlerde gözlerde rahatsızlık hissi, ışık hassasiyeti ya da kızarıklık görülebilir. Daha uzun süreli maruziyetlerde ise kornea tabakasında tahriş ya da hasar, katarakt oluşumu, konjonktiva hastalıklarında artış, halk arasında sarı nokta olarak bilinen hastalıkta artış, retina hastalıklarında artış ya da göz kapağı cilt kanserlerinde artış görülebilir" dedi.

"UV400 ibaresi mutlaka bulunmalı"

Güneş gözlüğü alırken ilk dikkat edilmesi gereken unsurun UV koruması olduğunun altını çizen Erdoğan, vatandaşların güvenilir optik mağazalarını tercih etmeleri gerektiğini belirtti. Erdoğan, "Güneş gözlüklerinde UV400 ibaresinin olmasını istiyoruz. Mutlaka güvenilir optik mağazalarından temin edilmesi ve sertifikasının bulunması gerekiyor. Güneş gözlükleri kesinlikle aksesuar olarak değil, tıbbi ekipman olarak görülmelidir" diye konuştu.

"Kalitesiz gözlük hiç gözlük kullanmamaktan daha fazla zarar verir"

UV filtresi bulunmayan gözlüklerin göz sağlığı açısından ciddi risk oluşturduğunu da ifade eden Dr. Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu:

"Kötü ya da UV filtresi olmayan gözlük kullanmak, hiç gözlük kullanmamaktan daha fazla zarar verir. Bu gözlüklerdeki koyu renkli camlar göz bebeklerinin büyümesine ve zararlı güneş ışınlarının gözlere daha fazla ulaşmasına sebep olur. Bu camların optik kalitesi de düşüktür. Gözde bozukluklara yol açabilir ve gün sonunda baş ağrısı, göz yorgunluğu ya da bulanık görme şikayetlerine neden olabilir. Bu nedenle güneş gözlüğü tercih ederken model veya renkten daha ziyade optik dereceli UV filtresinin olması çok daha önemlidir."

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-yanlis-gunes-gozlugu-goz-sagligini-tehdit-ediyor-20260713AW74-5101.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-yanlis-gunes-gozlugu-goz-sagligini-tehdit-ediyor-20260713AW74-5101.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-yanlis-gunes-gozlugu-goz-sagligini-tehdit-ediyor-20260713AW74-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/uzmanindan-uyari-yanlis-gunes-gozlugu-goz-sagligini-tehdit-ediyor-20260713AW74-5101.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/uzmanindan-uyari-yanlis-gunes-gozlugu-goz-sagligini-tehdit-ediyor/47834/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:41:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Modern yaşamın gizli tehlikesi tükenmişlik sendromu: "Dinlenmek bile yetmiyorsa dikkat"]]></title>
			<description><![CDATA[Maltepe Ersoy Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uz. Dr. Levent Turhan, modern yaşamın getirdiği yoğun tempo ve iş stresinin tetiklediği tükenmişlik sendromu hakkında önemli uyarılarda bulundu. Uz. Dr. Turhan, "Dinlenmenize rağmen geçmeyen bir yorgunluk ve motivasyon kaybı yaşıyorsanız bu durum ruhsal sağlığınızı tehdit eden ciddi bir boyut kazanmış olabilir" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Maltepe Ersoy Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uz. Dr. Levent Turhan, modern yaşamın getirdiği yoğun tempo ve iş stresinin tetiklediği tükenmişlik sendromu hakkında önemli uyarılarda bulundu. Uz. Dr. Turhan, "Dinlenmenize rağmen geçmeyen bir yorgunluk ve motivasyon kaybı yaşıyorsanız bu durum ruhsal sağlığınızı tehdit eden ciddi bir boyut kazanmış olabilir" dedi.Modern yaşamın hızla artan temposu ve sürekli ulaşılabilir olma baskısı, çalışanlar üzerinde kronik bir stres yükü oluşturmaya devam ediyor. Zamanında yönetilemeyen bu stresin bir süre sonra fiziksel, zihinsel ve duygusal kaynakların tamamen tükenmesiyle sonuçlandığını belirten Maltepe Özel Ersoy Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uz. Dr. Levent Turhan, özellikle yoğun sorumluluk taşıyan meslek gruplarını uyardı."İş stresi ile tükenmişliği karıştırmayın"Her iş stresinin tükenmişlik anlamına gelmediğini vurgulayan Uz. Dr. Levent Turhan aradaki farka dikkat çekerek, "İş stresi yaşayan kişi yoğun baskı altındadır ve gergindir ama enerjisini koruyabilir. Güzel bir tatil veya dinlenme sonrasında hızla toparlanır. Ancak tükenmişlik sendromunda durum çok farklıdır. Enerji kaynakları tamamen kurumuş gibidir; kişi dinlense bile toparlanamaz, işine karşı tüm motivasyonunu ve ilgisini kaybeder. Başlangıçta sadece iş hayatını etkileyen bu kriz, zamanla aile ve sosyal yaşam kalitesini de tamamen yerle bir edebilir" şeklinde konuştu."Belirtiler sinsice ve yavaş yavaş gelişiyor"Tükenmişliğin bir anda ortaya çıkmadığını; belirtilerin zamana yayılarak sinsice ilerlediğini ifade eden Turhan, muhtemel sinyalleri ise şu şekilde aktardı:"Fiziksel olarak sürekli yorgunluk, sabahları hiç uyumamış gibi uyanma, geçmeyen baş ve kas ağrıları ile sık hastalanma en belirgin işaretlerdir. Duygusal boyutta ise yoğun bir umutsuzluk, öfke, tahammülsüzlük ve içe dönük bir boşluk hissi baş gösterir. Kişi zihinsel olarak dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve karar vermede güçlük yaşarken; davranışsal olarak da işe gitmek istememe, sosyal çevreden kaçma, işleri sürekli erteleme ve alkol-sigara kullanımında artış gibi eğilimler sergiler.""Mükemmeliyetçiler ve bazı meslek grupları açık hedef"Tükenmişlik sendromunun herkesi etkileyebileceğini ancak özellikle bazı gruplarda riskin çok daha yüksek olduğunu aktaran Turhan, "Özellikle insanla doğrudan temas kuran ve yüksek sorumluluk gerektiren mesleklerden hekimler, hemşireler, öğretmenler, yöneticiler, avukatlar, bankacılar ve çağrı merkezi çalışanları risk altındadır. Bunun yanı sıra evde bakım veren aile bireyleri ile yapısal olarak mükemmeliyetçi kişilik özelliğine sahip bireyler bu sendroma çok daha yatkındır. İş süreçlerinde kontrol eksikliği, takdir edilmeme ve iş-özel hayat dengesinin bozulması süreci hızlandıran temel nedenlerdir" ifadelerini kullandı."Tükenmişlik doğrudan depresyon değildir ama zemin hazırlar"Tükenmişlik sendromunun depresyonla karıştırılmaması gerektiğinin altını çizen Uz. Dr. Levent Turhan, şu ifadelere yer verdi:"Tükenmişlik doğrudan depresyon demek değildir, daha çok işle ilişkili kronik stresin bir sonucudur. Ancak çok uzun süre müdahale edilmeden devam eden tükenmişlik vakaları, bir süre sonra kişide klinik depresyon ve anksiyete bozukluğu gelişimine ciddi şekilde zemin hazırlar. Bu nedenle iki tablonun uzman tarafından doğru ayrıştırılması ve tedavi planının geciktirilmeden yapılması gerekir.""Tedavide ilk adım sınırlar koymak ve profesyonel destek"Son olarak rahatsızlığın çözüm yollarına değinen Uz. Dr. Turhan, şu ifadelere yer verdi:"Tedavide ilk adım tükenmişliğe yol açan kök stres kaynaklarını net bir şekilde belirlemektir. Psikoterapi süreci bu aşamada çok değerlidir; kişi stres yönetimini, hayır diyebilmeyi ve sağlıklı sınırlar koymayı öğrenir. Yaşam tarzında yapılacak düzenli uyku, egzersiz, sosyal destek ve hobilere zaman ayırma gibi hamleler toparlanmayı hızlandırır. Eğer tabloya depresyon veya yoğun kaygı eşlik ediyorsa, psikiyatri uzmanı kontrolünde ilaç tedavisi planlanmalıdır. Haftalarca süren bir yorgunluk, iş performansında belirgin düşüş ve sürekli mutsuzluk varsa vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır."]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/modern-yasamin-gizli-tehlikesi-tukenmislik-sendromu-dinlenmek-bile-yetmiyorsa-dikkat-2060.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/modern-yasamin-gizli-tehlikesi-tukenmislik-sendromu-dinlenmek-bile-yetmiyorsa-dikkat-2060.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/modern-yasamin-gizli-tehlikesi-tukenmislik-sendromu-dinlenmek-bile-yetmiyorsa-dikkat-7675-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/modern-yasamin-gizli-tehlikesi-tukenmislik-sendromu-dinlenmek-bile-yetmiyorsa-dikkat-2060.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/modern-yasamin-gizli-tehlikesi-tukenmislik-sendromu-dinlenmek-bile-yetmiyorsa-dikkat/47827/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:41:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["Deri kanseri sadece benlerden ibaret değil"]]></title>
			<description><![CDATA[Uzm. Dr. Ömer Gezdur, "Cildinizde fark ettiğiniz her değişiklik masum olmayabilir. Düzenli dermatolojik muayene, deri kanserine karşı en güçlü koruyucu yaklaşımdır" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzm. Dr. Ömer Gezdur, "Cildinizde fark ettiğiniz her değişiklik masum olmayabilir. Düzenli dermatolojik muayene, deri kanserine karşı en güçlü koruyucu yaklaşımdır" dedi.

Dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olan deri kanseri, erken evrede tanı konulduğunda tedavi başarısı oldukça yüksek olan hastalıklar arasında yer alıyor. Ancak toplumda deri kanserinin yalnızca benlerden kaynaklandığına yönelik yaygın bir yanlış inanış bulunuyor. Oysa iyileşmeyen yaralar, kabuklanan lezyonlar, uzun süre geçmeyen kızarıklıklar veya yeni gelişen cilt oluşumları da deri kanserinin ilk belirtileri olabiliyor.

Liv Hospital Ulus Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Ömer Gezdur, deri kanserinin en sık görülen türleri, erken dönemde dikkat edilmesi gereken belirtiler ve düzenli dermatolojik kontrollerin önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

"Deri kanseri her zaman bir ben olarak başlamaz"

Uzm. Dr. Ömer Gezdur, "Kontrolsüz güneş maruziyeti, ultraviyole (UV) ışınları, solaryum kullanımı, açık ten yapısı, ileri yaş ve genetik yatkınlık deri kanseri riskini artıran en önemli faktörler arasında yer alıyor. Toplumda deri kanserinin yalnızca koyu renkli benlerden geliştiği düşünülse de bu doğru değildir. Deri kanserleri farklı klinik özellikler gösterir ve her biri farklı belirtilerle ortaya çıkabilir. Bu nedenle ciltte oluşan her yeni değişikliğin dikkatle değerlendirilmesi gerekir" dedi.

"Kanser öncesi dönem gözden kaçmamalı"

Uzm. Dr. Ömer Gezdur, özellikle Aktinik Keratoz adı verilen kanser öncesi lezyonların erken tanınmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekerek şöyle devam etti: "Özellikle açık tenli, renkli gözlü ve yaşamı boyunca yoğun güneşe maruz kalmış kişilerde; yüz, el sırtı ve saçsız kafa derisinde görülen sert, pürüzlü ve zımpara hissi veren kızarık alanlar Aktinik Keratoz olarak adlandırılır. Bunlar henüz kanser değildir ancak yassı hücreli deri kanserine dönüşme potansiyeli taşıyan prekanseröz lezyonlardır. Bu dönemde uygulanacak basit dermatolojik tedavilerle kanser gelişimi büyük ölçüde önlenebilir."

Uzm. Dr. Gezdur, en sık görülen üç deri kanseri türünü şöyle açıkladı:

"Bazal Hücreli Karsinom (BCC): Tüm deri kanserlerinin yaklaşık yüzde 80'ini oluşturan en yaygın deri kanseri türüdür. En sık yüz, burun, kulak, boyun ve saçlı deri gibi güneşe yoğun maruz kalan bölgelerde görülür. Genellikle inci görünümünde parlak pembe bir kabarıklık, ortası hafif çökük iyileşmeyen yara ya da ince damarların seçildiği küçük lezyonlar şeklinde ortaya çıkar. Uzak organlara yayılma riski düşük olsa da tedavi edilmediğinde çevredeki doku, kıkırdak ve kemik yapılarına zarar verebilir.

Yassı Hücreli Karsinom (SCC): Deri kanserleri arasında ikinci sıklıkta görülen bu tümör; dudak, kulak, saçsız kafa derisi ve el sırtında daha sık gelişir. Üzeri pullanan, sert, kabuklanan, kolay kanayan ya da siğil benzeri görünüme sahip lezyonlar şeklinde kendini gösterebilir. Bazal hücreli karsinoma göre daha agresif seyredebilir ve tedavi edilmediğinde bölgesel lenf bezlerine yayılma riski taşır.

Melanom: Melanom, deri kanserlerinin daha az görülen ancak en agresif türüdür. Mevcut bir ben üzerinde gelişebileceği gibi daha önce tamamen normal görünen ciltte yeni oluşan koyu renkli bir leke olarak da ortaya çıkabilir. Asimetrik yapı, düzensiz sınırlar, birden fazla renk tonu içermesi ve zaman içerisinde hızla değişim göstermesi melanom açısından önemli uyarı işaretleridir. Erken tanı, melanomda yaşam süresi ve tedavi başarısını doğrudan etkiler.

"Ben muayenesinde ABCDE kuralını unutmayın"

Uzm. Dr. Ömer Gezdur, herkesin ayda bir kez kendi cildini değerlendirmesini önerdi. Uzm. Dr. Gezdur, benlerde bazı değişiklikler fark edildiğinde vakit kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurulması gerektiğini söyledi. Gezdur, benlerdeki değişiklikleri şöyle sıraladı: "A (Asimetri): Benin iki yarısının birbirine benzememesi. B (Border/Sınır): Kenarların düzensiz, girintili veya belirsiz olması. C (Color/Renk): Aynı ben içerisinde kahverengi, siyah, gri, kırmızı veya mavi gibi farklı renklerin bulunması. D (Diameter/Çap): Çapın yaklaşık 6 milimetreden büyük olması. E (Evolution/Değişim): Benin büyümesi, renk değiştirmesi, kalınlaşması, kaşınması veya kanamaya başlaması."

"Dört haftadan uzun süren yaralar ihmal edilmemeli"

Deri kanserlerinin büyük bölümünün erken tanı sayesinde tamamen tedavi edilebildiğini belirten Uzm. Dr. Ömer Gezdur, sözlerini şu uyarıyla tamamladı: "Özellikle yüz ve güneşe maruz kalan bölgelerde ortaya çıkan, dört haftadan uzun süredir iyileşmeyen, kabuklanan, zaman zaman kanayan ya da giderek büyüyen her cilt lezyonu mutlaka dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Yılda bir kez yapılacak dermoskopik cilt muayenesi, deri kanserinin henüz erken evrede tespit edilmesini sağlayan en etkili yöntemlerden biridir. Erken teşhis yalnızca tedavi başarısını artırmakla kalmaz, hastaların yaşam kalitesini de korur."

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/deri-kanseri-sadece-benlerden-ibaret-degil-20260713AW74-20.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/deri-kanseri-sadece-benlerden-ibaret-degil-20260713AW74-20.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/deri-kanseri-sadece-benlerden-ibaret-degil-20260713AW74-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/deri-kanseri-sadece-benlerden-ibaret-degil-20260713AW74-20.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/deri-kanseri-sadece-benlerden-ibaret-degil/47811/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:39:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sağlıklı gebelik için 4 kritik besin: Demir, kalsiyum, D vitamini ve omega-3]]></title>
			<description><![CDATA[Hamilelik sürecinde anne adaylarının sağlıklı beslenmesi kadar doğru vitamin ve mineral desteği alması da büyük önem taşıyor. Uzmanlar, gebelik döneminde bazı vitamin ve minerallere olan ihtiyacın arttığını belirterek, özellikle folik asit, demir, D vitamini, kalsiyum ve omega-3 desteğinin bebeğin sağlıklı gelişiminde önemli rol oynadığını ifade ediyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hamilelik sürecinde anne adaylarının sağlıklı beslenmesi kadar doğru vitamin ve mineral desteği alması da büyük önem taşıyor. Uzmanlar, gebelik döneminde bazı vitamin ve minerallere olan ihtiyacın arttığını belirterek, özellikle folik asit, demir, D vitamini, kalsiyum ve omega-3 desteğinin bebeğin sağlıklı gelişiminde önemli rol oynadığını ifade ediyor.Samsun Büyük Anadolu Darıca Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Nisa Gizem Yıldırım, gebelikte dengeli beslenmenin temel unsur olduğunu belirterek, "Bu özel dönemde anne adaylarının ihtiyaç duyduğu bazı vitamin ve mineraller yalnızca besinlerle yeterli düzeyde karşılanamayabilir. Bu nedenle doktor önerisiyle uygun takviyelerin kullanılması önemlidir" dedi.Gebelikte en önemli vitaminlerin başında folik asidin geldiğini belirten Yıldırım, folik asidin bebeğin beyin ve omurilik gelişiminde önemli görev üstlendiğini söyledi. Gebelik planlayan kadınların hamilelikten en az bir ay önce folik asit kullanımına başlamasının önerildiğini aktaran Yıldırım, genellikle günlük 400 mikrogram folik asit desteğinin yeterli olduğunu ifade etti.Gebelikte kan hacminin bebeğe yeterli oksijen ve besin taşınabilmesi için yaklaşık yüzde 50 oranında arttığını ifade eden Yıldırım, "Artan kan hacmiyle birlikte daha fazla kırmızı kan hücresine ihtiyaç duyulur. Kırmızı kan hücrelerinin üretimi için ise demir temel minerallerden biridir. Yetersiz demir alımı, gebelikte kansızlığa yol açabilir. Demir eksikliği; yorgunluk, halsizlik, nefes darlığı ve baş dönmesi gibi şikâyetlerin yanı sıra erken doğum ve düşük doğum ağırlığı riskini de artırabilir" diye konuştu.Gebelikte günlük demir ihtiyacının yaklaşık 27 miligrama yükseldiğini belirten Yıldırım, "Kırmızı et, kümes hayvanları ve baklagiller önemli demir kaynaklarıdır ancak gebelikte artan ihtiyacı yalnızca beslenmeyle karşılamak her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle doktor önerisiyle, özellikle gebeliğin ikinci trimesterinden itibaren demir desteği gerekebilir" ifadelerini kullandı."Kalsiyum ve D vitamini bebeğin kemik gelişimi için birlikte çalışıyor"Kalsiyum ve D vitamininin bebeğin kemik ve diş gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayan Yıldırım, "Kalsiyum bebeğin iskelet sisteminin temel yapı taşlarından biridir. Anne yeterli kalsiyum almadığında bebeğin ihtiyacı annenin kemik depolarından karşılanabilir. Bu durum uzun vadede anne kemik sağlığını olumsuz etkileyebilir. D vitamini ise kalsiyumun vücutta etkin şekilde kullanılmasını sağlar" şeklinde konuştu.Gebelikte günlük yaklaşık 1000 miligram kalsiyum ve 600 IU D vitamini alınmasının hedeflenmesi gerektiğini belirten Yıldırım, süt, yoğurt ve peynir gibi besinlerin kalsiyum açısından zengin kaynaklar olduğunu, D vitamini için ise güneş ışığının önemli bir kaynak olduğunu ancak gerektiğinde takviyelerin doktor kontrolünde kullanılabileceğini söyledi."Omega-3 bebeğin beyin ve göz gelişiminde kritik öneme sahip"Omega-3 yağ asitlerinden özellikle DHA'nın bebeğin beyin ve göz gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Yıldırım, "Somon gibi yağlı balıklar güçlü DHA kaynaklarıdır. Ancak gebelikte cıva riski nedeniyle balık seçimine dikkat edilmelidir. Bu nedenle güvenilir kaynaklardan elde edilen omega-3 takviyeleri de tercih edilebilir. Ceviz gibi besinler de bitkisel omega-3 kaynakları arasında yer alır" dedi."Prenatal vitaminler birçok önemli besin öğesini içeriyor"Gebelik döneminde kullanılan prenatal vitaminlerin yalnızca birkaç besin öğesiyle sınırlı olmadığını belirten Yıldırım, "İyi formüle edilmiş prenatal vitaminlerde iyot, B6 ve B12 gibi önemli vitamin ve mineraller de bulunabilir. İyot, bebeğin tiroit fonksiyonları ve beyin gelişimi için kritik öneme sahiptir" açıklamasında bulundu.B vitaminlerinin enerji üretimi ve hücre gelişiminde görev aldığını söyleyen Yıldırım, "B6 vitamini özellikle gebeliğin ilk dönemlerinde görülen mide bulantılarının hafifletilmesine yardımcı olabilir. Kurubaklagiller, muz ve avokado iyi B6 kaynakları arasındadır. B12 vitamini ise sinir sistemi gelişimi ve kan hücrelerinin oluşumu için gereklidir. Yumurta ve lor peyniri, kahvaltılarda tercih edilebilecek güçlü B12 kaynaklarıdır" ifadelerini kullandı.Yıldırım, gebelik döneminde vitamin ve mineral ihtiyacının kişisel özelliklere göre değişebileceğini belirterek, "Takviye kullanımı mutlaka doktor ve diyetisyen önerisi doğrultusunda planlanmalıdır" değerlendirmesinde bulundu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/saglikli-gebelik-icin-4-kritik-besin-demir-kalsiyum-d-vitamini-ve-omega-3-4239.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/saglikli-gebelik-icin-4-kritik-besin-demir-kalsiyum-d-vitamini-ve-omega-3-4239.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/saglikli-gebelik-icin-4-kritik-besin-demir-kalsiyum-d-vitamini-ve-omega-3-2643-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/saglikli-gebelik-icin-4-kritik-besin-demir-kalsiyum-d-vitamini-ve-omega-3-4239.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/saglikli-gebelik-icin-4-kritik-besin-demir-kalsiyum-d-vitamini-ve-omega-3/47804/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:39:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Folik asit hakkındaki yanlış bilgiler anne adaylarını endişelendiriyor]]></title>
			<description><![CDATA[Sosyal medyada son dönemde sıkça dile getirilen 'Gebelikte kullanılan folik asit otizme neden oluyor' iddiası anne adaylarında endişeye neden oluyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sosyal medyada son dönemde sıkça dile getirilen 'Gebelikte kullanılan folik asit otizme neden oluyor' iddiası anne adaylarında endişeye neden oluyor."Bugüne kadar yapılan geniş kapsamlı bilimsel araştırmalar, önerilen dozlarda kullanılan folik asidin otizme yol açtığına dair herhangi bir kanıt ortaya koymuyor" diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Enes Burak Mutlu, folik asit kullanımının gebelik öncesi ve erken gebelik döneminde nöral tüp defektlerinin önlenmesinde önemli desteklerden biri olduğunu belirterek, sosyal medyada yayılan doğrulanmamış bilgilerin anne adaylarını yanlış yönlendirebildiğine dikkat çekti.Son yıllarda otizm spektrum bozukluğuna ilişkin farkındalığın artmasıyla sosyal medyada birçok iddia da gündeme geliyor. Bunlardan biri de gebelikte kullanılan folik asidin otizme neden olduğu yönündeki söylemler. Medicana Çamlıca Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Enes Burak Mutlu, bugüne kadar yapılan geniş kapsamlı bilimsel araştırmaların bu iddiayı doğrulamadığını belirterek, anne adaylarının sağlıklarını ilgilendiren konularda sosyal medya paylaşımları yerine bilimsel kaynaklara ve hekim önerilerine güvenmeleri gerektiğini söyledi.Folik aside gebelikten 1 ay önce başlanmalıFolik asidin B9 vitamininin sentetik formu olduğunu belirten Op. Dr. Enes Burak Mutlu, gebeliğin ilk haftalarında bebeğin beyin ve omuriliğini oluşturacak sinir sisteminin gelişmeye başladığını hatırlattı. Op. Dr. Enes Burak Mutlu, "Bebeğin sinir sistemi henüz anne adayı hamile olduğunu fark etmeden gelişmeye başlar. Bu nedenle gebelik planlayan kadınlarda folik asit kullanımına gebelikten en az bir ay önce başlanması ve gebeliğin ilk 12 haftası boyunca devam edilmesi önerilmektedir. Folik asit, hücre bölünmesi ve DNA sentezi için gerekli bir vitamindir. Yeterli düzeyde alınması, spina bifida gibi nöral tüp defektlerinin önlenmesinde önemli rol oynar" dedi.Gebelik planlayan kadınlarda günlük 400 mikrogram folik asit kullanımının önerildiğini söyleyen Op. Dr. Enes Burak Mutlu, daha önce nöral tüp defektli gebelik öyküsü olan kadınlarda daha yüksek dozların önerilebildiğini belirterek bu gibi özel sağlık durumlarında dozun hekim tarafından kişiye özel planlanması gerektiğini ifade etti.'Folik asit otizme neden oluyor' iddiasını destekleyen kanıt yokSosyal medyada dolaşan iddiaların bilimsel araştırmalarla desteklenmediğini vurgulayan Op. Dr. Enes Burak Mutlu, bugüne kadar yapılmış geniş kapsamlı kohort çalışmalarında ve sistematik derlemelerde önerilen dozda kullanılan folik asidin otizme neden olduğuna ilişkin bir kanıt ortaya koymadığını söyledi. Op. Dr. Enes Burak Mutlu, "Aksine bazı araştırmalarda gebelik öncesinde ve erken gebelik döneminde yeterli folik asit kullanan annelerin çocuklarında otizm görülme ihtimalinin daha düşük olabileceği bildirilmiştir. Ancak bu, folik asidin otizmi önlediği anlamına da gelmez. Bilimsel olarak söyleyebileceğimiz en net şey, mevcut bilimsel kanıtlara göre önerilen dozlarda folik asit kullanımının otizm riskini artırdığını göstermemektedir" ifadelerini kullandı.Otizm tek bir nedene bağlanamazOtizmin çok faktörlü bir nörogelişimsel durum olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Enes Burak Mutlu, genetik yatkınlığın en önemli etkenlerden biri olduğunu söyledi ve açıklamalarına şu sözlerle devam etti:"Otizm gelişiminde genetik başta olmak üzere birçok biyolojik ve çevresel faktör birlikte rol oynuyor. Günümüzde tanı oranlarının artmasında farkındalığın yükselmesi, tarama ve tanı imkanlarının gelişmesi de etkili oluyor. Bu nedenle otizmi tek bir vitamin, tek bir besin ya da tek bir çevresel etkene bağlamak bilimsel açıdan doğru değildir. Mevcut bilimsel kanıtlar, önerilen dozlarda folik asit kullanımının otizm riskini artırdığını göstermemektedir."Folat ile folik asit karıştırılmamalıSosyal medyada sıkça gündeme gelen folat, folik asit ve MTHFR gen mutasyonu konularına da değinen Op. Dr. Enes Burak Mutlu, "Folat, besinlerde doğal olarak bulunan B9 vitaminidir. Folik asit ise bunun takviyelerde ve zenginleştirilmiş gıdalarda da kullanılan sentetik formudur. Bazı kişilerde genetik özelliklere bağlı olarak folat metabolizması farklılık gösterebilir. Ancak yalnızca MTHFR gen varyasyonu bulunması, folik asidin bırakılması veya rutin olarak metillenmiş folat preparatlarına geçilmesi için tek başına bir gerekçe değildir. Bu konuda karar, mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir" diye konuştu.Hekim önerisi olmadan bırakmayınAnne adaylarını sosyal medyada yer alan doğrulanmamış bilgiler konusunda uyaran Op. Dr. Enes Burak Mutlu, sözlerini şöyle tamamladı:"Folik asit, gebelikte koruyucu etkisi en güçlü bilimsel kanıtlara sahip desteklerden biridir. Sosyal medyada karşılaşılan bilgi kirliliği nedeniyle hekim önerisi olmadan folik asit kullanımını bırakmak, bebeğin sağlığını riske atabilir. Gebelik sürecindeki tüm vitamin ve takviyeler, kadın hastalıkları ve doğum uzmanının önerisi doğrultusunda kullanılmalıdır."]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/folik-asit-hakkindaki-yanlis-bilgiler-anne-adaylarini-endiselendiriyor-2238.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/folik-asit-hakkindaki-yanlis-bilgiler-anne-adaylarini-endiselendiriyor-2238.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/folik-asit-hakkindaki-yanlis-bilgiler-anne-adaylarini-endiselendiriyor-6852-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/folik-asit-hakkindaki-yanlis-bilgiler-anne-adaylarini-endiselendiriyor-2238.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/folik-asit-hakkindaki-yanlis-bilgiler-anne-adaylarini-endiselendiriyor/47779/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 10:52:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İlk ayakkabısını 51 yaşında giyebildi]]></title>
			<description><![CDATA[Düzce'de doğuştan "çarpık ayak" rahatsızlığı bulunduğu için hayatı boyunca hiç ayakkabı giyemeyen 51 yaşındaki Melek Kandil, diz ağrısı şikayetiyle başvurduğu hastanede geçirdiği başarılı ameliyatın ardından sağlığına kavuşarak ilk kez ayakkabı giymenin mutluluğunu yaşadı. Kandil, "Şu anki mutluluğumu nasıl anlatsam bilemiyorum. İlk defa ayakkabı giyebiliyor olmak çok güzel bir duygu" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Düzce'de doğuştan "çarpık ayak" rahatsızlığı bulunduğu için hayatı boyunca hiç ayakkabı giyemeyen 51 yaşındaki Melek Kandil, diz ağrısı şikayetiyle başvurduğu hastanede geçirdiği başarılı ameliyatın ardından sağlığına kavuşarak ilk kez ayakkabı giymenin mutluluğunu yaşadı. Kandil, "Şu anki mutluluğumu nasıl anlatsam bilemiyorum. İlk defa ayakkabı giyebiliyor olmak çok güzel bir duygu" dedi.Çocukluk döneminde ayağındaki şekil bozukluğu nedeniyle akran zorbalığına maruz kalan ve geçmiş yıllarda geçirdiği operasyonlardan sonuç alamayan Melek Kandil, rahatsızlığını kabullenerek hayatına devam etti. Dizindeki ağrıların artması üzerine Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Ortopedi Polikliniğine başvuran 2 çocuk annesi Kandil'i muayene eden Op. Dr. Celal Armağan, dizdeki sorunun ayaktaki anatomik bozukluktan kaynaklandığını tespit etti.Doktorunun ayağındaki şekil bozukluğunun riskli ancak mümkün olan bir ameliyatla düzeltilebileceğini belirtmesi üzerine yeniden umutlanan Kandil, iki aşamalı bir operasyon geçirdi. Başarılı geçen ameliyatın ardından ayağı normale dönen Kandil, hayatında ilk kez ayakkabı giyerek yürümeye başladı."İlk kez ayakkabı giydim, dünyalar benim oldu"Ayağından tamamen umudunu kestiğini ve hastaneye sadece diz şikayetiyle gittiğini belirten Melek Kandil, yaşadığı mutluluğu anlattı. Kandil, "Yıllar sonra Dr. Celal beye başvurdum. Sağ olsun, ameliyat etti. Sayesinde ameliyattan sonra ilk defa ayakkabı giymeye başladım. Hayatımda hiç ayakkabı giymemiştim, onun sayesinde giydim. 'Dünyalar benim oldu' desem yeridir. Sevindim çünkü dışarı çıkamıyordum, evden insanları seyrediyordum. Karda, kışta, yağmurda, güneşte hep evdeydim. Çocukken de çok dışlandım, küçümsendim. 'Çolaksın, topalsın' dediler. Dünya şu an umurumda değil. Şu anki mutluluğumu nasıl anlatsam bilemiyorum. İlk defa ayakkabı giyebiliyor olmak çok güzel bir duygu. Doğumumdan 50 yaşına kadar ilk defa ayakkabı giydim" dedi.Melek Kandil, doktora diz şikayeti ile başvurduğunu belirterek, "Ben ayağımdan umudumu kesmiştim. Diz şikayeti ile doktora başvurdum. Doktorum 'ameliyat olabilir ama riskli' dedi. Ben de şansımı denemek istedim. İyi ki de denemişim. Doktorum Celal Armağan'dan Allah razı olsun. Ailem de sağlıma kavuşmama çok sevindi. Eşim, çocuklarım elimi hiç bırakmadılar" diye konuştu."Yürüyerek kontrole geldi"Op. Dr. Celal Armağan ise hastanın dizindeki problemin doğrudan ayağındaki açısal bozukluktan kaynaklandığını ifade ederek, sürece ilişkin şunları kaydetti:"Melek hanım polikliniğimize 2 yıl önce diz şikayetleri ile geldi. Dizindeki sorunun vücudundaki, açısal ve ayağındaki problemden kaynaklandığını söyledim. Ayrıca dizinden operasyon geçirse dahi sorunun çözülmeyeceğini de söyledim. Önemli olan ayağındaki bozukluğun giderilmesiydi. Melek hanım ise daha önce çok doktorlara gittiğini, ameliyatlar geçirdiğini anlattı. Ayağındaki sorundan dolayı ameliyat olamayacağını, doktorların ameliyat olsa dahi sakat kalma ihtimalinden bahsettiklerini söyledi bana. Ameliyatın risk olduğunu ancak bu riski hep birlikte almamız gerektiğini söyledim. Melek hanım bana güvendi. Melek hanımın ameliyatı 2 aşamada yapıldı. Sonrasında ise hayatında hiç ayakkabı giymemiş bir hastam, ayakkabısını giyip, yürüyerek bana kontrole geldi."]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/ilk-ayakkabisini-51-yasinda-giyebildi-4376.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/ilk-ayakkabisini-51-yasinda-giyebildi-4376.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/ilk-ayakkabisini-51-yasinda-giyebildi-1652-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/ilk-ayakkabisini-51-yasinda-giyebildi-4376.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/ilk-ayakkabisini-51-yasinda-giyebildi/47745/</link>
			<pubDate>Sun, 12 Jul 2026 14:35:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çocuklarda sıcak çarpmasına karşı alınması gereken önlemler]]></title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte çocuklarda sıcak çarpması vakaları da daha sık görülmeye başlıyor. Medipol Sağlık Grubu'ndan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Senem Tufan Dursun, çocukların vücut ısılarını yetişkinler kadar iyi düzenleyemediğini belirterek, sıcak çarpmasına karşı aileleri uyardı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yaz aylarında hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte çocuklarda sıcak çarpması vakaları da daha sık görülmeye başlıyor. Medipol Sağlık Grubu'ndan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Senem Tufan Dursun, çocukların vücut ısılarını yetişkinler kadar iyi düzenleyemediğini belirterek, sıcak çarpmasına karşı aileleri uyardı.Yüksek ateş, halsizlik, baş ağrısı ve bilinç değişikliği yaz aylarında görülen bu belirtiler her zaman enfeksiyon kaynaklı olmayabiliyor. Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Senem Tufan Dursun, özellikle çocuklarda sıcak çarpmasının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek alınması gereken önlemleri anlattı.Çocuklar sıcaktan daha fazla etkileniyorÇocukların sıcak havalara karşı daha hassas olduğunu belirten Dr. Dursun, "Çocukların ısı düzenleme mekanizmaları henüz tam gelişmediği için sıcak havalardan yetişkinlere göre daha fazla etkileniyorlar. Ayrıca cilt bariyerleri tam olgunlaşmadığından ve sıvı ihtiyaçlarını kendileri yeterince karşılayamadıklarından dolayı sıcak çarpması riski artıyor" dedi.Yüksek ateş ve halsizlik ilk belirtiler arasındaSıcak çarpmasının farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini ifade eden Dr. Dursun, "Sıcağa maruz kalan çocuklarda yüksek ateş, halsizlik, baş ağrısı, ciltte yaygın kızarıklık, kuruluk ve sıvı kaybına bağlı olarak idrar miktarında azalma görülebilir. Ateşin ani yükselmesi, bilinç değişikliği, aşırı huzursuzluk, ağlama ve kas ağrıları gibi durumlarda mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diye konuştu.İlk müdahale hayat kurtarabilirSıcak çarpmasında hızlı hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Dursun, "Sıcağa bağlı gelişen yüksek ateş durumunda çocuğun üzerindeki fazla kıyafetler çıkarılmalı, duş aldırılmalı ve sıvı tüketimi artırılmalıdır. Vücut ısısı bazı durumlarda 40 derecenin üzerine çıkabilir. Bu da hayati risk oluşturabilecek tabloların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle çocuğun bir an önce serinletilmesi ve sıvı kaybının yerine konulması büyük önem taşır" ifadelerini kullandı.10.00 ile 16.00 saatleri arasında dikkatli olunSıcak çarpmasından korunmak için alınabilecek önlemlere değinen Dr. Dursun, "Güneş ışınlarının en dik geldiği 10.00 ile 16.00 saatleri arasında özellikle küçük çocukların dışarı çıkarılmamasını öneriyoruz. Dışarı çıkılması gerekiyorsa mutlaka koruyucu önlemler alınmalı. Açık renkli ve hava alabilen kıyafetler tercih edilmeli ve bol sıvı tüketimi sağlanmalıdır" dedi.6 aydan küçük bebeklerde fiziksel koruma ön plandaGüneş koruyucu kullanımına da değinen Dr. Dursun, "Altı aydan büyük bebeklerde uygun güneş koruyucular kullanılabilir. Ancak altı aydan küçük bebeklerde fiziksel korunma daha önemlidir. Bu nedenle uzun kollu ince kıyafetler ve gölgede kalmak öncelikli korunma yöntemleri arasında yer almalıdır" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/cocuklarda-sicak-carpmasina-karsi-alinmasi-gereken-onlemler-1745.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/cocuklarda-sicak-carpmasina-karsi-alinmasi-gereken-onlemler-1745.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/cocuklarda-sicak-carpmasina-karsi-alinmasi-gereken-onlemler-7201-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/cocuklarda-sicak-carpmasina-karsi-alinmasi-gereken-onlemler-1745.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/cocuklarda-sicak-carpmasina-karsi-alinmasi-gereken-onlemler/47731/</link>
			<pubDate>Sun, 12 Jul 2026 11:25:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kulağından 'kelebek' çıktı: "Hareketliydi, doğaya bıraktık"]]></title>
			<description><![CDATA[Kulağında adeta hareket eden bir şey olduğunu söyleyerek doktora giden 40 yaşındaki adamın kulağından kelebek çıktı. Hastanın kulağındaki kelebek ve çıkartılma anı görüntülere yansırken şaşkınlık yaşadıklarını söyleyen Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Ayanoğlu, "Hasta, 'böcek olabilir' dedi, baktım, gerçekten kelebek, hareket ediyordu. Hayret ettik, hiç tahmin etmiyordum. Alırken kibar aldım, kelebeğe bir şey olmadı, çıkarttık,]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kulağında adeta hareket eden bir şey olduğunu söyleyerek doktora giden 40 yaşındaki adamın kulağından kelebek çıktı. Hastanın kulağındaki kelebek ve çıkartılma anı görüntülere yansırken şaşkınlık yaşadıklarını söyleyen Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Ayanoğlu, "Hasta, 'böcek olabilir' dedi, baktım, gerçekten kelebek, hareket ediyordu. Hayret ettik, hiç tahmin etmiyordum. Alırken kibar aldım, kelebeğe bir şey olmadı, çıkarttık, doğaya bıraktık" dedi.İstanbul'un Küçükçekmece ilçesinde yaşayan 40 yaşındaki adam, 19 Haziran günü kulağında adeta hareket eden bir şey olduğu şikayetiyle ilçede bulunan özel bir tıp merkezine başvurdu. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Ayanoğlu'nun yaptığı incelemelerde ise ekip adeta şok oldu. Tıbbi görüntülemede hastanın kulağında kelebek olduğu ve hareket ettiği görüldü. Op. Dr. Ayanoğlu, canlı olduğunu gördüğü kelebeği hassasiyetle hastanın kulağından çıkardı.Hastanın kulağındaki kelebek görüntülere yansıdı. Hasta rahata kavuşurken Ayanoğlu, hastası ve tedavi sürecini anlattı."'Kulağımda bir şey oynuyor' dedi, hayret ettik"Hastasına yönelik bilgi veren Op. Dr. Cüneyt Ayanoğlu, "Hastam İstanbul'da yaşıyordu, burada olmuş olay. Benim için çok ilginç bir hastaydı. Bu vakaları çok nadir görürüz. Hasta geldi, 'Kulağımda bir şey oynuyor' dedi. Herhalde kir var, o oynuyor dedim, 'Böcek olabilir' dedi, baktım, kelebek. Bu mevsimlerde uçuşan kelebekler, bir şekilde girmiş. Hareket ediyordu, rahat çıkabilecek bir pozisyondaydı, küçük bir aletle çıkarttık. Hasta da rahatladı, biz de hayret ettik. Hasta da 'Ben demiştim' dedi. Ayaklarının pozisyonuna bakınca kulak zarına değerse çok rahatsız edici bir his, ses, hareket hissi oluşturabilir. Çok büyük olmadıkça, çok sıkışmadıkça işitme kaybına sebep olmuyor" diye konuştu."Hiç tahmin etmiyordum, kibar aldım, çıkartınca doğaya bıraktık"'Bu tip durumları yazın dışarıda yatılan yerlerde daha sık görüyoruz' diyen Ayanoğlu, "Oradaki insanlar az çok biliyor, kıpırtı olduğu zaman böcek olabileceği ihtimali daha fazla, buralarda çok nadir. Yaz dönemlerinde kulak biraz daha problemli olabiliyor. Kulak kirleri, dış kulak yolu iltihapları ve kulak mantarları olabiliyor. Hasta, şikayet hissettikten 5-6 saat sonra geldi. Şaşırdık, ben hiç tahmin etmiyordum. Çıkartınca hareket ediyor, saldık, doğaya bıraktık. Alırken kibar aldım, bir şey olmadı" dedi."Kulağa hiçbir şey sokmamak lazım"Kulak sağlığı konusunda vatandaşlara tavsiyelerde bulunan Ayanoğlu, bir rahatsızlık hissedildiğinde mutlaka hekime başvurulması gerektiğini belirtti. Ayanoğlu sözlerine şöyle devam etti: "Kulak çubuğu kullanmayı hiç tavsiye etmiyorum. Kulak salgısı doğal bir koruyucu orada, kir değil. Kulağa hiçbir şey sokmamak lazım. Dış kulak yolu iltihaplarının sık sebeplerinden birisi; havuzlardan mikrop kapmak, gittikleri havuzların temizliği konusunda hassas olmalarını istiyorum."]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kulagindan-kelebek-cikti-hareketliydi-dogaya-biraktik-9648.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kulagindan-kelebek-cikti-hareketliydi-dogaya-biraktik-9648.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kulagindan-kelebek-cikti-hareketliydi-dogaya-biraktik-4980-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kulagindan-kelebek-cikti-hareketliydi-dogaya-biraktik-9648.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/kulagindan-kelebek-cikti-hareketliydi-dogaya-biraktik/47729/</link>
			<pubDate>Sun, 12 Jul 2026 11:25:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hekime 77 milyon liralık tazminat davasında yeni gelişme]]></title>
			<description><![CDATA[Gebelik takibini yaptığı hastasının bebeğinin down sendromlu doğması üzerine hakkında tazminat davası açılan doktorun mal varlığına, yerel mahkemenin kararı sonrası 77 milyon liralık haciz uygulandı. Doktorun dava sürecinde trafik kazası geçirerek yoğun bakımda tedavi gördüğü öğrenilirken, HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban istinaf mahkemesinin kararı bozmasına rağmen hekimin maddi mağduriyetinin giderilemediğini belirtti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gebelik takibini yaptığı hastasının bebeğinin down sendromlu doğması üzerine hakkında tazminat davası açılan doktorun mal varlığına, yerel mahkemenin kararı sonrası 77 milyon liralık haciz uygulandı. Doktorun dava sürecinde trafik kazası geçirerek yoğun bakımda tedavi gördüğü öğrenilirken, HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban istinaf mahkemesinin kararı bozmasına rağmen hekimin maddi mağduriyetinin giderilemediğini belirtti.Olay, Temmuz 2021'de Diyarbakır'da yaşandı. Edinilen bilgiye göre, dördüncü çocuğunu dünyaya getiren bir kadın, bebeğinin down sendromlu doğması üzerine, gebelik sürecinde kendisine üçlü tarama testinin önerilmediğini iddia ederek kadın doğum uzmanı hakkında tazminat davası açtı. Hekimin ise gebelik takibi sırasında söz konusu testi aileye önerdiği ancak bunun yine aile tarafından reddedildiği öne sürüldü. Dava süreci yaklaşık 4 yıl sürdü.Geçtiğimiz ocak ayında görülen duruşmada ise yerel mahkeme doktoru tazminata mahkum etti. Kararın ardından doktor hakkında yaklaşık 77 milyon liralık icra işlemi başlatılarak mal varlığına haciz uygulandı.Hekim ve Diğer Sağlık Çalışanları Kamu Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (HEKİMSEN) Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban ise yaptığı açıklamada iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirterek hekimin yaşadığı mağduriyete dikkati çekti."Doktor trafik kazası geçirdiği için kendini savunamadı"Hastaya gebelik takibi sırasında üçlü tarama testinin önerildiğini ancak ailenin ekstra masraf çıkacağı gerekçesiyle bunu reddettiğini savunan Kurban, şunları kaydetti:"Hamile hastamız özel bir merkezde takip ediliyor. Takip edilirken kendisine, 'Üçlü tarama testi vakti geldi. Bunu yaptırır mısınız?' deniliyor. O da 'Yaptırmak istemiyorum. Allah'ın yarattığına karşı değilim' diyor. Hasta bunu istemiyor çünkü bu özel hastanede ek bir masraf demek. Bu tarama talebini aile inkar da etse etmese de bunun doktor tarafından söylenmemiş olma ihtimali yok. Akabinde bu doktorun başına bu süreçte bazı şeyler geliyor. Çok ciddi bir trafik kazası geçiriyor. Yoğun bakımda yatıyor. İki yıl kadar kendine gelemiyor. Tarama yaptırılmayan bebeğin doğduğunda down sendromlu olduğu anlaşılınca doktora dava açılıyor. Bu sırada doktor da kendini savunacak durumda değil. Doktor arkadaşımız o sırada zaten ciddi bir travma yaşıyor. Trafik kazası sonrası yoğun bakımda kalması gerekiyor. Bazı ameliyatlar geçiriyor.""Yerel mahkemenin kararıyla hekimin bütün malı-mülkü gitti"Doktorun yoğun bakımdaki tedavisi sürerken o dönemde dava sürecinin ilerlediğine dikkati çeken Kurban, "Doktor arkadaşımız kendini savunacak durumda olmadığı için karar şikayetçiler lehine çıkıyor ve doktorun malına icra geliyor. 77 milyon TL'lik bir icra geliyor. Sabah icra memuru geliyor ve alabileceği her şeyi alıyor. Karar İstinafa ve Yargıtay'a gitmeden yerel mahkemenin kararıyla hekimin bütün malı-mülkü gitti" dedi."Doktor verdiklerini geri alabilecek mi?"Yerel mahkemenin verdiği kararın daha sonra istinaf tarafından bozulduğunu vurgulayan Kurban, "Yerel mahkemenin bu kararı Yargıtay'da da bozulacak. Doktor verdiklerini geri alabilecek mi? Alamayacak. Avukat alacağını aldı. Paranın bilmem yüzde kaçını aldı, çekildi. Ondan bir şey alamazsın. Şikayetçiden paranı geri alabilecek misin? Alamayacaksın. Doktorun bütün malı gitti. Gidecek her şey gitti" diye konuştu.HEKİMSEN olarak süreci yakından takip ettiklerini belirten Kurban, durumu hukuksal, vicdani ve tıbbi boyutlarıyla ele aldıklarını ve sendika avukatları aracılığıyla doktora hukuki danışmanlık hizmeti sağladıklarını sözlerine ekledi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/hekime-77-milyon-liralik-tazminat-davasinda-yeni-gelisme-7827.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/hekime-77-milyon-liralik-tazminat-davasinda-yeni-gelisme-7827.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/hekime-77-milyon-liralik-tazminat-davasinda-yeni-gelisme-1410-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/hekime-77-milyon-liralik-tazminat-davasinda-yeni-gelisme-7827.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/hekime-77-milyon-liralik-tazminat-davasinda-yeni-gelisme/47668/</link>
			<pubDate>Sat, 11 Jul 2026 12:57:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Gizli başlayan bir tehdit: Kolorektal kanserler]]></title>
			<description><![CDATA[Dünya genelinde en sık görülen ve ölümcül sonuçlara yol açabilen kolorektal (kalın bağırsak ve rektum) kanserler, sessiz ilerlediği için erken teşhisi zorlaştırıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Osman Civil, vakaların yüzde 70'ine poliplerin neden olduğunu belirterek, 45 yaşından itibaren hayat kurtaran düzenli tarama testlerinin yaptırılması konusunda uyardı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dünya genelinde en sık görülen ve ölümcül sonuçlara yol açabilen kolorektal (kalın bağırsak ve rektum) kanserler, sessiz ilerlediği için erken teşhisi zorlaştırıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Osman Civil, vakaların yüzde 70'ine poliplerin neden olduğunu belirterek, 45 yaşından itibaren hayat kurtaran düzenli tarama testlerinin yaptırılması konusunda uyardı.Kolorektal kanserler, dünyada hem erkeklerde hem kadınlarda sık görülen ve ölümcül sonuçlara yol açabilen kanser türlerinden biri. Gizlice başlaması nedeniyle çoğu zaman geç fark edilen bu hastalıkta erken tanı hayat kurtarıyor. Medipol Bahçelievler Üniversite Hastanesi'nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Osman Civil, kolorektal kanserin risk faktörleri ve korunma yolları hakkında önemli bilgiler verdi.Poliplerden kansere uzanan yolKolorektal kanserler, dünya genelinde kanser ilişkili ölümler arasında ikinci sırada yer alıyor. Erkeklerde kadınlara göre biraz daha sık görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Civil, "Bu kanser türü genellikle bağırsak düzeninde bozulma, müphem karın ağrısı, rektal kanama, ishal veya kabızlık gibi belirtilerle kendini gösterir. Ancak çoğu belirti nonspesifik olduğu için erken dönemde gözden kaçabilir" dedi.Üç yolla gelişiyorKolorektal kanserlerin genellikle üç farklı yolla geliştiğini belirten Prof. Dr. Civil, "Bunlar ailevi, kalıtımsal ve poliplerden kaynaklanan yollar. Vakaların yaklaşık yüzden 70'i poliplerden gelişiyor. Polipler, kalın bağırsağın iç yüzeyinde iyi huylu tümörler olarak başlar. Ancak 5 ila 15 yıl içinde farklılaşarak kansere dönüşebilirler. Kalıtımsal geçiş gösteren kanserlerin oranı ise yaklaşık yüzde 5-10 arasında değişiyor. Ailevi yatkınlık ise yüzde 10-15 oranında karşımıza çıkıyor. Aile öyküsü olan bireylerde tarama yaşlarını daha erkene çekiyoruz" diye belirtti.Değiştirilebilir ve değiştirilemeyen risk faktörleriKolorektal kanser gelişiminde bazı risk faktörlerinin daha ön planda olduğunu dile getiren Prof. Civil, "Değiştirilebilir risk faktörleri arasında obezite, diyabet ve insülin direnci, fiziksel aktivite yetersizliği, çok fazla kırmızı et veya işlenmiş et tüketimi, sigara ve alkol yer alırken; değiştirilemeyen risk faktörleri arasında ileri yaş, aile öyküsü, ırk, cinsiyet ve polipler bulunuyor. Erken tanı, kolorektal kanserlerde tedavi başarısını doğrudan etkiliyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün de önerdiği tarama programına göre 45 yaşından itibaren yılda bir kez gaitada gizli kan testi yapılmalı. 5 yılda bir rektosigmoidoskopi uygulanmalı. 10 yılda bir kolonoskopi ile tam bağırsak taraması yapılmalı. Aile öyküsü olan bireylerde bu tarama yaşları 20'li yaşlara kadar indirilebiliyor" diye konuştu.Tedavide çok disiplinli yaklaşımKolorektal kanserlerin tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım yürütüldüğünün altını çizen Prof. Civil, "Tedavide cerrahi, onkoloji, radyasyon onkolojisi, nükleer tıp ve radyoloji hekimlerinden oluşan multidsipliner bir ekip birlikte çalışıyor. Primer tedavi ise genellikle cerrahidir. Hastalığın klinik evresi Bilgisayarlı tomografi (BT), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) veya Pozitron Emisyon Tomografisi ile Bilgisayarlı Tomografi (PET-CT) gibi görüntüleme yöntemleriyle detaylı olarak belirleniyor ve tedavi planı buna göre şekillendiriliyor" diyerek sözlerini tamamladı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gizli-baslayan-bir-tehdit-kolorektal-kanserler-4709.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gizli-baslayan-bir-tehdit-kolorektal-kanserler-4709.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gizli-baslayan-bir-tehdit-kolorektal-kanserler-3034-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gizli-baslayan-bir-tehdit-kolorektal-kanserler-4709.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/gizli-baslayan-bir-tehdit-kolorektal-kanserler/47546/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 10:06:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hareket yaşını öğren sağlıklı yaşa]]></title>
			<description><![CDATA[Düzce'de sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik yürütülen "Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa" farkındalık çalışmaları kapsamında bilgilendirme etkinliği düzenleniyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Düzce'de sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik yürütülen "Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa" farkındalık çalışmaları kapsamında bilgilendirme etkinliği düzenleniyor.

Düzce Valiliği Tapu Müdürlüğü'nde bilgilendirme etkinliği gerçekleştirilen etkinlikte kurum binasında stant kuran sağlık ekipleri, Tapu Müdürlüğü personeline çeşitli sağlık ölçümleri yaparak fiziksel aktivitenin önemi ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Katılımcılara hareketli yaşamın sağlık üzerindeki olumlu etkileri anlatılırken, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenmenin yaşam kalitesini artırmadaki rolüne dikkat çekildi.

Farkındalık çalışmasının temel amacının bireylerin fiziksel aktivite düzeylerini artırmak, hareketsiz yaşamın neden olabileceği sağlık sorunlarına karşı bilinç oluşturmak ve toplumda sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmak olduğunu belirtti.

Düzce genelinde sürdürülen "Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa" etkinliklerinin farklı kamu kurumları ve vatandaşların yoğun olarak bulunduğu alanlarda devam edeceği bildirildi.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/hareket-yasini-ogren-saglikli-yasa-20260710AW74-7501.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/hareket-yasini-ogren-saglikli-yasa-20260710AW74-7501.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/hareket-yasini-ogren-saglikli-yasa-20260710AW74-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/hareket-yasini-ogren-saglikli-yasa-20260710AW74-7501.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/hareket-yasini-ogren-saglikli-yasa/47540/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 10:04:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yaz aylarında vajinal enfeksiyon riski artıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Liv Hospital Ulus Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sibel Malkoç yaz aylarında sık görülen vajinal enfeksiyonlara karşı uyardı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Liv Hospital Ulus Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sibel Malkoç yaz aylarında sık görülen vajinal enfeksiyonlara karşı uyardı.

Yaz aylarında artan sıcaklık, nem, deniz ve havuz aktiviteleri kadınlarda vajinal enfeksiyon görülme sıklığını artırabiliyor. Özellikle hijyen koşulları yeterli olmayan havuzlar, uzun süre ıslak mayo veya bikini ile kalınması ve sıcak havanın oluşturduğu nemli ortam, vajinal floranın dengesini bozarak enfeksiyonların gelişmesine zemin hazırlıyor. Liv Hospital Ulus Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sibel Malkoç, yaz aylarında sık karşılaşılan vajinal enfeksiyonların nedenleri, korunma yöntemleri ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.

Yaz aylarında enfeksiyonlar neden artıyor?

Yaz mevsiminde kadın hastalıkları polikliniklerine en sık başvuru nedenlerinden biri tekrarlayan veya tedaviye dirençli vajinal enfeksiyonlardır. Özellikle mantar enfeksiyonlarının sıcak ve nemli ortamlarda daha kolay geliştiğini belirten Op. Dr. Sibel Malkoç, bu dönemde alınacak basit önlemlerle enfeksiyon riskinin önemli ölçüde azaltılabileceğini söyledi.

"Hijyen açısından problemli havuzlar, uzun süre ıslak mayo ile kalınması ve sıcak havanın oluşturduğu nemli ortam, vajinal enfeksiyonların oluşmasını kolaylaştırırken tedavi sonrasında yeniden ortaya çıkmasına da neden olabiliyor. Yaz aylarında vajinal floranın korunmasına özen göstermek enfeksiyon riskini azaltmada büyük önem taşıyor."

Islak mayo ile uzun süre kalmayın

Vajinal enfeksiyonlardan korunmanın büyük ölçüde günlük alışkanlıklara bağlı olduğunu ifade eden Op. Dr. Sibel Malkoç, yaz aylarında dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle açıkladı:

''Temizliğinden emin olmadığınız havuzlarda yüzmeyin. Deniz veya havuz sonrası ıslak mayo ve bikininizi mümkün olan en kısa sürede değiştirin. Genital bölgenin hava almasını sağlayan pamuklu iç çamaşırlarını tercih edin. Gereksiz vajinal temizlik ürünleri kullanarak doğal vajinal florayı bozmayın. Tekrarlayan enfeksiyonlarda hekimin önerisi doğrultusunda ağızdan veya vajinal probiyotik kullanımı ile karbonhidrattan fakir beslenme destekleyici olabilir.''

Partner tedavisi de gerekebilir

Tekrarlayan vajinal enfeksiyonlarda yalnızca kadının tedavi edilmesinin her zaman yeterli olmayabileceğini belirten Op. Dr. Sibel Malkoç, partnerde de şikâyet bulunması halinde değerlendirilmesi ve gerekli tedavinin planlanmasının önem taşıdığını söyledi.

"Partnerde de enfeksiyona ait belirtiler varsa, gerekli durumlarda eş zamanlı tedavi uygulanması ve tedavi sürecinde cinsel ilişkiden kaçınılması enfeksiyonun tekrarlamasını önlemeye yardımcı olabilir."

Tekrarlayan enfeksiyonlarda vajinal lazer tedavisi değerlendirilebilir

Diyet ve hijyen kurallarına dikkat edilmesine rağmen sık tekrarlayan vajinal enfeksiyonlarda uygun hastalarda vajinal lazer uygulamalarının destekleyici bir tedavi seçeneği olabileceğini belirten Op. Dr. Sibel Malkoç, şu bilgileri paylaştı:

"Vajinal lazer uygulaması yaklaşık 10 dakika süren, ağrısız ve anestezi gerektirmeyen bir işlemdir. Tedavide amaç, bozulan vajinal flora dengesinin yeniden desteklenmesine katkı sağlayarak vajinal dokunun enfeksiyonlara karşı direncini artırmak ve enfeksiyonların kronikleşmesini önlemektir. Ancak bu tedavi her hasta için uygun değildir. Uygunluk mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından değerlendirilmelidir."

Tekrarlayan enfeksiyonları ihmal etmeyin

Kaşıntı, yanma, kötü kokulu akıntı, kızarıklık ve cinsel ilişki sırasında ağrı gibi şikâyetlerin tekrarlaması durumunda mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Sibel Malkoç, erken tanı ve doğru tedavinin enfeksiyonların kronikleşmesini önlediğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

"Tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar yalnızca yaşam kalitesini düşürmekle kalmaz, altta yatan farklı sağlık sorunlarının da habercisi olabilir. Bu nedenle şikâyetler tekrar ediyorsa kendi kendine tedavi yöntemleri yerine mutlaka uzman değerlendirmesi alınmalıdır."

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaz-aylarinda-vajinal-enfeksiyon-riski-artiyor-20260710AW74-9732.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaz-aylarinda-vajinal-enfeksiyon-riski-artiyor-20260710AW74-9732.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaz-aylarinda-vajinal-enfeksiyon-riski-artiyor-20260710AW74-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaz-aylarinda-vajinal-enfeksiyon-riski-artiyor-20260710AW74-9732.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/yaz-aylarinda-vajinal-enfeksiyon-riski-artiyor/47536/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 10:03:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Durusu Şehit Polis Ayhan Ölçer Aile Sağlığı Merkezi hizmete açıldı]]></title>
			<description><![CDATA[Durusu Şehit Polis Ayhan Ölçer Aile Sağlığı Merkezi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Kahraman şehit Polis Ayhan Ölçer'in adını yaşatacak merkez, modern donanımıyla vatandaşlara birinci basamak sağlık hizmeti sunacak. Açılış töreninde Arnavutköy'e kazandırılacak yeni sağlık yatırımları ve 500 yataklı yeni devlet hastanesi müjdesi de paylaşıldı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Durusu Şehit Polis Ayhan Ölçer Aile Sağlığı Merkezi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Kahraman şehit Polis Ayhan Ölçer'in adını yaşatacak merkez, modern donanımıyla vatandaşlara birinci basamak sağlık hizmeti sunacak. Açılış töreninde Arnavutköy'e kazandırılacak yeni sağlık yatırımları ve 500 yataklı yeni devlet hastanesi müjdesi de paylaşıldı.İstanbul Valiliği, Sağlık Bakanlığı, Arnavutköy Belediyesi ve hayırsever iş birliğiyle hayata geçirilen Durusu Şehit Polis Ayhan Ölçer Aile Sağlığı Merkezi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Açılışa, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu, hayırsever Seyfettin Selim, ilçe protokolü, sağlık çalışanları, şehit ailesi ve çok sayıda vatandaş katıldı.Muayene odaları, tıbbi müdahale odası, gebe izlemleri ve üreme sağlığı odası, aşılama ve bebek-çocuk izlem odası ile emzirme odasından oluşan merkez, Durusu ve çevre mahallelerde yaşayan vatandaşlara modern, kaliteli ve erişilebilir birinci basamak sağlık hizmeti sunacak."Arnavutköy'de kamu yatırımları güçlenerek sürüyor"İstanbul Valisi Davut Gül, son yıllarda sağlık alanında gerçekleştirilen yatırımlarla İstanbul'un güçlü bir sağlık altyapısına kavuştuğunu belirterek, aile sağlığı merkezlerinin koruyucu sağlık hizmetlerinin en önemli yapı taşlarından biri olduğunu söyledi.Arnavutköy Belediyesi'nin sağlık, eğitim ve güvenlik yatırımlarına sağladığı katkıya dikkat çeken Gül, Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu'nun kamu yatırımlarının hayata geçirilmesinde önemli rol üstlendiğini ifade ederek, "Belediye Başkanımız sadece aile sağlığı merkezleri için değil, kamu hizmeti gerektiren her konuda bizim önümüzü açmıyor, önümüzde gidiyor" dedi.Hayırsever Seyfettin Selim'e de teşekkür eden Vali Gül, şehit Polis Ayhan Ölçer'in adının bu sağlık merkezinde yaşatılmasının anlamlı bir vefa örneği olduğunu belirtti."500 yataklı yeni devlet hastanesi projesi hayırlı olsun"Arnavutköy Belediye Başkanı Mustafa Candaroğlu, Durusu Şehit Polis Ayhan Ölçer Aile Sağlığı Merkezi'nin yalnızca bir sağlık yatırımı değil, aynı zamanda kahraman şehit Polis Ayhan Ölçer'in aziz hatırasını yaşatacak önemli bir vefa eseri olduğunu ifade etti. Merkezin vatandaşların daha modern, kaliteli ve erişilebilir sağlık hizmetine ulaşmasına katkı sağlayacağını belirten Candaroğlu, sağlık çalışanlarının da daha uygun fiziki şartlarda hizmet sunacağını söyledi.Başkan Candaroğlu, açılış programında yatırım planına alınan 500 yataklı yeni devlet hastanesi müjdesini de paylaşarak, Arnavutköy'ün sağlık alanında tarihi bir yatırım daha kazandığını söyledi. Yeni devlet hastanesiyle birlikte ilçenin sağlık altyapısının daha da güçleneceğini belirten Candaroğlu, bu önemli yatırımın Arnavutköy'e hayırlı olmasını temenni etti.Başkan Candaroğlu, konuşmasının sonunda bu anlamlı yatırımın ilçeye kazandırılmasında emeği geçen başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere İstanbul Valiliğine, Kaymakamlığa, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğüne, katkı sunan tüm kurum ve kuruluşlara ve hayırsever Seyfettin Selim'e teşekkür ederek merkezin Arnavutköy'e hayırlı olmasını temenni etti.İl Sağlık Müdürü Güner'den Arnavutköy'e sağlık yatırımı müjdeleriİstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, Durusu Şehit Polis Ayhan Ölçer Aile Sağlığı Merkezi ile birlikte İstanbul'daki aile sağlığı merkezi sayısının bin 120'ye ulaştığını belirterek, sağlık yatırımlarının valilik, belediyeler ve hayırseverlerin katkılarıyla hız kesmeden devam ettiğini söyledi.Koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çeken Güner, aile hekimliği sisteminin vatandaşların sağlık hizmetine daha hızlı ve kolay ulaşmasını sağladığını ifade etti.Arnavutköy'e yönelik yeni sağlık yatırımlarını da açıklayan Güner, Boğazköy'de 9 birimli yeni Aile Sağlığı Merkezi, 5 bin metrekarelik Arnavutköy Sağlık Kompleksi, Bolluca ve Arnavutköy merkezde Sağlıklı Hayat Merkezleri ile Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi projelerinin hayata geçirileceğini duyurdu.Güner ayrıca Arnavutköy'ün sağlık alanındaki en büyük yatırımlarından biri olacak 500 yataklı yeni devlet hastanesinin yatırım programına alındığını açıkladı. Mevcut Arnavutköy Devlet Hastanesi'nin otopark alanına ek hizmet binası inşa edileceğini belirten Güner, bu yatırımlarla birlikte Arnavutköy'ün uzun yıllar sağlık yatırımı ihtiyacını karşılayacak güçlü bir altyapıya kavuşacağını ifade etti.Program yeni açılan merkezin gezilmesiyle sona erdi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/durusu-sehit-polis-ayhan-olcer-aile-sagligi-merkezi-hizmete-acildi-8033.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/durusu-sehit-polis-ayhan-olcer-aile-sagligi-merkezi-hizmete-acildi-8033.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/durusu-sehit-polis-ayhan-olcer-aile-sagligi-merkezi-hizmete-acildi-4033-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/durusu-sehit-polis-ayhan-olcer-aile-sagligi-merkezi-hizmete-acildi-8033.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/durusu-sehit-polis-ayhan-olcer-aile-sagligi-merkezi-hizmete-acildi/47506/</link>
			<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 17:30:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Daviva, ilk özel hastanesini Avcılar'da hizmete açıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Daviva Şirketler Topluluğu, sağlık alanındaki faaliyetlerini genişleterek Daviva Avcılar Hastanesi'nin hasta kabulü öncesi basın lansmanı ve protokol törenini gerçekleştirdi. 12 bin 500 metrekare alana kurulan hastanenin, 203 yatak kapasitesi, 11 ameliyathane ve cerrahi müdahale odası ile hizmet vereceği belirtildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Daviva Şirketler Topluluğu, sağlık alanındaki faaliyetlerini genişleterek Daviva Avcılar Hastanesi'nin hasta kabulü öncesi basın lansmanı ve protokol törenini gerçekleştirdi. 12 bin 500 metrekare alana kurulan hastanenin, 203 yatak kapasitesi, 11 ameliyathane ve cerrahi müdahale odası ile hizmet vereceği belirtildi.Diyaliz ve ilaç alanındaki yatırımlarıyla faaliyet gösteren Daviva Şirketler Topluluğu, ilk özel hastane projesi Daviva Avcılar Hastanesi'nin basın lansmanı ve protokol törenini gerçekleştirdi. Lansman, Daviva Sağlık Grubu Genel Müdürü Dr. Tarkan Dizdar'ın konuşmasıyla başladı. Dizdar'ın ardından Daviva Yönetim Kurulu Başkan Vekili Fuat Akın ve Daviva Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hakan Yavuz konuşmalarını yaparak basın mensuplarının sorularını yanıtladı.Robotik cerrahi merkezleri yer alıyorLansmanın ardından Avcılar Kaymakamı Dr. Orhan Burhan, İBB Meclis Başkanvekili Gökhan Gümüşdağ, Avcılar Belediyesi Başkan Vekili Yüksel Can, Avcılar İlçe Sağlık Müdürü Dr. Fatih Türkmen'in ve hastane çalışanlarının katılımıyla Daviva Avcılar Hastanesi'nin protokol töreni gerçekleştirildi. Avcılar Kaymakamı Dr. Orhan Burhan'ın yaptığı konuşmayla beraber kırmızı kurdele kesilmesinin ardından protokol üyeleri hastane yönetimi ile birlikte tanı tedavi ünitelerini gezerek sağlık teknolojilerini yakından inceledi. Hastanede robotik cerrahi merkezi, robotik ortopedi cerrahisi, hibrit ameliyathane ve ileri görüntüleme teknikleri hizmetlerinin sunulduğu belirtildi.Dr. Hakan Yavuz: "Çorlu'da da hastane açılışı yapacağız"Daviva Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hakan Yavuz, "Bizim için çok mutlu bir gün. Sevdiklerimiz ve sevenlerimizle birlikte çok uzun zamandır emek sarf ettiğimiz hastanemizin açılışını yaptık. İnşallah hastanemizin öncelikli olarak Avcılar bölge halkına daha sonrasında İstanbul'daki vatandaşlarımıza en iyi sağlık hizmetlerini verecek şekilde hayırlı uğurlu olmasını diliyorum" diyerek duygularını dile getirdi.Öncelikli olarak İstanbul'da ve Marmara Bölgesinde sağlık alanında yatırımlarını devam ettirmeyi amaçladıklarını belirten Dr. Yavuz, "Bu çerçevede önümüzdeki yıllarda fırsatlar doğduğu noktada büyüme düşüncemiz ve hedefimiz var. Hekim olarak Avcılar bölgesinde çalışma fırsatım oldu. Bu bölgenin dinamiklerini, hastalarını, insanlarımızın ihtiyaçlarını, neler talep edeceklerini bildiğim için de ilk tercihim burası oldu. Yakın bir zamanda da Çorlu'da bir yatırım fırsatı doğdu. O fırsatı da değerlendirdik. Sonbaharda da Çorlu'daki hastanemizin açılışını yapıp halkımızla buluşturmuş olacağız" dedi."Dünyada ilk 10 içerisindeyiz"Daviva'nın uzun vadeli hedeflerine değinen Dr. Hakan Yavuz, "Ülkeye hizmet ediyor olmak, bu çerçevede bir ekosistem oluşturmak istiyoruz. Biz buna Daviva sağlık ekosistemi demek istiyoruz. Bunun dört ayağı var. Bu 4 ayaktan bir tanesi, bizim zaten uzmanlaştığımız diyaliz. Şu an Türkiye'nin 19 ilinde, 53 noktada, 10 bine yakın hastaya diyaliz hizmeti sunuyoruz. Bu sunduğumuz hizmette Avrupa'da beşinciyiz, dünyada ilk 10 diyaliz zinciri içerisindeyiz. Özellikle ev diyalizinde vermiş olduğumuz hizmette dünyada ilk 3 içerisindeyiz. Buradaki bilgi birikimimizi ilaç sektöründe de hastane tarafında da medikal malzeme ve tıbbi cihaz üretimi çerçevesindeki yatırımlarımızla pekiştirerek Daviva sağlık ekosistemi oluşturmak istiyoruz" diyerek sözlerini noktaladı.30 milyon dolarlık yatırımDaviva Sağlık Grubu Genel Müdürü Dr. Tarkan Dizdar ise, "Hastanemiz 203 yataklı, 61'i yoğun bakım ünitelerinden oluşmakta. 11 ameliyathane ve cerrahi müdahale odası bulunmakta. Toplam kapalı alanı 12 bin 500 metrekare. Hastanemizin yatırım bedeli yaklaşık 30 milyon dolara ulaştı. Bu, hem TMSF ihaleleri hem de bu binanın dönüşüm ve teknolojik yatırım bedellerinin toplamı. Hastanemizle birlikte bölgenin önemli bir sağlık ihtiyacına hizmet etmek istiyoruz. Bölge geçmiş dönemde yaşanan hastane kapanma olayları ve süreçlerinden dolayı ciddi bir nüfusa karşılık az sayıda bir kapasiteye sahip. Tercih ettiğimiz bölge hastalarımızın çok fazla ihtiyaç duyduğu ve bizim de orada olmamızı gerektirecek kadar önemli bir bölge" dedi.Dr. Tarkan Dizdar: "Bölgede hastane ihtiyacı bulunmaktaydı"Bölgede hem kamu hastanesi hem de özel hastanelere ihtiyaç olduğunu belirten Dr. Dizdar, "Cerrahi robotik teknolojiler, hibrit ameliyathane gibi tüm cihaz alt yapısının ve bina alt yapısının yenilenmesi için 8 aydır bir dönüşüm yaşadık. Hastanemiz artık hazır. Yakın bir zamanda denetimlerini tamamlayarak halkımızın hizmetine açılacak. Bu bölgede yaklaşık 5-6 hastanenin faaliyeti 1 buçuk yıl önce sonlandı. Bölgede hem kamu hastanesi hem özel sektör hastaneleriyle ihtiyaçları karşılayacak bir yapı bulunmamaktaydı. Nüfus bunun üzerinde bir ihtiyaca sahipti, bu nedenle burayı bir potansiyel olarak gördük. Bu potansiyelin TMSF'nin ihalesiyle bir araya gelmesiyle bir fırsat yatırımı da doğdu. Doğru bir yerde doğru bir hastane açılışı yaptığımızı düşünüyoruz" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/daviva-ilk-ozel-hastanesini-avcilarda-hizmete-aciyor-3123.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/daviva-ilk-ozel-hastanesini-avcilarda-hizmete-aciyor-3123.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/daviva-ilk-ozel-hastanesini-avcilarda-hizmete-aciyor-4608-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/daviva-ilk-ozel-hastanesini-avcilarda-hizmete-aciyor-3123.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/daviva-ilk-ozel-hastanesini-avcilarda-hizmete-aciyor/47460/</link>
			<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:07:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Masa başında uzun saatler geçirenler için "mikro hareket" önerisi]]></title>
			<description><![CDATA[Biruni Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Safa Heybet, uzun süre hiç ara vermeden oturmanın kas-iskelet sisteminden genel fonksiyonel sağlığa kadar birçok alanı olumsuz etkileyebileceğini belirterek, "Dik oturmak önemli ancak asıl mesele sadece nasıl oturduğumuz değil, ne kadar süre hareketsiz kaldığımızdır. Her 30 dakikada bir kısa hareket molası vermek, kesintisiz hareketsizliği bölmek]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Biruni Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Safa Heybet, uzun süre hiç ara vermeden oturmanın kas-iskelet sisteminden genel fonksiyonel sağlığa kadar birçok alanı olumsuz etkileyebileceğini belirterek, "Dik oturmak önemli ancak asıl mesele sadece nasıl oturduğumuz değil, ne kadar süre hareketsiz kaldığımızdır. Her 30 dakikada bir kısa hareket molası vermek, kesintisiz hareketsizliği bölmek açısından önemlidir" dedi.Günlük yaşamda bilgisayar başında, okul sıralarında, televizyon karşısında veya araç içerisinde geçirilen uzun saatlerin sağlık üzerindeki etkilerine dikkati çeken Biruni Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Safa Heybet, modern yaşamla birlikte kesintisiz oturma sürelerinin giderek arttığını söyledi.Bilgisayar, tablet ve telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla hareketsizliğin yalnızca iş hayatıyla sınırlı kalmadığını belirten Heybet, ulaşım, dinlenme ve sosyal yaşam sırasında da uzun süre aynı pozisyonda kalındığını ifade etti."Uzun süre kesintisiz oturma daha yüksek riskle ilişkilendirildi"PLOS Medicine'da yayımlanan ve 91 binden fazla kişinin aktivite verilerinin incelendiği araştırmaya değinen Dr. Öğr. Üyesi Heybet, "Araştırmada uzun süre kesintisiz oturma davranışının kanser mortalitesi açısından daha yüksek riskle ilişkili olduğu görüldü. Buna karşılık uzun oturma sürelerinin hafif fiziksel aktiviteyle bölünmesi daha olumlu sağlık sonuçlarıyla ilişkilendirildi. Bu bulgular, gün içerisinde yapılan küçük hareket değişikliklerinin bile sağlık açısından anlamlı olabileceğini düşündürüyor" diye konuştu.Araştırmanın oturmanın tamamen bırakılması gerektiği anlamına gelmediğini vurgulayan Heybet, esas dikkat edilmesi gereken noktanın uzun süre devam eden kesintisiz hareketsizlik olduğunu söyledi."Dik oturmak tek başına yeterli değil"Toplumda doğru oturma pozisyonuna ilişkin yaygın bir algı bulunduğunu ifade eden Heybet, "Dik oturmak önemlidir ancak asıl mesele sadece nasıl oturduğumuz değil, ne kadar süre hareketsiz kaldığımızdır. İdeal postürü korumaya çalışmak tek başına yeterli değildir. İnsan vücudu uzun süre sabit kalmak için değil, hareket etmek için tasarlanmış bir yapıya sahiptir" ifadelerini kullandı.Uzun süre aynı pozisyonda kalmanın boyun, sırt, bel ve kalça çevresinde kas gerginliğine yol açabileceğini belirten Heybet, "Dolaşımın yavaşlaması, eklem hareketliliğinin azalması ve yorgunluk hissi görülebilir. Omuz kuşağı, omurga ve kalça çevresindeki kasların sürekli aynı pozisyonda kalması zamanla duruş alışkanlıklarını da olumsuz etkileyebilir. Başlangıçta hafif tutukluk ve yorgunluk şeklinde hissedilen bu durum, günlük yaşam konforunu ve iş verimliliğini azaltabilir" dedi."En doğru duruş, sürekli değişebilen duruştur"Sağlıklı postürün yalnızca "dik durmak" veya "omuzları geriye almak" şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Heybet, "Sağlıklı postür, vücudun farklı pozisyonlar arasında dengeli biçimde geçiş yapabilmesiyle ilişkilidir. En doğru duruş, saatler boyunca korunan tek bir pozisyon değildir. Vücudun ihtiyaç duydukça hareket edebildiği, kasların ve eklemlerin düzenli olarak uyarıldığı dinamik bir süreçtir. Bu nedenle saatlerce aynı pozisyonda düzgün oturmaya çalışmak yerine, oturma süresini belirli aralıklarla bölmek daha sürdürülebilir bir yaklaşımdır" dedi."30 dakikada bir mikro hareket molası verin"Özellikle masa başı çalışanlara, öğrencilere, sürücülere ve uzun süre ekran karşısında kalan kişilere, "30 dakikada bir mikro hareket molası" önerdiklerini belirten Heybet, "Bu mola uzun olmak zorunda değil. İki-üç dakikalık kısa bir hareket arası bile vücuda hareket sinyali vermek açısından değerlidir. Ayağa kalkmak, birkaç adım atmak, omuz ve sırt bölgesini hareket ettirmek, kalça ve bacak kaslarını aktive etmek günlük yaşam içerisinde uygulanabilecek basit yöntemlerdir" dedi.Buradaki amacın yoğun egzersiz yapmak olmadığının altını çizen Heybet, "Temel amaç kesintisiz hareketsizliği bölmek ve dolaşım, kas ve eklem sistemlerine kısa süreli hareket uyaranları göndermektir" ifadelerini kullandı."Telefon görüşmelerini ayakta yapabilirsiniz"Mikro hareket molalarının günlük yaşamın içerisine kolaylıkla yerleştirilebileceğini belirten Heybet, "Özel bir ekipmana veya spor salonuna ihtiyaç yok. Telefon görüşmelerini ayakta yapmak, bilgisayar başında çalışırken belirli aralıklarla ayağa kalkmak, ders çalışma sürelerini hareket aralarıyla bölmek ve asansör yerine merdiveni tercih etmek basit ama etkili adımlardır. Uzun araç yolculuklarında da güvenli molalarda kısa yürüyüşler yapılabilir" diye konuştu."Kesintisiz oturma yalnızca bel ve boyun ağrısı meselesi değil"Fizyoterapi ve rehabilitasyon açısından kesintisiz oturmanın yalnızca bel ve boyun ağrıları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Heybet, "Hareket azaldıkça kasların çalışma kapasitesi, eklemlerin hareket açıklığı ve postüral kontrol mekanizmaları olumsuz etkilenebilir. Uzun süre masa başında çalışanlarda başın öne doğru taşınması, omuzların yuvarlaklaşması, sırt bölgesinde kamburlaşma eğilimi ve bel bölgesinde destek kaybı sık karşılaştığımız durumlardır" dedi.Bu değişikliklerin her kişide doğrudan ağrıya neden olmayabileceğini ifade eden Heybet, uzun vadede kas dengesizliklerine ve hareket kalitesinde azalmaya zemin hazırlayabileceğini söyledi.Öğrenciler ve sürücüler de dikkat etmeliUzun ders saatleri, sınav dönemleri ve ekran temelli öğrenmenin çocuk ve gençlerde sedanter davranışı artırabileceğini belirten Heybet, "Hareket molaları yalnızca yetişkinler için önemli değil. Ders aralarında kısa yürüyüşler, sınıf içerisinde kontrollü hareket etkinlikleri ve evde çalışma sürelerini bölen küçük aktivite araları çocukların fiziksel sağlığını destekleyebilir" diye konuştu.Uzun süre araç kullanan kişilerin de kesintisiz oturma açısından dikkatli olması gerektiğini söyleyen Heybet, "Uzun yolculuklarda bel, boyun ve bacaklarda sertlik oluşabilir. Güvenli alanlarda verilen kısa molalar yalnızca dinlenmek için değil, hareket sistemi sağlığını desteklemek açısından da değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı.Heybet, "Sağlıklı postür yalnızca dik oturmakla değil, gün boyunca yeterince hareket etmekle korunur. Kesintisiz oturmayı azaltmak için 30 dakikada bir kısa süreliğine ayağa kalkmak, modern yaşamın hareketsizliğine karşı uygulanabilir ve sürdürülebilir bir sağlık davranışıdır" dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/masa-basinda-uzun-saatler-gecirenler-icin-mikro-hareket-onerisi-594.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/masa-basinda-uzun-saatler-gecirenler-icin-mikro-hareket-onerisi-594.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/masa-basinda-uzun-saatler-gecirenler-icin-mikro-hareket-onerisi-1650-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/masa-basinda-uzun-saatler-gecirenler-icin-mikro-hareket-onerisi-594.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/masa-basinda-uzun-saatler-gecirenler-icin-mikro-hareket-onerisi/47457/</link>
			<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:07:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["Yaz sıcakları varis şikâyetlerini artırabiliyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklıkların varis ve venöz yetmezlik şikâyetlerini belirgin şekilde artırabileceğini belirten Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Sinan Sözütok, "Vücut sıcaklığını dengelemek amacıyla deri altındaki damarlar genişler. Bu durum toplardamarlardaki kapakçıkların tam olarak kapanmasını zorlaştırabilir ve kanın bacaklarda daha fazla göllenmesine neden olabilir. Bunun sonucunda özellikle akşam saatlerine doğru bacaklarda şişlik, ağırlık]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklıkların varis ve venöz yetmezlik şikâyetlerini belirgin şekilde artırabileceğini belirten Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Sinan Sözütok, "Vücut sıcaklığını dengelemek amacıyla deri altındaki damarlar genişler. Bu durum toplardamarlardaki kapakçıkların tam olarak kapanmasını zorlaştırabilir ve kanın bacaklarda daha fazla göllenmesine neden olabilir. Bunun sonucunda özellikle akşam saatlerine doğru bacaklarda şişlik, ağırlık hissi, gerginlik, ağrı ve karıncalanma gibi yakınmalar belirginleşebilir. Uzun süre güneş altında kalmak, sıcak duş almak ya da sauna gibi yüksek sıcaklığa maruz kalınan ortamlar da bu şikâyetleri artırabilir" dedi.Bacaklarda günün ilerleyen saatlerinde artan şişlik, ağrı ve ağırlık hissi çoğu zaman yorgunluğa bağlansa da, bu belirtilerin altında toplardamar yetmezliği yani venöz yetmezlik yatabiliyor. Özellikle yaz aylarında artan hava sıcaklıklarının damarları genişlettiğini belirten Medical Park Seyhan Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Sinan Sözütok, sıcak havaların varis şikâyetlerini belirgin şekilde artırabildiğini söyledi. Venöz yetmezliğin zamanında değerlendirilmesinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Sözütok, günümüzde birçok varis hastasının ameliyatsız girişimsel yöntemlerle tedavi edilebildiğini anlattı."Venöz yetmezlik ile varis aynı şey değildir"Venöz yetmezlik ile varisin sıkça karıştırıldığını ifade eden Doç. Dr. Sözütok, "Toplardamarlardaki kan normalde kalbe doğru tek yönlü olarak ilerler. Bacak toplardamarlarında bulunan kapakçıklar da kanın geri kaçmasını önleyerek bu dolaşımın sağlıklı şekilde devam etmesini sağlar. Ancak çeşitli nedenlerle bu kapakçıklar görevini yapamaz hale geldiğinde kan bacaklarda göllenmeye başlar. Bu duruma venöz yetmezlik diyoruz. Varis ise kalbe dönemeyen kanı içinde tutmaya çalışan genişlemiş, kıvrımlı ve cilt üzerinde belirgin hale gelen hasta toplardamarlardır. Yani venöz yetmezlik bir hastalık süreci, varis ise bunun ortaya çıkan sonuçlarından biridir" diye konuştu."Sıcak hava şikâyetleri artırabiliyor"Yaz aylarında sıcak havanın damarları genişlettiğini belirten Doç. Dr. Sözütok, bunun toplardamarlardaki kapakçıkların çalışma düzenini olumsuz etkileyebildiğini söyledi.Doç. Dr. Sözütok, şu bilgileri paylaştı: "Vücut sıcaklığını dengelemek amacıyla deri altındaki damarlar genişler. Bu durum toplardamarlardaki kapakçıkların tam olarak kapanmasını zorlaştırabilir ve kanın bacaklarda daha fazla göllenmesine neden olabilir. Bunun sonucunda özellikle akşam saatlerine doğru bacaklarda şişlik, ağırlık hissi, gerginlik, ağrı ve karıncalanma gibi yakınmalar belirginleşebilir. Uzun süre güneş altında kalmak, sıcak duş almak ya da sauna gibi yüksek sıcaklığa maruz kalınan ortamlar da bu şikâyetleri artırabilir.""Şişlik ve ağrı her zaman yorgunluk belirtisi olmayabilir"Bacaklarda gün içerisinde giderek artan ve dinlenmeyle azalan şişlik ile ağrıların toplardamar yetmezliğinin habercisi olabileceğini kaydeden Doç. Dr. Sözütok, "Özellikle gün sonunda ayakkabıların dar gelmesi, çorap izlerinin belirginleşmesi, baldırlarda dolgunluk hissi, yanma, gece krampları ve kaşıntı gibi belirtiler toplardamar hastalıklarını düşündürebilir. Hastalık ilerlediğinde ayak bileği çevresinde cilt renginde koyulaşma, ciltte sertleşme ve iyileşmeyen yaralar da görülebilir" dedi.Ani gelişen şiddetli ağrı, kızarıklık ve sıcaklık artışının ise farklı ve daha acil değerlendirilmesi gereken bir tabloya işaret edebileceğini vurgulayan Doç. Dr. Sözütok, bu durumda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı."Varis yalnızca estetik bir sorun değildir"Toplumda varisin çoğu zaman yalnızca kozmetik bir problem olarak görüldüğünü belirten Doç. Dr. Sözütok, her varisin aynı özellikte olmadığını söyledi.Doç. Dr. Sözütok, "İnce örümcek ağı şeklindeki yüzeyel damarlar daha çok estetik kaygı oluşturabilir. Ancak altta toplardamar yetmezliği bulunuyorsa, olay yalnızca görüntü bozukluğu olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle bacaklarda şişlik, ağrı, cilt renginde değişiklik veya uzun süredir devam eden yakınmalar varsa mutlaka damar sistemi değerlendirilmelidir. Erken tanı, ileride gelişebilecek daha ciddi sorunların önüne geçilmesini sağlayabilir" açıklamasında bulundu."Bazı kişilerde risk daha yüksek"Venöz yetmezlik gelişiminde hem genetik hem de yaşam tarzına bağlı faktörlerin etkili olduğunu belirten Doç. Dr. Sözütok, "Ailesinde varis bulunan kişilerde risk daha yüksektir. Kadınlarda hormonal nedenlerle hastalık daha sık görülebilir. Hamilelik geçirenler, ileri yaş grubundaki bireyler, fazla kilolu kişiler ile uzun süre ayakta ya da masa başında çalışanlarda da risk artmaktadır" dedi."Uzun süre hareketsiz kalmak damar dolaşımını olumsuz etkiliyor"Uzun süre ayakta durmanın veya hareketsiz oturmanın toplardamar dolaşımını olumsuz etkilediğini belirten Doç. Dr. Sözütok, "Baldır kaslarımız adeta ikinci bir kalp gibi çalışarak kanın yukarı doğru pompalanmasına yardımcı olur. Uzun süre hareketsiz kalındığında bu mekanizma yeterince çalışamaz ve bacaklarda kan göllenmesi artabilir. Bu nedenle masa başında çalışanlar ya da uzun yolculuk yapan kişiler belirli aralıklarla hareket etmeye özen göstermelidir" ifadelerini kullandı."Yüzme ve yürüyüş faydalı, uzun süre güneş altında kalmak zararlı"Yaz aylarında yapılan bazı aktivitelerin damar sağlığı açısından faydalı olabileceğini belirten Doç. Dr. Sözütok, "Yüzme ve suda yürüyüş hem baldır kaslarını çalıştırır hem de suyun doğal basıncı sayesinde toplardamar dolaşımını destekler. Düzenli yürüyüş de damar dolaşımına olumlu katkı sağlar. Buna karşılık uzun süre güneş altında hareketsiz uzanmak, sıcak kum üzerinde beklemek ya da sauna gibi yüksek sıcaklığa maruz kalınan ortamlarda uzun süre kalmak damarların daha fazla genişlemesine neden olarak şikâyetleri artırabilir" dedi."Varis çorabı yazın da kullanılmalı"Varis çorabının yalnızca kış aylarında değil yaz döneminde de önemli olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sözütok, "Sıcak havalarda bacaklarda kan göllenmesi daha fazla olabileceği için varis çorabı kullanımının önemi artıyor. Günümüzde yaz aylarına uygun, ince ve nefes alabilen modeller bulunuyor. Özellikle uzun süre ayakta kalınacak günlerde veya uzun yolculuklarda düzenli kullanılması fayda sağlayabilir" şeklinde konuştu."Ameliyatsız tedavi seçenekleri ön planda"Varis tedavisinde teknolojinin önemli gelişmeler sağladığını belirten Doç. Dr. Sinan Sözütok, "Günümüzde birçok hasta açık ameliyata ihtiyaç duymadan tedavi edilebiliyor. Endovenöz lazer, radyofrekans, köpük tedavisi, tıbbi yapıştırıcı uygulamaları ve mikroskleroterapi gibi girişimsel radyoloji yöntemleri sayesinde işlemler lokal anestezi altında gerçekleştirilebiliyor. Hastalar çoğu zaman aynı gün ayağa kalkabiliyor ve günlük yaşamlarına kısa sürede dönebiliyor. Ancak hangi yöntemin uygulanacağına mutlaka hastanın damar yapısı ve hastalığın derecesi değerlendirilerek karar verilmelidir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaz-sicaklari-varis-sik-yetlerini-artirabiliyor-2537.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaz-sicaklari-varis-sik-yetlerini-artirabiliyor-2537.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaz-sicaklari-varis-sik-yetlerini-artirabiliyor-6775-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaz-sicaklari-varis-sik-yetlerini-artirabiliyor-2537.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/yaz-sicaklari-varis-sik-yetlerini-artirabiliyor/47451/</link>
			<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:07:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kanser hastalarına 'Bitkisel ürün' uyarısı: "Doktora danışmadan asla kullanmamalı"]]></title>
			<description><![CDATA[Kanser tedavisi sırasında hekim kontrolü olmadan bitkisel veya takviye gibi çeşitli ürünlerin kullanılmaması gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, "Maalesef yaşıyoruz, alternatif tedaviler peşinde gezen insanlar var. Hastaların bitkisel şeylerle tedavi edilmesi mümkün değil, keşke olsa. Kemoterapi ile bazıları çok etkileşebilen bitkiler. Bitkisel tedaviler, çok ciddi karaciğer bozukluklarına hatta siroza kadar gidebilen etkilere neden olabilir. Kendi başlarına asla]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kanser tedavisi sırasında hekim kontrolü olmadan bitkisel veya takviye gibi çeşitli ürünlerin kullanılmaması gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, "Maalesef yaşıyoruz, alternatif tedaviler peşinde gezen insanlar var. Hastaların bitkisel şeylerle tedavi edilmesi mümkün değil, keşke olsa. Kemoterapi ile bazıları çok etkileşebilen bitkiler. Bitkisel tedaviler, çok ciddi karaciğer bozukluklarına hatta siroza kadar gidebilen etkilere neden olabilir. Kendi başlarına asla kullanmamalılar" dedi.Her yıl milyonlarca insanın hayatını etkileyen kanserlere karşı tarama ve kontrollerin önemine dikkat çeken uzmanlar uyarıyor. Teşhis sonrası ise hekim önerilerine kulak verilmesini isteyen İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nden Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Burak Şakar ve Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği Başkanı, TAJEV (Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Faruk Köse, tedavi sürecinde kimi zaman vatandaşlarda alternatif ve tamamlayıcı yöntemlere yönelme eğilimi olabildiğini belirtti. Geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmelikle tıbbi bitki çaylarının üretimi, ruhsatlandırılması ve satışına ilişkin yeni düzenleme yürürlüğe konurken Sağlık Bakanlığı onaylı tıbbi bitki çaylarının da yalnızca eczanelerde satılacağı açıklandı. Market ve aktarlardaki gıda amaçlı bitki çaylarının satışının ise süreceği belirtildi. Uzmanlar da onkoloji hastalarının tedavileri süresince doktorlarına danışmadan herhangi bir bitkisel ürün ya da takviye gibi çeşitli ürün kullanımlarına yönelmemesi gerektiğine dikkat çekti."Bazıları kemoterapi ile çok etkileşebilen bitkiler"Hekim önerisi olmadan herhangi bir ürün kullanılmaması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Burak Şakar, "Kanser epitel dediğimiz dokudan çıkan bir hastalık. Normal özelliğini kaybedip kontrolsüzce çoğalmaya ve normalde yapması gerekli görevleri yapmayan, değişik bir dokuya dönüşmeye başlıyor, buna da kanser diyoruz. Erkeklerde en sık prostat kanseri, 2'nci akciğer, 3'üncü sırada gastrointestinal (sindirim sisteminin ağızdan anüse kadar uzanan bölümü) sistem kanserleri. Prostatla akciğer yer de değiştirebilir. Kadında 1'nci sırada meme kanseri. Gençlerde de belli kanser türlerini klasik görülme yaşından daha erken yaşlarda gördüğümüz oluyor. Rektum, kolon kanserleri gibi düşünürsek obezite, kötü beslenmeye, sigaraya, hareketsiz yaşam tarzına bağlı diyebiliriz. Beslenmemize dikkat etmemiz lazım. Sigara çok önemli bir faktör. Hastaların bitkisel şeylerle tedavi edilmesi mümkün değil, keşke olsa. Zararlı olmayan türden karışımları kullanmalarına izin veriyoruz ama çok önemli bir nokta; bazıları kemoterapi ile çok etkileşebilen bitkiler. Bitkisel tedaviler, çok ciddi karaciğer bozukluklarına, yetmezliklerine hatta siroza kadar gidebilen etkilere neden olabilir. Kendi başlarına asla kullanmamaları lazım" şeklinde konuştu."Tarama testlerinden korkmasınlar, değişiklikler belirti olabilir"Erken teşhisin tedavideki önemine dikkat çeken Şakar, "Dünya Sağlık Örgütü'nün 'Kesin olarak tarama yapın' dediği kanserler var. Meme kanseri, 40 yaşından itibaren yıllık mamografi taramasıyla başlanabilir. Kolon kanserinde 45 yaşından itibaren kolonoskopi yapılması, 3'ncü kanser rahim ağzı (serviks) kanseri. Ailede bu kanserlerden biri görülmüşse o kanserin görülme yaşından 10 yıl geriden başlanmalı. Meme kanserleri için regl dönemleri dışında, elle muayene yapılmasını öneriyoruz. Tuvalete gitme alışkanlığında öncesine göre belirgin değişiklik olması, kabızlık başlaması, devamlı olması, dışkı çapının hep ince şekilde olması bu da bir belirti olabilir. Bir belirti olmadan da belirli kanserler için tarama yapmamız gerekiyor. Kanser tipine hatta kişinin genetik özelliklerine göre artık tedavi düzenlemeleri yapabiliyoruz. En önemlileri; immünöterapi dediğimiz vücudun bağışıklık sistemini kullanarak yaptığımız bazı tedaviler. Tarama testlerinden korkmasınlar, insanın canını acıtacak testler değil. Geç kaldıkları, yanlış bir şey uyguladıkları zaman onun geri dönüşü çok zor oluyor" dedi."En korktuğumuz; yumurtalık kanseri"'Kadınların hiçbir problemi yoksa bile yılda bir jinekolojik muayenelerini yaptırmaları lazım' diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Mehmet Faruk Köse, "Bütün dünyada olduğu gibi meme kanseri kadın hastalıkları açısından en önemli kanser türü. Rahim içi zarı kanserini görüyoruz, yumurtalık kanseri. Rahim ağzı kanseri açısından baktığımızda erken dönemde hiçbir belirti vermez. Ne zaman belirti verir; çok ciddi ilerlediği zaman. Kişinin akıntısı, bacak ağrısı, kanaması olur, bunlar rahim ağzı kanserinin ilerlemiş dönemki şikayetleri. Halbuki kadın düzensiz adet görüyorsa ve adet kanamaları çok şiddetli ise muhakkak doktora başvurmalı. Menopoza girdi, 1 yılı geçti, kanaması oldu, muhakkak doktora başvurmalı. En korktuğumuz; yumurtalık kanseridir. 6 ay önce hiçbir problemi olmayan kadın 6 ay sonra karın içerisinde yayılmış yumurtalık kanseriyle maalesef gelebilir" ifadelerini kullandı."Alternatif tedaviler peşinde gezen insanlar var"Kadınların rutin jinekolojik muayenelerine ilişkin konuşan Köse, "Türkiye'de maalesef yüzde 10 civarında, 10 kadından sadece biri düzgün muayenesini yaptırıyor. Bunların da sadece yarısı taramalarını düzgün yaptırıyor. Kanserde kanıta dayalı olmayan hiçbir şeyden medet umulamaz. Biz bunu maalesef yaşıyoruz, kanserin teşhisini koymuşuz, ameliyatını yapmışız. Demişiz ki; kemoterapi veya radyoterapi almanız lazım. Bunları yaptırmamış, alternatif tedaviler peşinde gezen insanlar var" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kanser-hastalarina-bitkisel-urun-uyarisi-doktora-danismadan-asla-kullanmamali-6257.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kanser-hastalarina-bitkisel-urun-uyarisi-doktora-danismadan-asla-kullanmamali-6257.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kanser-hastalarina-bitkisel-urun-uyarisi-doktora-danismadan-asla-kullanmamali-9761-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/kanser-hastalarina-bitkisel-urun-uyarisi-doktora-danismadan-asla-kullanmamali-6257.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/kanser-hastalarina-bitkisel-urun-uyarisi-doktora-danismadan-asla-kullanmamali/47368/</link>
			<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 11:13:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["Karaciğer yağlanması artık çocuklarda da yaygın"]]></title>
			<description><![CDATA[Karaciğer yağlanmasının artık sadece yetişkinlerin değil çocukların ve gençlerin de önemli sağlık sorunlarından biri haline geldiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Önder Ekmen, "Yüksek kalorili beslenme, şekerli içeceklerin fazla tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması çocuklarda da karaciğer yağlanmasını artırıyor. Çocukluk çağında başlayan bu süreç ilerleyen yaşlarda ciddi karaciğer]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Karaciğer yağlanmasının artık sadece yetişkinlerin değil çocukların ve gençlerin de önemli sağlık sorunlarından biri haline geldiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Önder Ekmen, "Yüksek kalorili beslenme, şekerli içeceklerin fazla tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması çocuklarda da karaciğer yağlanmasını artırıyor. Çocukluk çağında başlayan bu süreç ilerleyen yaşlarda ciddi karaciğer hastalıklarına zemin hazırlayabiliyor" dedi.Günümüzde obezite, diyabet ve hareketsiz yaşam tarzının yaygınlaşmasıyla birlikte karaciğer yağlanması vakalarında ciddi artış yaşanıyor. Özellikle yanlış beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite eksikliği, karaciğer sağlığını tehdit eden en önemli etkenler arasında yer alıyor. VM Medical Park Maltepe Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Önder Ekmen, karaciğer yağlanmasının nedenleri, riskleri ve korunma yolları hakkında bilgiler verdi."Yanlış beslenme en büyük risklerden biri"Karaciğer yağlanmasının karaciğer hücrelerinde normalden fazla yağ birikmesiyle ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Ekmen, "Karaciğer ağırlığının yüzde 5'inden fazlasının yağdan oluşması bu hastalık olarak değerlendirilir. Günümüzde en sık obezite, insülin direnci, tip 2 diyabet ve yüksek kolesterol ile birlikte görülmektedir. Özellikle fast-food ağırlıklı beslenme, aşırı kalori alımı ve işlenmiş gıdaların sık tüketilmesi riski ciddi şekilde artırmaktadır" şeklinde konuştu."Erken dönemde belirti vermeyebilir"Karaciğer yağlanmasının çoğu zaman sessiz ilerlediğine dikkat çeken Doç. Dr. Ekmen, "Erken evrede hastaların büyük bölümünde belirgin bir şikâyet oluşmaz. Bu nedenle çoğu zaman rutin kontroller sırasında tesadüfen saptanır. Bazı kişilerde halsizlik, çabuk yorulma ve karın sağ üst kısmında dolgunluk hissi görülebilir. Ancak bunlar çoğu zaman göz ardı edilir" dedi."Çocuklarda da görülüyor"Son yıllarda çocukluk çağı karaciğer yağlanmasının arttığını vurgulayan Doç. Dr. Ekmen, "Yüksek kalorili beslenme, şekerli içeceklerin fazla tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması çocuklarda da karaciğer yağlanmasını artırıyor. Çocukluk çağında başlayan bu süreç ilerleyen yaşlarda ciddi karaciğer hastalıklarına zemin hazırlayabiliyor" ifadelerini kullandı."Siroz ve kanser riski oluşturabilir"Karaciğer yağlanmasının basit bir yağ birikimi olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Ekmen, "Bazı hastalarda bu süreç karaciğerde iltihaplanmaya, ardından fibrozise yani sertleşmeye yol açabiliyor. Tedavi edilmediğinde siroza kadar ilerleyebilir. İleri evrelerde ise karaciğer kanseri riski de artmaktadır" diye konuştu."Metabolik hastalıklarla yakın ilişkili"Obezite, diyabet ve insülin direncinin karaciğer yağlanmasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Doç. Dr. Ekmen, "İnsülin direnci geliştiğinde vücutta yağ depolanması artıyor ve bu yağ karaciğere taşınıyor. Özellikle bel çevresi yağlanması bu açıdan önemli bir risk faktörüdür. Karaciğer yağlanması çoğu zaman metabolik sendromun bir parçası olarak değerlendirilmelidir" dedi."Tanıda ultrason öne çıkıyor"Tanı süreci hakkında bilgi veren Doç. Dr. Ekmen, "Öncelikle hastanın risk faktörleri değerlendirilir. Kan testlerinde karaciğer enzimleri incelenir ancak normal olması hastalığı dışlamaz. En sık kullanılan yöntem ultrasonografidir. Gerektiğinde elastografi ile karaciğer sertliği ve yağ oranı değerlendirilebilir" ifadelerini kullandı."Yaşam tarzı değişikliği tedavinin temelidir"Karaciğer yağlanmasının erken dönemde geri döndürülebilir olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ekmen, "Tedavinin temelini kilo kaybı, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz oluşturur. Özellikle vücut ağırlığının yüzde 7 ila 10 oranında azaltılması karaciğerdeki yağlanmayı ve iltihabı belirgin şekilde azaltabilir. İlaç tedavileri bazı özel gruplarda uygulanabilir ancak asıl etkili olan yaşam tarzı değişikliğidir" dedi."Akdeniz tipi beslenme öneriliyor"Beslenme önerilerine de değinen Doç. Dr. Ekmen, "Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve zeytinyağı ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme modelini öneriyoruz. Şekerli içecekler, rafine karbonhidratlar, aşırı tatlı tüketimi ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmalı. Porsiyon kontrolü ve fiziksel aktivite de ihmal edilmemelidir" açıklamasında bulundu."Erken tanı ile önlenebilir"Karaciğer sağlığını korumak için düzenli kontrollerin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Ekmen, "İdeal kilonun korunması, düzenli egzersiz yapılması ve metabolik hastalıkların kontrol altında tutulması büyük önem taşıyor. Karaciğer yağlanması erken dönemde fark edildiğinde büyük ölçüde önlenebilir ve geri döndürülebilir bir hastalıktır" diyerek sözlerini noktaladı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/karaciger-yaglanmasi-artik-cocuklarda-da-yaygin-5057.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/karaciger-yaglanmasi-artik-cocuklarda-da-yaygin-5057.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/karaciger-yaglanmasi-artik-cocuklarda-da-yaygin-6860-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/karaciger-yaglanmasi-artik-cocuklarda-da-yaygin-5057.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/karaciger-yaglanmasi-artik-cocuklarda-da-yaygin/47352/</link>
			<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:55:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["El bileğindeki şişlik masum olmayabilir"]]></title>
			<description><![CDATA[Op. Dr. Gail Gasimov, "El bileğinde fark edilen küçük bir şişlik çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bu şişlik, toplumda sık görülen ganglion kisti olabilir. Eklem veya tendon kılıfından kaynaklanan, içi jel kıvamında sıvıyla dolu iyi huylu bir oluşum olan ganglion kisti, en sık el bileğinin sırt kısmında görülüyor. Bunun yanı sıra avuç içi, parmaklar, ayak bileği ve ayakta da ortaya çıkabiliyor" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Op. Dr. Gail Gasimov, "El bileğinde fark edilen küçük bir şişlik çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bu şişlik, toplumda sık görülen ganglion kisti olabilir. Eklem veya tendon kılıfından kaynaklanan, içi jel kıvamında sıvıyla dolu iyi huylu bir oluşum olan ganglion kisti, en sık el bileğinin sırt kısmında görülüyor. Bunun yanı sıra avuç içi, parmaklar, ayak bileği ve ayakta da ortaya çıkabiliyor" dedi.El bileğinde oluşan şişliklerin önemli bir kısmını oluşturan ganglion kistleri çoğu zaman iyi huylu olsa da ağrı, hareket kısıtlılığı ve sinir basısına yol açabiliyor. Liv Hospital Vadi İstanbul Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Gail Gasimov, ganglion kistlerinin belirtilerini, tedavi yöntemlerini ve hastaların kaçınması gereken yanlış uygulamaları anlattı."El bileğindeki her şişlik önemsenmeli"Op. Dr. Gail Gasimov, "El bileğinde fark edilen küçük bir şişlik çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bu şişlik, toplumda sık görülen ganglion kisti olabilir. Eklem veya tendon kılıfından kaynaklanan, içi jel kıvamında sıvıyla dolu iyi huylu bir oluşum olan ganglion kisti, en sık el bileğinin sırt kısmında görülüyor. Bunun yanı sıra avuç içi, parmaklar, ayak bileği ve ayakta da ortaya çıkabiliyor" ifadelerini kullandı.Op. Dr. Gasimov, ganglion kistlerinin kanser olmadığını ve vücuda yayılmadığını belirterek, "Çoğu zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmez. Ancak ağrıya, hareket kısıtlılığına veya sinir basısına neden oluyorsa mutlaka ortopedi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir" dedi.Ganglion kisti neden oluşuyor?Ganglion kistlerinin kesin oluşum nedeni her zaman bilinmese de uzmanlara göre eklem kapsülü veya tendon kılıfındaki sıvının dışarı doğru baloncuk şeklinde taşması sonucu gelişiyor. Op. Dr. Gail Gasimov, "Özellikle el bileğinin yoğun kullanıldığı meslekler, uzun süre bilgisayar kullanımı, tekrarlayan bilek hareketleri, ağırlık kaldırma ve geçirilmiş travmalar kistin belirginleşmesine neden olabiliyor. Ancak bazı kişilerde herhangi bir zorlanma olmadan da ganglion kisti gelişebiliyor" dedi."Bu belirtiler varsa dikkat"Ganglion kistinin en sık görülen belirtisinin el bileğinde ya da elde oluşan düzgün sınırlı ve yuvarlak şişlik olduğunu belirten Op. Dr. Gasimov, "Bazı hastalarda yalnızca estetik açıdan rahatsızlık oluştururken, bazı kişilerde; el bileğinde ağrı, baskı hissi, kavrama gücünde azalma, hareket kısıtlılığı, uyuşma ve karıncalanma gibi şikâyetlere neden olabiliyor" diye konuştu.Op. Dr. Gail Gasimov, özellikle uyuşma, elektriklenme ve güç kaybı gibi belirtilerin sinir basısına işaret edebileceğini belirterek bu durumda vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesi gerektiğini vurguladı.Kisti büyüten etkenler neler?Ganglion kistlerinin özellikle el bileğinin yoğun kullanıldığı dönemlerde daha belirgin hale gelebildiğini aktaran Op. Dr. Gasimov, "Uzun süre bilgisayar kullanımı, ağırlık antrenmanları, şınav, plank, yoğun kavrama gerektiren işler ve tekrarlayan bilek hareketleri kistin geçici olarak büyümesine neden olabiliyor. Buna karşın beslenme alışkanlıkları, vitamin eksikliği veya soğuk havanın ganglion kistini büyüttüğüne ilişkin bilimsel bir kanıt bulunmuyor" dedi.Tanı nasıl konuluyor?"Ganglion kistinin tanısı çoğu zaman ortopedi muayenesi ile konuluyor" diyen Op. Dr. Gasimov, gerekli görüldüğünde ultrason ile kistin sıvı içerikli yapısının değerlendirildiğini kaydetti. Gasimov, "Kemik kaynaklı hastalıkların dışlanması amacıyla röntgen çekilebiliyor. Derin yerleşimli veya tanının net olmadığı durumlarda ise MR görüntüleme tercih ediliyor" dedi.Ganglion kisti nasıl tedavi ediliyor?Her ganglion kistinin ameliyat gerektirmediğini belirten Op. Dr. Gail Gasimov, "Şikayete neden olmayan kistlerde düzenli takip yeterli olabiliyor. Çünkü bazı ganglion kistleri zaman içinde kendiliğinden küçülebiliyor veya tamamen kaybolabiliyor. Ağrıya neden olan hastalarda istirahat, kısa süreli bileklik kullanımı, aktivite düzenlemesi ve ilaç tedavileri uygulanabiliyor. İğne ile kistin boşaltılması da tedavi seçeneklerinden biri olsa da tekrar etme ihtimali yüksek olduğu için her hasta için önerilmiyor. Ağrı, sinir basısı, hareket kaybı, tekrarlayan büyüme veya estetik açıdan ciddi rahatsızlık oluşturan durumlarda ise cerrahi tedavi uygulanıyor. Cerrahi işlem sırasında yalnızca kist değil, tekrar oluşmasını önlemek amacıyla eklemle bağlantılı kapsül bölümü de çıkarılıyor" açıklamalarında bulundu."Kitapla patlatmaya çalışmayın"Toplum arasında yaygın olan "kitapla vurup patlatma" yönteminin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyleyen Op. Dr. Gail Gasimov, hastaları şu sözlerle uyardı: "Ganglion kisti kesinlikle sıkılmamalı, delinmemeli veya patlatılmaya çalışılmamalıdır. Bu tür müdahaleler enfeksiyon, damar ve sinir yaralanmaları ile tendon hasarına neden olabilir."Uzmanlar ayrıca el bileğini zorlayan hareketlerden kaçınılmasını, ergonomik çalışma ortamı oluşturulmasını ve ağrı artışı, hızlı büyüme, uyuşma ya da el gücünde azalma gibi belirtiler geliştiğinde vakit kaybetmeden ortopedi uzmanına başvurulmasını öneriyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/el-bilegindeki-sislik-masum-olmayabilir-8170.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/el-bilegindeki-sislik-masum-olmayabilir-8170.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/el-bilegindeki-sislik-masum-olmayabilir-7543-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/el-bilegindeki-sislik-masum-olmayabilir-8170.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/el-bilegindeki-sislik-masum-olmayabilir/47303/</link>
			<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 17:11:35 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Güneş gözlüğü seçerken bu noktalara dikkat]]></title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarının gelmesiyle birlikte güneş ışınlarına maruz kalma süresi artarken, göz sağlığı açısından alınması gereken önlemler de önem kazanıyor. Op. Dr. Mehmet Ebri, ultraviyole (UV) ışınlarının göz sağlığı üzerinde kısa ve uzun vadede ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek, "Özellikle yanlış güneş gözlüğü seçiminde ileriki dönemlerde sarı nokta gibi ciddi hastalıkların riski artabilir" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yaz aylarının gelmesiyle birlikte güneş ışınlarına maruz kalma süresi artarken, göz sağlığı açısından alınması gereken önlemler de önem kazanıyor. Op. Dr. Mehmet Ebri, ultraviyole (UV) ışınlarının göz sağlığı üzerinde kısa ve uzun vadede ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek, "Özellikle yanlış güneş gözlüğü seçiminde ileriki dönemlerde sarı nokta gibi ciddi hastalıkların riski artabilir" dedi.Güneş ışığı yaşam için vazgeçilmez olsa da kontrolsüz ve uzun süreli maruziyet gözlerde çeşitli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Yaz aylarında UV ışınlarının yoğunluğunun artmasıyla birlikte göz yüzeyinde tahriş, kuruluk, yanma ve kızarıklık gibi şikâyetler daha sık görülüyor. Özellikle öğle saatlerinde güneş altında uzun süre kalan kişilerde göz yorgunluğu ve ışığa karşı hassasiyet gelişebiliyor. Medicana Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü'nden Op. Dr. Mehmet Ebri, "Ultraviyole ışınlarının etkileri yalnızca geçici rahatsızlıklarla sınırlı kalmıyor. Uzun yıllar boyunca yeterli koruma olmadan güneşe maruz kalmak, katarakt oluşumu riskini artırabiliyor. Bunun yanında sarı nokta hastalığı gibi görmeyi tehdit eden bazı göz hastalıklarının gelişiminde de UV ışınlarının rol oynadığı biliniyor. Bu nedenle güneşten korunma alışkanlığı yalnızca yaz tatillerinde değil, günlük yaşamın bir parçası haline getirilmeli" dedi."İşportadan gözlük almayın"Op. Dr. Mehmet Ebri, güneş gözlüğü seçiminde estetik görünümden çok koruyuculuk özelliğinin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Özellikle sokak tezgâhlarında veya güvenilir olmayan satış noktalarında satılan, UV filtre özelliği bulunmayan gözlüklerin göz sağlığı açısından risk oluşturabileceğine dikkat çeken Ebri, "Koyu renkli camlar tek başına koruma anlamına gelmez. UV filtresi olmayan koyu camlı gözlükler, göz bebeğinin büyümesine neden olarak zararlı ultraviyole ışınlarının gözün daha derin yapılarına ulaşmasına yol açabilir. Bu durum uzun vadede göz sağlığı açısından ciddi sorunlara neden olabilir" dedi.Küçük camlı gözlükler yeterli korumayabilirGüneş gözlüğü satın alırken ürünün yüzde 99-100 oranında UVA ve UVB koruması sağladığının belgelenmiş olmasına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Mehmet Ebri, "Özellikle çocuklar ve açık havada uzun süre vakit geçiren kişilerin bu konuda daha hassas davranmaları gerekir. Ayrıca gözlük camlarının büyük ve yüzü iyi kavrayan yapıda olması, gözlerin yalnızca önden değil yanlardan gelen ışınlara karşı da korunmasına yardımcı olur. Küçük çerçeveli gözlükler her ne kadar kozmetik açıdan şık dursa da kaçınmak gerekir. Bunun yanında araba kullanırken, deniz kenarında da güneş gözlüğü kullanımı önemlidir. Bu gibi durumlarda UV miktarı artar. Bu nedenle de güneş gözlükleri ihmal edilmemeli. Son yapılan çalışmalara göre kahverengi tonlarında camları olan güneş gözlüklerinin UV filtrelemede daha efektif olduğu da bilinmektedir. Koyu renk camlar tek başına koruma sağlamaz. Aksine, göz bebeğinin büyümesine neden olarak zararlı ışınların göze daha fazla ulaşmasına yol açabilir. Bu nedenle güvenilir ürünlerin tercih edilmesi büyük önem taşır" şeklinde konuştu."Yüzerken koruyucu gözlük kullanabilirsiniz"Yaz aylarında deniz ve havuz kullanımında da göz sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken bir konu olduğuna değinen Op. Dr. Mehmet Ebri, "Havuz suyunda kullanılan klor ve diğer dezenfektanlar göz yüzeyinde tahrişe neden olabilirken, hijyen şartlarının yeterli olmadığı ortamlarda enfeksiyon riski de artabiliyor. Yüzme sırasında koruyucu yüzücü gözlüklerinin kullanılması gözleri bu olumsuz etkilerden korumaya yardımcı oluyor. Deniz suyunun yüksek tuz oranı da hassas gözlerde yanma ve batma hissine yol açabildiğinden, yüzme sonrasında gözlerin temiz suyla durulanması fayda sağlayabiliyor. Ayrıca sıcak hava ve yoğun güneş, göz kuruluğu şikâyetlerini de artırabiliyor. Özellikle klima kullanılan ortamlarda uzun süre vakit geçirmek gözyaşı tabakasının daha hızlı buharlaşmasına neden olabiliyor. Bilgisayar ve telefon ekranlarına uzun süre bakılması da bu etkiyi artırıyor. Gün içinde yeterli miktarda su tüketmek, ekran kullanımına düzenli aralar vermek ve gerekli durumlarda hekim önerisiyle suni gözyaşı damlalarından yararlanmak göz konforunun korunmasına katkı sağlayabiliyor" diye görüş verdi.Çocukların gözleri daha hassas"Çocukların göz sağlığı ise yaz aylarında ayrı bir hassasiyet gerektiriyor" diyen Op. Dr. Mehmet Ebri, "Çocukların göz merceği yetişkinlere göre ultraviyole ışınlarını daha fazla geçirebildiği için güneşin zararlı etkilerine karşı daha savunmasız oldukları biliniyor. Bu nedenle açık havada geçirilen süre boyunca çocukların da UV korumalı güneş gözlüğü kullanmaları öneriliyor" ifadelerini kullandı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gunes-gozlugu-secerken-bu-noktalara-dikkat-2501.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gunes-gozlugu-secerken-bu-noktalara-dikkat-2501.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gunes-gozlugu-secerken-bu-noktalara-dikkat-4690-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gunes-gozlugu-secerken-bu-noktalara-dikkat-2501.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/gunes-gozlugu-secerken-bu-noktalara-dikkat/47271/</link>
			<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 11:21:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Düzce'de son 3 ayına giren gebeler evlerinde ziyaret edildi]]></title>
			<description><![CDATA[Düzce'de anne ve bebek sağlığını korumaya yönelik çalışmalar kapsamında Sağlıklı Hayat Merkezi ekipleri, il genelinde gebeliğinin son üç ayına giren anne adaylarına yönelik ev ziyaretlerini sürdürüyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ Düzce'de anne ve bebek sağlığını korumaya yönelik çalışmalar kapsamında Sağlıklı Hayat Merkezi ekipleri, il genelinde gebeliğinin son üç ayına giren anne adaylarına yönelik ev ziyaretlerini sürdürüyor.

Gerçekleştirilen ziyaretlerde anne adaylarının muayene, tedavi ve gebelik takip süreçlerinin düzenli şekilde devam etmesi sağlanırken, gebelik sürecinde karşılaşılabilecek sağlık sorunlarının erken dönemde tespit edilerek gerekli yönlendirmelerin yapılması amaçlanıyor.

Sağlık ekipleri, ev ziyaretleri sırasında anne adaylarına gebelikte sağlıklı beslenme, düzenli kontrollerin önemi, doğuma hazırlık, lohusalık dönemi ve bebek bakımı gibi konularda bilgilendirme yaparak farkındalığın artırılmasına katkı sağlıyor. Böylece hem anne sağlığının korunması hem de bebeklerin sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmesi hedefleniyor.

İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında, anne ve bebek sağlığının korunması, güvenli gebelik takibi, erken müdahale ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması amacıyla ev ziyaretlerinin aralıksız devam edeceği bildirildi.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/duzcede-son-3-ayina-giren-gebeler-evlerinde-ziyaret-edildi-20260707AW74-5975.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/duzcede-son-3-ayina-giren-gebeler-evlerinde-ziyaret-edildi-20260707AW74-5975.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/duzcede-son-3-ayina-giren-gebeler-evlerinde-ziyaret-edildi-20260707AW74-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/duzcede-son-3-ayina-giren-gebeler-evlerinde-ziyaret-edildi-20260707AW74-5975.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/duzce-de-son-3-ayina-giren-gebeler-evlerinde-ziyaret-edildi/47266/</link>
			<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 11:20:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Gebelikte ikinci dönem ultrason hayati önem taşıyor: "Muhtemel anomaliler erken evrede tespit ediliyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Kurtköy Özel Ersoy Hastanesi Perinatoloji ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gizem Elif Dizdaroğulları, gebelik sürecinde anne karnındaki bebeğin sağlıklı gelişimini değerlendirmek amacıyla yapılan en önemli incelemelerden biri olan ikinci düzey ultrason hakkında önemli bilgilendirmelerde bulundu. Op. Dr. Dizdaroğulları, "Riskli ya da risksiz ayırt edilmeksizin tüm gebelere önerilen detaylı ultrason, özellikle 20-22. haftalarda kalpten beyne tüm]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kurtköy Özel Ersoy Hastanesi Perinatoloji ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gizem Elif Dizdaroğulları, gebelik sürecinde anne karnındaki bebeğin sağlıklı gelişimini değerlendirmek amacıyla yapılan en önemli incelemelerden biri olan ikinci düzey ultrason hakkında önemli bilgilendirmelerde bulundu. Op. Dr. Dizdaroğulları, "Riskli ya da risksiz ayırt edilmeksizin tüm gebelere önerilen detaylı ultrason, özellikle 20-22. haftalarda kalpten beyne tüm organların taranmasını ve muhtemel yapısal anomalilerin erken dönemde tespit edilmesini sağlıyor" dedi.Anne karnındaki bebeğin organ gelişimini ve hayati yapılarını inceleyen ikinci düzey ultrason, gebelik takibinde hayati bir rol oynamaya devam ediyor. Gebelik sürecinde bebeğin sağlıklı gelişimini değerlendirmek amacıyla yapılan en önemli incelemelerden biri ikinci düzey ultrasonla birlikte bebeğin organları ayrıntılı olarak değerlendirilirken; muhtemel yapısal anomalilerin erken dönemde tespit edilmesine de yardımcı oluyor. Kurtköy Özel Ersoy Hastanesi Perinatoloji ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gizem Elif Dizdaroğulları, riskli ya da risksiz ayırt edilmeksizin tüm gebelere önerilen detaylı ultrasona ilişkin önemli açıklamalarda bulundu."En ideal zaman 20-22. haftalar"İncelemenin gebeliğin orta döneminde yapılan ileri düzey bir değerlendirme olduğunu kaydeden Op. Dr. Gizem Elif Dizdaroğulları, "Detaylı ultrason için en uygun dönem 18-23. gebelik haftaları arası olsa da organların yeterince geliştiği 20-22. haftalar en ideal zamandır. Bu muayene ortalama 20-45 dakika sürer ve bebeğin pozisyonuna göre süre uzayabilir. Bazı durumlarda inceleme tamamlanamaz ve tekrar değerlendirme gerekebilir. Anne adayının muayeneye tok gelmesi ve idrara sıkışık olmaması tercih edilir" dedi."Kalpten beyne tüm organlar taranıyor"Muayene sırasında bebeğin tüm organ sistemlerinin anatomik olarak incelendiğini belirten Op. Dr. Dizdaroğulları, "Beyin ventrikülleri, beyincik ve kafa kemikleri incelenerek hidrosefali, spina bifida yani omurga açıklığı gibi anomaliler araştırılır. Dudak, burun kemiği ve göz çukurları değerlendirilerek yarık dudak-damak yapısı kontrol edilir. Kalp ise detaylı ultrasonun en kritik bölümlerinden biridir. Dört kalp boşluğu, kapaklar ve büyük damar çıkışları incelenerek doğuştan kalp hastalıkları bu evrede tespit edilir. Ayrıca mide, diyafram, böbrekler, mesane, kol ve bacak kemikleri kontrol edilerek uzuv ve parmak anomalilerine bakılır" şeklinde konuştu."Genetik hastalıkları doğrudan teşhis etmez"Detaylı ultrasonun genetik hastalıkları doğrudan teşhis etmediğinin altını çizen Dizdaroğulları şu ifadeleri kullandı:"Down sendromu gibi bazı genetik sendromlarda görülebilen ense kalınlığı artışı, burun kemiği yokluğu, kalp anomalileri, bağırsak parlaklığı ve böbrek genişlemesi gibi bulgular tespit edilerek şüphe edilebilir. Kesin tanı için ultrason sonuçları ikili-dörtlü tarama testleri veya NIPT (anne kanında fetal DNA), amniyosentez gibi ileri testlerle birlikte değerlendirilmelidir.""4 boyutlu ultrason ile karıştırılmamalı"İkinci düzey ultrasonun 4 boyutlu görüntülenmeden farklı olarak tamamen tıbbi bir değerlendirmeyi amaçladığını aktaran Dizdaroğulları, "İkinci düzey ultrasonografi ses dalgaları kullanır ve radyasyon içermez. Anne veya bebek üzerinde hiçbir zararlı etkisi gösterilmemiştir. Sıkça karıştırılan bir diğer konu ise 4 boyutlu ultrasondur. İkinci düzey ultrason tamamen tıbbi değerlendirme amaçlı bir uzmanlık işidir; 4 boyutlu ultrason ise bebeğin görüntülerini aileye daha ayrıntılı göstermeyi amaçlayan bir tekniktir. Riskli veya risksiz ayırt etmeksizin tüm gebelerin bu incelemeyi yaptırmasını öneriyoruz" ifadelerine yer verdi."Yüzde 100 tespit etme garantisi yok"Detaylı ultrason sonucunun normal çıkmasının oldukça güven verici olduğunu ancak hiçbir görüntüleme yönteminin tüm hastalıkları yüzde 100 tespit edemeyeceğini hatırlatan Perinatoloji Uzmanı Op. Dr. Gizem Elif Dizdaroğulları, "Bazı hafif anomaliler ultrasonla görüntülenemeyebilir veya daha ileri gebelik haftalarında ortaya çıkabilir. Bu nedenle muayene normal çıksa dahi gebelik takiplerinin düzenli olarak sürdürülmesi şarttır" diye aktardı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gebelikte-ikinci-donem-ultrason-hayati-onem-tasiyor-muhtemel-anomaliler-erken-evrede-tespit-ediliyor-4043.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gebelikte-ikinci-donem-ultrason-hayati-onem-tasiyor-muhtemel-anomaliler-erken-evrede-tespit-ediliyor-4043.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gebelikte-ikinci-donem-ultrason-hayati-onem-tasiyor-muhtemel-anomaliler-erken-evrede-tespit-ediliyor-8939-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gebelikte-ikinci-donem-ultrason-hayati-onem-tasiyor-muhtemel-anomaliler-erken-evrede-tespit-ediliyor-4043.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/gebelikte-ikinci-donem-ultrason-hayati-onem-tasiyor-muhtemel-anomaliler-erken-evrede-tespit-ediliyor/47208/</link>
			<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 18:12:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["Aşırı sıcaklar anne adaylarını daha fazla zorluyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Selin Çetinkal, "Yüksek sıcaklıklar erken doğum riskini artırabilir" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Selin Çetinkal, "Yüksek sıcaklıklar erken doğum riskini artırabilir" dedi.Avrupa, bu yaz tarihinin en sıcak dönemlerinden birini yaşarken, birçok ülkede termometreler rekor seviyeleri gösteriyor. Aşırı sıcaklara bağlı sağlık sorunları her geçen gün artarken, uzmanlar sıcak hava dalgalarının yalnızca yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireyler için değil, anne adayları için de önemli riskler oluşturduğuna dikkat çekiyor. Türkiye'de de temmuz ayıyla birlikte etkisini artırması beklenen sıcak hava nedeniyle gebelerin daha dikkatli olması gerektiğini belirten Liv Hospital Ulus Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Selin Çetinkal, alınacak basit önlemlerle hem anne hem de bebeğin sağlığının korunabileceğini söyledi."Gebelikte vücut ısısı doğal olarak artıyor"Gebeliğin kadın vücudunun fizyolojik olarak en yoğun çalıştığı dönemlerden biri olduğunun altını çizen Op. Dr. Selin Çetinkal, "Bebeğin büyümesiyle birlikte annenin metabolizması hızlanır, dolaşım sistemi daha fazla çalışır ve kalp daha fazla kan pompalar. Bu süreçte vücut ısısı da doğal olarak yükselir. Bu nedenle anne adayları, sıcak havalarda vücut sıcaklığını dengelemekte gebe olmayan kadınlara göre daha fazla zorlanır. Özellikle yüksek nemle birlikte seyreden sıcaklıklar, vücudun serinleme mekanizmalarını zorlayarak sağlık sorunlarının görülme riskini artırabilir" ifadelerini kullandı."Bilimsel çalışmalar erken doğum riskine dikkat çekiyor"Son yıllarda iklim değişikliği ile gebelik sağlığı arasındaki ilişkiyi inceleyen bilimsel çalışmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu hatırlatan Op. Dr. Çetinkal, "2025 yılında Nature Medicine dergisinde yayımlanan kapsamlı bir sistematik derleme, sıcak hava maruziyetinin gebelik üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Araştırmaya göre ortam sıcaklığındaki her 1 santigrat derecelik artış erken doğum riskini yaklaşık yüzde 4 artırırken, sıcak hava dalgaları sırasında bu risk yüzde 26'ya kadar yükselebiliyor. Ayrıca düşük doğum ağırlığı, ölü doğum, gebelik hipertansiyonu, gestasyonel diyabet ve bazı doğumsal anomaliler açısından da risk artışı bildiriliyor" açıklamalarında bulundu.Sıcak hava erken doğumu nasıl tetikliyor?"Yüksek sıcaklıklar öncelikle anne adayında sıvı kaybına neden oluyor" diyen Op. Dr. Çetinkal, "Dehidratasyon, rahim kasılmalarını tetikleyebilen hormonların salgılanmasını artırabiliyor. Bunun yanında sıcaklık, plasentaya giden kan akımını olumsuz etkileyebiliyor ve vücutta inflamasyonu artırabiliyor. Gece boyunca devam eden yüksek sıcaklık ise uyku kalitesini bozarak hem anne hem de bebek üzerinde ek stres oluşturuyor. Tüm bu mekanizmalar özellikle gebeliğin son aylarında erken doğum riskini artırabiliyor" dedi."Sadece erken doğum değil, anne sağlığı da risk altında"Aşırı sıcakların yalnızca erken doğum riskini artırmakla kalmadığını vurgulayan Op. Dr. Çetinkal, "Yaz aylarında anne adaylarında tansiyon düşüklüğü, bayılma, çarpıntı, baş ağrısı ve ciddi sıvı kaybı daha sık görülebiliyor. Uzun süre güneş altında kalmak veya yeterince sıvı tüketmemek hem annenin hem de bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebiliyor" diye konuştu."Gebeler yaz aylarında bu önlemleri almalı"Anne adaylarının sıcak havalarda bazı basit ancak etkili önlemleri ihmal etmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Çetinkal, şöyle devam etti: "Günün en sıcak saatleri olan 11.00-16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı. Susamayı beklemeden gün boyunca düzenli olarak bol su tüketilmeli. Açık renkli, bol ve pamuklu kıyafetler tercih edilmeli. Fiziksel aktiviteler sabah erken veya akşam serin saatlerde yapılmalı. Ev ortamı serin tutulmalı; gerektiğinde klima veya vantilatörden yararlanılmalı. Dengeli ve yeterli beslenmeye özen gösterilmeli.""Yüksek riskli gebeler daha dikkatli olmalı"Özellikle çoğul gebelik taşıyanlar, hipertansiyon veya diyabeti bulunanlar, obezitesi olanlar ve daha önce erken doğum öyküsü yaşayan kadınların sıcak hava dönemlerinde doktorlarının önerilerine daha titizlikle uyması gerektiğini belirten Op. Dr. Çetinkal, "Bu gruptaki gebelerde sıcak hava nedeniyle gelişebilecek komplikasyonların yakından takip edilmesi büyük önem taşıyor" dedi."İklim değişikliği gebelik sağlığını da etkiliyor"İklim değişikliği artık yalnızca çevresel değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendiriliyor. Önümüzdeki yıllarda sıcak hava dalgalarının daha sık ve daha uzun süre etkili olmasının beklendiğini belirten Op. Dr. Selin Çetinkal, gebelerin korunmasının hem bireysel önlemler hem de sağlık sistemlerinin alacağı tedbirlerle desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Çetinkal, "Gebelik doğal bir süreçtir; ancak aşırı sıcaklar bu süreci gereksiz yere zorlaştırabilir. Basit ama etkili önlemlerle hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını korumak mümkündür. Özellikle yaz aylarında sıvı tüketimine dikkat edilmesi, güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması ve herhangi bir şikâyet geliştiğinde vakit kaybetmeden kadın doğum uzmanına başvurulması büyük önem taşımaktadır" dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/asiri-sicaklar-anne-adaylarini-daha-fazla-zorluyor-1743.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/asiri-sicaklar-anne-adaylarini-daha-fazla-zorluyor-1743.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/asiri-sicaklar-anne-adaylarini-daha-fazla-zorluyor-7811-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/asiri-sicaklar-anne-adaylarini-daha-fazla-zorluyor-1743.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/asiri-sicaklar-anne-adaylarini-daha-fazla-zorluyor/47182/</link>
			<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 11:10:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Dünya Çikolata Günü'nde önemli uyarılar: "Çikolatada sağlıklı tercih bitter, anahtar nokta porsiyon kontrolü"]]></title>
			<description><![CDATA[7 Temmuz Dünya Çikolata Günü, dünyanın en sevilen lezzetlerinden biri olan çikolatayı kutlamak için önemli bir fırsat sunarken, çikolatanın sağlık üzerindeki etkileri de yeniden gündeme geliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[7 Temmuz Dünya Çikolata Günü, dünyanın en sevilen lezzetlerinden biri olan çikolatayı kutlamak için önemli bir fırsat sunarken, çikolatanın sağlık üzerindeki etkileri de yeniden gündeme geliyor.Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, özellikle kakao oranı yüksek bitter çikolatanın kalp ve damar sağlığı açısından yararlı biyoaktif bileşenler içerdiğini, ancak sağlık yararlarının ancak ölçülü tüketimle mümkün olduğunu vurguladı. Bilen, çikolata seçiminde kakao oranı, ilave şeker ve porsiyon miktarına dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.Her çikolata aynı değilDr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, 7 Temmuz Dünya Çikolata Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede çikolata tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalara değindi.Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, özellikle kakao oranı yüksek bitter çikolatanın içerdiği flavanoller sayesinde damar sağlığı üzerinde olumlu etkiler gösterebildiğini, ancak çikolatanın "sağlıklı" olarak değerlendirilmesinde tüketim miktarı ve ürün içeriğinin belirleyici olduğunu söyledi.Kakao oranı yüksek bitter çikolata kalp ve damar sağlığını destekleyebilirDr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, bitter çikolatanın içerdiği epikateşin ve prosiyanidin gibi flavanollerin güçlü antioksidan özelliklere sahip olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:"Bu biyoaktif bileşikler oksidatif stresin azaltılmasına katkıda bulunurken, nitrik oksit üretimini artırarak damarların gevşemesini ve endotel fonksiyonlarının iyileşmesini destekleyebilir."Bilimsel çalışmaların kakao tüketiminin kardiyometabolik sağlık üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini gösterdiğini belirten Bilen, düzenli ve ölçülü kakao tüketiminin toplam kolesterol, LDL kolesterol, açlık kan şekeri ile sistolik ve diyastolik kan basıncında küçük ancak anlamlı iyileşmeler sağlayabildiğini; buna karşın vücut ağırlığı, beden kütle indeksi ve HbA1c üzerinde belirgin bir etki görülmediğini ifade etti.Bitter çikolata, sütlü ve beyaz çikolatadan neden farklı?Çikolata çeşitleri arasındaki en önemli farkın kakao içeriği olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, şunları söyledi:Bitter çikolata, yüksek kakao oranı sayesinde flavonoid ve antioksidan bakımından en zengin seçenektir. Aynı zamanda genellikle daha az şeker içerir. Bitter çikolata, yüksek flavanol içeriği nedeniyle sütlü ve beyaz çikolataya kıyasla damar fonksiyonları üzerinde daha güçlü etkilere sahiptir. Yapılan çalışmalar bitter çikolatanın kan basıncını düşürebildiğini göstermektedir. Ayrıca kısa süreli bir klinik çalışmada, bitter çikolata tüketiminin beyaz çikolataya göre insülin duyarlılığını artırdığı ve sistolik kan basıncını düşürdüğü bildirilmiştir.Sütlü çikolata, daha düşük kakao oranı nedeniyle antioksidan açısından daha sınırlıdır ve genellikle daha fazla şeker içerir.Beyaz çikolata ise kakao kitlesi içermez; yalnızca kakao yağı, süt ve şekerden oluşur. Bu nedenle kakao kaynaklı antioksidanlardan büyük ölçüde yoksundur ve beslenme açısından sağlık yararları bakımından bitter çikolataya göre daha sınırlıdır.Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, sağlık açısından seçim yapılacaksa kakao oranı yüksek bitter çikolatanın tercih edilmesinin daha uygun olduğunu ifade etti.Ölçülü tüketim en önemli kuralÇikolatanın faydalarının sınırsız tüketim anlamına gelmediğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, "Sağlık üzerindeki olumlu etkiler büyük ölçüde kakao oranına, flavanol miktarına ve tüketilen porsiyona bağlıdır. Çikolata aynı zamanda enerji ve yağ açısından zengin bir besin olduğundan, dengeli beslenmenin bir parçası olarak ölçülü miktarlarda ve tercihen kakao oranı yüksek ürünlerin tüketilmesi önerilmektedir" uyarısında bulundu.Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, mevcut bilimsel çalışmaların kesin bir günlük tüketim miktarı önermediğini söyledi.Araştırmalarda bir porsiyonun yaklaşık 30 gram olarak tanımlandığını belirten Bilen, haftada yaklaşık 2-3 porsiyon tüketimin sağlık açısından olası yararlarla ilişkilendirildiğini ifade ederek haftada 2-3 porsiyon çikolata tüketiminin yeterli olduğunu söyledi.Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, "Çikolata enerji ve yağ açısından zengin bir besindir. Özellikle sütlü ve beyaz çikolataların yüksek şeker içeriği nedeniyle porsiyon kontrolü ihmal edilmemelidir. Çikolata, dengeli beslenme düzeni içerisinde küçük porsiyonlarda tüketilmeli ve günlük enerji alımına katkısı göz önünde bulundurulmalıdır " dedi.Çikolata alırken etiketini okuyunDr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, tüketicilerin çikolata satın alırken mutlaka etiket bilgilerini incelemesi gerektiğini belirtti.Sağlıklı bir tercih için şu kriterlere dikkat edilmesini önerdi:Tercihen yüzde 70 ve üzeri kakao oranına sahip ürünler seçilmeli.İlave şeker miktarı kontrol edilmeli.Doymuş yağ ve toplam enerji içeriği incelenmeli.Porsiyon büyüklüğü dikkate alınmalı.Bilen, kakao oranı yükseldikçe flavanol miktarının arttığını, buna karşılık sütlü ve beyaz çikolatalarda şeker oranının daha yüksek olabildiğini söyledi.Çocuklarda çikolata yasak değil ancak sınırlar önemliÇocuklarda çikolatanın tamamen yasaklanmasının doğru bir yaklaşım olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, aşırı tüketimin yüksek şeker içeriği nedeniyle diş çürükleri ve fazla enerji alımına yol açabileceğini ifade etti.Ailelere şu önerilerde bulundu:Çikolata ara sıra ve küçük porsiyonlarda sunulmalı.Ödül veya ceza aracı olarak kullanılmamalı.Günlük beslenmede meyve, süt, yoğurt ve kuruyemiş gibi besleyici alternatiflere öncelik verilmeli.Kronik hastalığı olanlar bireysel planlama yapmalıDiyabet, obezite ve kalp-damar hastalığı bulunan bireylerde çikolata tüketiminin kişiye özel planlanması gerektiğini vurgulayan Bilen, özellikle diyabetli bireylerin çikolata tüketimini günlük karbonhidrat planı içerisinde değerlendirmesi gerektiğini söyledi."Çikolata tüketimine ilişkin kararlar; hastalığın tipi, kullanılan ilaçlar, kan şekeri kontrolü ve bireyin genel beslenme planı dikkate alınarak diyetisyen tarafından bireyselleştirilmelidir" ifadelerini kullandı.Çikolatayı ne zaman tüketmeli?Çikolatanın günün hangi saatinde tüketilmesinin daha faydalı olduğuna ilişkin bilimsel kanıtların henüz yeterli olmadığını belirten Bilen, aynı şekilde hangi besinlerle birlikte tüketilmesi gerektiği konusunda da kesin öneriler bulunmadığını söyledi.Mevcut verilerin; tüketim saatinden ziyade porsiyon kontrolü, kakao oranı yüksek ürün seçimi ve genel beslenme düzeninin çok daha önemli olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.Çikolatadan vazgeçmek değil, doğru tercih yapmak önemliDr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Bilen, çikolatanın dengeli beslenme içerisinde tamamen yasaklanması gereken bir besin olmadığını ancak doğru ürün seçimi ve ölçülü tüketimin sağlık açısından belirleyici olduğunu vurguladı. Bilen, "Kakao oranı yüksek bitter çikolata, dengeli beslenme düzeninin küçük bir parçası olarak tüketildiğinde sağlık açısından bazı faydalar sağlayabilir. Ancak çikolatanın yüksek enerji içeren bir besin olduğu unutulmamalı; porsiyon kontrolü her zaman ön planda tutulmalıdır" dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/dunya-cikolata-gununde-onemli-uyarilar-cikolatada-saglikli-tercih-bitter-anahtar-nokta-porsiyon-kontrolu-4230.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/dunya-cikolata-gununde-onemli-uyarilar-cikolatada-saglikli-tercih-bitter-anahtar-nokta-porsiyon-kontrolu-4230.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/dunya-cikolata-gununde-onemli-uyarilar-cikolatada-saglikli-tercih-bitter-anahtar-nokta-porsiyon-kontrolu-3640-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/dunya-cikolata-gununde-onemli-uyarilar-cikolatada-saglikli-tercih-bitter-anahtar-nokta-porsiyon-kontrolu-4230.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/dunya-cikolata-gununde-onemli-uyarilar-cikolatada-saglikli-tercih-bitter-anahtar-nokta-porsiyon-kontrolu/47173/</link>
			<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 11:10:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzmanlardan 'Dış kulak yolu enfeksiyonu' uyarısı: "Başvuruları 2-3 kat artırdığını görüyoruz"]]></title>
			<description><![CDATA[Sıcaklıklarla birlikte havuz ve deniz kullanımı artarken, dış kulak yolu enfeksiyonuna karşı uyaran Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Saim Pamuk, "Başvuruları 2-3 kat artırdığını görüyoruz. Hastalar dış kulak yolunun tamamen kapanması nedeniyle işitmenin geçici bir şekilde gitmesi ve kulakta akıntı ile başvurabiliyor. Yüzme sonrası havluyla kulaklarını nazikçe kurulamalarını tavsiye edebiliriz, Dış kulak yolunu kuru tutmak önemli" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sıcaklıklarla birlikte havuz ve deniz kullanımı artarken, dış kulak yolu enfeksiyonuna karşı uyaran Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Saim Pamuk, "Başvuruları 2-3 kat artırdığını görüyoruz. Hastalar dış kulak yolunun tamamen kapanması nedeniyle işitmenin geçici bir şekilde gitmesi ve kulakta akıntı ile başvurabiliyor. Yüzme sonrası havluyla kulaklarını nazikçe kurulamalarını tavsiye edebiliriz, Dış kulak yolunu kuru tutmak önemli" dedi.

Yaz aylarında artan sıcaklıklar ve sık havuz ile deniz kullanımı problemlere neden olabilirken uzmanlar, bu dönemlerde sık gördüklerini ifade ettikleri halk arasında "yüzücü kulağı" olarak da bilinen dış kulak yolu enfeksiyonuna dikkat çekiyor. Kulakta ağrı, kaşıntı, akıntı gibi belirtilerle kendini gösterebilen enfeksiyona karşı Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Uzm. Dr. Saim Pamuk da uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Pamuk, yaz aylarında kulağın uzun süre nemli kalmasının bakterilerin artmasını kolaylaştırdığına belirtti. Kulak temizliği amacıyla pamuklu çubuk kullanılmasının kulak kanalındaki doğal koruyucu tabakaya zarar verebildiğini belirten Pamuk, kulak karıştırmaktan kaçınılması gerektiğini aktardı.

"Başvuruları 2-3 kat artırdığını görüyoruz"

Enfeksiyona ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Saim Pamuk, "Yaz aylarında havuz ve deniz sonrası görülen enfeksiyonlar özellikle dış kulak yolunu etkilemektedir. Dış kulak yolu enfeksiyonu halk arasında yüzücü kulağı dediğimiz yaz aylarında deniz ve havuzda yüzme sonrası ortaya çıkan, nemli ve yüksek sıcaklıktaki havalarda dış kulak yolunun efektif bir halidir. Bu hastalar dış kulak yolunda, ağrı, akıntı, kaşıntı şikayetiyle başvuruyor. Hastalara dış kulak yolunu kuru tutmalarını, denize ya da havuza giriyorlarsa su kaçırmamalarını, gerekirse tıpa ya da boneyle kendilerini korumalarını öneriyoruz. Polikliniğimize olan başvuruları 2-3 kat olarak artırdığını görüyoruz. Kulağımızda enfeksiyonu 3 bölgede ayırabiliriz; dış kulak yolu, orta kulak ve iç kulağı etkileyen şeklinde" diye konuştu.

"Kulak kiri dediğimiz tabaka koruyucu bariyer olarak işlev görmekte"

Sözlerini sürdüren Pamuk, "Yüzücü kulağı denilen otitis externa tablosu, temmuz ve ağustos aylarında kış aylarına kıyasla yüzde 50 oranında artış olduğunu görmekteyiz. Normalde dış kulak yolumuz asidik bir PH'ye sahiptir. Dış kulak yolunda kulak kiri diye belirttiğimiz tabaka koruyucu bir bariyer olarak işlev görmektedir. Yaz aylarında havuz ve deniz sonrası bu bariyer zarar görüyor, asidik ortam bazik ortama dönüşüyor. Bu da mikroorganizmaların artışına neden oluyor, aynı zamanda yüksek sıcaklık ve nemli hava da burada kolonizasyonu arttırıyor. Çocuk, ergen yaş grubu, yüzücüler, ek hastalıkları olan diyabet hastaları, çeşitli malignite gibi hastalıkları olan hastalarımızda da bunlar sıklıkla görülebiliyor" ifadelerini kullandı.

"Pamuklu kulak çöpleriyle kulağı karıştırmaktan kesinlikle vazgeçilmeli"

Erken dönemde kaşıntı, sulanma, tıkanıklık durumlarının olabildiğini söyleyen Pamuk, "Hastalar, dış kulak yolunun tamamen kapanması nedeniyle işitmenin geçici bir şekilde tamamen gitmesi ve kulakta akıntı ile bize başvurabiliyor. Özellikle dalgıçlarda yapılan çalışmalarda normal yüzücülere kıyasla yüzde 20-30 oranında dış kulak yolu enfeksiyonu artışı olduğunu tespit edilmiş. Pamuklu kulak çöpleri ile kulağımızı karıştırma alışkanlığımızdan kesinlikle vazgeçmemiz gerekiyor. Mikroorganizmaların daha derine yayılmasına zemin oluşturuyor, enfeksiyon sıklığını arttırıyor. Kişilere yüzme sonrası yaz aylarında havluyla kulaklarını nazikçe kurulamasını ya da düşük ayarda saç kurutma makinesiyle uzaktan nemi ve sıvıyı kurutmasını tavsiye edebiliriz. Kişilere yılda bir kez kulak muayenesi öneriyoruz. Islak kulaklara elektronik kulaklık kullanmamalarını tavsiye ediyoruz" şeklinde konuştu.

"Dış kulak yolunu kuru tutmak önemli"

Başvurulara ilişkin konuşan Pamuk, "Bu dönemde polikliniğimize dış kulak yolu enfeksiyonu ile başvuran hastaların sıklığı artmış durumda. Yaz döneminde dış kulak yolu enfeksiyonu hastalıkları yüzde 40 ile 60 arasında artış göstermektedir. Kış aylarına kıyasladığımızda temmuz ve ağustos aylarında 2-3 kat artış olduğu görülmektedir. Bu hastaların tedavisinde öncelikle dış kulak yolunu kuru tutmak önemlidir. Aspirasyon ve pansuman ile dış kulak yolunu kuru tutmayı çok önemsiyoruz. Evde tedavi şeklinde ise damla veriyoruz, antibiyotikli ve steroidli damlalar veriyoruz. Dış kulak yolunun asit düzeyini düzenleyecek hazırlama damlalar reçete ediyoruz. Mantar enfeksiyonları da görülmektedir. Yaz döneminde insanlar piknik ve doğayla daha iç içe olduğu için sadece dış kulak yolu enfeksiyonu görmüyoruz. Dış kulak yolu kaşıntısı ile gelen bir hastamda endoskopik muayenesinde örümcek tespit etmiştim. Aldık, hasta rahatladı, sorunları sadece havuz ve yüzme ile bağdaştırmamakta fayda var" dedi.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/uzmanlardan-dis-kulak-yolu-enfeksiyonu-uyarisi-basvurulari-2-3-kat-artirdigini-goruyoruz-20260705AW74-2180.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/uzmanlardan-dis-kulak-yolu-enfeksiyonu-uyarisi-basvurulari-2-3-kat-artirdigini-goruyoruz-20260705AW74-2180.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/uzmanlardan-dis-kulak-yolu-enfeksiyonu-uyarisi-basvurulari-2-3-kat-artirdigini-goruyoruz-20260705AW74-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/uzmanlardan-dis-kulak-yolu-enfeksiyonu-uyarisi-basvurulari-2-3-kat-artirdigini-goruyoruz-20260705AW74-2180.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/uzmanlardan-dis-kulak-yolu-enfeksiyonu-uyarisi-basvurulari-2-3-kat-artirdigini-goruyoruz/47134/</link>
			<pubDate>Sun, 05 Jul 2026 13:48:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sağlıklı cildin sırrı: Güçlü cilt bariyeri]]></title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında artan güneş maruziyeti, havuz ve deniz kullanımı ile terleme, cildin doğal koruyucu tabakası olan cilt bariyerine zarar verebiliyor. Uzm. Dr. Münevver Meltem Hüdaverdi, cilt bariyerinin bozulmasıyla kızarıklık, kaşıntı, kuruluk ve hassasiyet gibi şikayetlerin arttığını belirterek yaz aylarında doğru cilt bakımının önemine dikkat çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yaz aylarında artan güneş maruziyeti, havuz ve deniz kullanımı ile terleme, cildin doğal koruyucu tabakası olan cilt bariyerine zarar verebiliyor. Uzm. Dr. Münevver Meltem Hüdaverdi, cilt bariyerinin bozulmasıyla kızarıklık, kaşıntı, kuruluk ve hassasiyet gibi şikayetlerin arttığını belirterek yaz aylarında doğru cilt bakımının önemine dikkat çekti.

Kızarıklık, yanma, kaşıntı ve kuruluk Yaz aylarında birçok kişinin yaşadığı bu şikâyetlerin altında cilt bariyerinin bozulması yatabiliyor. Medipol Koşuyolu Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Münevver Meltem Hüdaverdi, özellikle güneş, havuz, deniz ve yanlış cilt bakımının cildin doğal savunma mekanizmasını zayıflatabileceğini söyledi

Cildin en güçlü savunma kalkanıdır

Cilt bariyerinin dış etkenlere karşı koruyucu bir görev üstlendiğini belirten Dr. Hüdaverdi, "Cilt bariyeri; ultraviyole ışınları, mikroorganizmalar ve kimyasallar gibi dış etkenlere karşı cildi koruyan en önemli savunma mekanizmasıdır. Özellikle yoğun güneş maruziyeti, havuz ve deniz sonrası cildin yeterince klor ve tuzdan arındırılmaması, parfümlü ve yoğun kimyasal içerikli ürünlerin kullanımı ile aşırı terleme cilt bariyerinin bozulmasına neden olabiliyor" dedi.

Kızarıklık ve kaşıntı cildin verdiği uyarı

Cilt bariyeri bozulduğunda bazı belirtilerin ortaya çıktığını ifade eden Dr. Hüdaverdi, "Kızarıklık, kaşıntı, hassasiyet, yanma, batma hissi ve pullanma cildin verdiği önemli uyarılar arasında yer alıyor.

Ayrıca atopik dermatit, kontakt egzama ve rozasea gibi kronik cilt hastalıklarında da cilt bariyerinin bozulmasıyla birlikte alevlenmeler görülebiliyor" diye konuştu.

Nemlendirme ve güneş korumayı ihmal etmeyin

Yaz aylarında cilt bariyerini korumak için günlük bakımın önemine dikkat çeken Dr. Hüdaverdi, "Yaz boyunca 50 faktörlü güneş koruyucu kullanılmalı, çok sıcak suyla duş alınmamalı ve cilt nazik temizleyicilerle arındırılmalıdır. Sert peelinglerden, kese uygulamalarından ve gereğinden sık duş almaktan kaçınılmalıdır.

Gliserin, seramid, pantenol ve hyalüronik asit içeren nemlendiriciler cilt bariyerini destekleyen önemli ürünlerdir. Eğer belirtiler şiddetlenirse mutlaka dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/saglikli-cildin-sirri-guclu-cilt-bariyeri-20260704AW73-4171.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/saglikli-cildin-sirri-guclu-cilt-bariyeri-20260704AW73-4171.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/saglikli-cildin-sirri-guclu-cilt-bariyeri-20260704AW73-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/saglikli-cildin-sirri-guclu-cilt-bariyeri-20260704AW73-4171.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/saglikli-cildin-sirri-guclu-cilt-bariyeri/47064/</link>
			<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 11:58:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yaşları 70'i aştı ama testleri zorlanmadan geçtiler]]></title>
			<description><![CDATA[Bolu'da "Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında kurulan stantta, vatandaşların fiziksel yaşları ölçüldü. Uzmanlar eşliğinde denge ve kas gücü testlerine katılan 70 ve 80'li yaşlardaki vatandaşların sergilediği performans dikkat çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bolu'da "Hareket Yaşını Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında kurulan stantta, vatandaşların fiziksel yaşları ölçüldü. Uzmanlar eşliğinde denge ve kas gücü testlerine katılan 70 ve 80'li yaşlardaki vatandaşların sergilediği performans dikkat çekti.

Bolu'da sağlıklı yaşam ve hareketliliğe dikkat çekmek amacıyla pazar alanında özel bir stant kuruldu. Sağlık Bakanlığı'nın yürüttüğü kampanya çerçevesinde vatandaşlar, uzmanlar eşliğinde çeşitli fiziksel testlerden geçirildi. Özellikle yaşlıların oturup kalkarak ve tek ayak üstünde dengede durarak kas gücü testlerini tamamlamaya çalıştığı anlar, çevredeki vatandaşlar tarafından ilgiyle izlendi.

"Ben hiç durmam"

Yapılan testlerde yorulmadığını ifade eden 82 yaşındaki Şeref Güler, "Yormadı, iyi oldu. Bahçe işi yapıyorum, ben hiç durmam. Sabah 06.00'da kalkıyorum ve çalışıyorum" dedi.

Pazarda yumurta satışı yapan 70 yaşındaki Sadettin Eraslan, "Çok sağlıklı çıktım. Yaşım 70 ama 'İyi' dediler, 'Çok iyisin sen' dediler" diye konuştu.

"15 yaş üzeri herkes standımıza davetli"

Bolu Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Filiz Bolu, kampanyanın temel amacının sağlıklı yaşama dair farkındalık oluşturmak olduğunu vurguladı. Hareketin sağlık üzerindeki etkilerini göstermeyi hedeflediklerini aktaran Bolu, "Kas gücü ve kemik kitlesiyle ilgili kişilerin durumlarını tespit ederek, sorun yaşayan vatandaşlarımızı ilgili yerlere yönlendiriyoruz. Sağlık durumlarıyla ilgili bu tespiti yapmak için 15 yaş üzerindeki herkesi standımıza davet ediyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaslari-70i-asti-ama-testleri-zorlanmadan-gectiler-20260703AW73-4243.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaslari-70i-asti-ama-testleri-zorlanmadan-gectiler-20260703AW73-4243.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaslari-70i-asti-ama-testleri-zorlanmadan-gectiler-20260703AW73-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaslari-70i-asti-ama-testleri-zorlanmadan-gectiler-20260703AW73-4243.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/yaslari-70-i-asti-ama-testleri-zorlanmadan-gectiler/47042/</link>
			<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 16:52:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[90 personel ve 28 ambulansla 7 gün 24 saat hasta nakil hizmeti]]></title>
			<description><![CDATA[Kocaeli'de yatalak ve yürüyemeyecek durumda olup kendi imkanlarıyla sağlık kuruluşlarına ulaşmakta güçlük çeken vatandaşlar için 90 personel ve 28 araçla 7 gün 24 saat "Hasta Nakil Ambulans Hizmeti" sunuluyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kocaeli'de yatalak ve yürüyemeyecek durumda olup kendi imkanlarıyla sağlık kuruluşlarına ulaşmakta güçlük çeken vatandaşlar için 90 personel ve 28 araçla 7 gün 24 saat "Hasta Nakil Ambulans Hizmeti" sunuluyor.Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Sağlık İşleri Şube Müdürlüğünce yürütülen bu hizmet ile hastalar adreslerinden alınarak hastane ve diyaliz merkezlerine ulaştırılıyor. Tedavisi tamamlanan vatandaşların evlerine dönüşü de yine bu ekipler tarafından sağlanıyor.İl genelinde 25 asil ve 3 yedek ambulansla 7 gün 24 saat sürdürülen hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşların, hastane randevu bilgileriyle "153 Büyükşehir Çağrı Merkezi"ne başvurarak talepte bulunması gerekiyor.Ayrıca ekipler, belirlenen kurallar çerçevesinde il dışındaki sağlık kuruluşlarına hasta nakli gerçekleştirirken, kentteki spor müsabakaları ve çeşitli organizasyonlarda da sağlık desteği sağlıyor.Düzenli diyaliz tedavisi gören hastaların da aktif olarak yararlandığı sistem, vatandaşlara büyük kolaylık sağlıyor. Eşinin 2 yıldır diyaliz hastası olduğunu söyleyen vatandaş, Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin kendilerine önemli bir destek sunduğunu belirterek, "Yapılan hizmetten çok memnunuz, Allah razı olsun. Vaktinde götürüp, getiriyorlar. Diyaliz merkezinde işimiz bittiğinde tekrardan evimize getiriyorlar, yardımcı oluyorlar. Başkanımıza ve ekiplere teşekkür ederim" dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/90-personel-ve-28-ambulansla-7-gun-24-saat-hasta-nakil-hizmeti-9292.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/90-personel-ve-28-ambulansla-7-gun-24-saat-hasta-nakil-hizmeti-9292.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/90-personel-ve-28-ambulansla-7-gun-24-saat-hasta-nakil-hizmeti-6701-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/90-personel-ve-28-ambulansla-7-gun-24-saat-hasta-nakil-hizmeti-9292.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/90-personel-ve-28-ambulansla-7-gun-24-saat-hasta-nakil-hizmeti/47024/</link>
			<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 12:15:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yaz mevsiminde aşırı sıcaklara karşı sağlık rehberi]]></title>
			<description><![CDATA[KOCAELİ (İHA) – Yaz aylarında etkisini artıran aşırı sıcaklar, özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı bulunan bireyler için ciddi sağlık riskleri oluşturduğuna dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Tekşahin, güneş ışınlarının en dik geldiği 10.00 ile 16.00 saatleri arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmaması gerektiğini belirterek, sıvı tüketiminin artırılması ve efor gerektiren aktivitelerden kaçınılması uyarısında]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[KOCAELİ (İHA) – Yaz aylarında etkisini artıran aşırı sıcaklar, özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı bulunan bireyler için ciddi sağlık riskleri oluşturduğuna dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Tekşahin, güneş ışınlarının en dik geldiği 10.00 ile 16.00 saatleri arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmaması gerektiğini belirterek, sıvı tüketiminin artırılması ve efor gerektiren aktivitelerden kaçınılması uyarısında bulundu.Yaz mevsimiyle birlikte mevsim normallerinin üzerine çıkan hava sıcaklıklarının vücudun doğal denge mekanizmalarını zorladığını belirten Büyük Anadolu Darıca Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasan Tekşahin, aşırı sıcakların hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Özellikle 65 yaş üstü bireyler, çocuklar ve kronik hastalığı bulunan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini ifade eden Tekşahin, "Güneş ışınlarının en dik geldiği 10.00 ile 16.00 saatleri arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmamalı. Açık havada efor gerektiren aktivitelerden kaçınılmalı ve sıvı tüketimine her zamankinden daha fazla özen gösterilmelidir" dedi.Uzmandan sıcak havalara karşı önerilerAşırı sıcakların yalnızca yorgunluk veya baş ağrısına neden olmadığını dile getiren Tekşahin, diyabet, hipertansiyon, böbrek, solunum ve kalp hastalıkları bulunan kişilerde hayati risk oluşturabilecek komplikasyonları tetikleyebileceğine dikkat çekti. Yüksek sıcaklıkların psikolojik etkilerine de değinen Tekşahin, "Aşırı sıcaklar konsantrasyon kaybı, tahammülsüzlük ve çabuk öfkelenme gibi sorunlara neden olarak günlük yaşam kalitesini de olumsuz etkileyebilir. Günün en sıcak saatleri olan 10.00-16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı. Efor gerektiren sporlar, yürüyüşler ve ağır fiziksel işler sabah erken veya akşam serin saatlere ertelenmeli. Açık renkli, ince kıyafetler tercih edilmeli, şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalı. Susama hissi beklenmeden düzenli aralıklarla yeterli miktarda sıvı tüketilmeli. Dışarı çıkılması gereken durumlarda ise yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanılmalı ve mümkün olan en kısa sürede serin veya klimalı ortamlara geçilmelidir" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaz-mevsiminde-asiri-sicaklara-karsi-saglik-rehberi-5936.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaz-mevsiminde-asiri-sicaklara-karsi-saglik-rehberi-5936.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaz-mevsiminde-asiri-sicaklara-karsi-saglik-rehberi-2642-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/yaz-mevsiminde-asiri-sicaklara-karsi-saglik-rehberi-5936.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/yaz-mevsiminde-asiri-sicaklara-karsi-saglik-rehberi/47005/</link>
			<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Anne adaylarına gebelikte ağız ve diş sağlığı eğitimi verildi]]></title>
			<description><![CDATA[Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Muncurlu Ek Hizmet Binası Gebe Okulunda anne adaylarına yönelik "Gebelikte Ağız ve Diş Sağlığı" eğitimi ve diş taraması gerçekleştirildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Muncurlu Ek Hizmet Binası Gebe Okulunda anne adaylarına yönelik "Gebelikte Ağız ve Diş Sağlığı" eğitimi ve diş taraması gerçekleştirildi.

Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Muncurlu Ek Hizmet Binasında hizmet veren Gebe Okulunda, anne adaylarına gebelikte ağız ve diş sağlığı konulu eğitim ve diş taraması programı düzenlendi.

İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanlığı bünyesinde görev yapan diş hekimleri tarafından gerçekleştirilen program kapsamında, gebelik döneminde ağız ve diş sağlığının önemi hakkında kapsamlı bilgilendirme yapıldı. Eğitimde anne adaylarına doğru ağız hijyeni alışkanlıkları, gebelik sürecinde diş bakımının nasıl yapılması gerektiği ve ağız sağlığının bebek gelişimine etkileri anlatıldı.

Program kapsamında eğitimlerin ardından anne adaylarının ağız ve diş muayeneleri gerçekleştirilerek olabilecek sağlık sorunlarının erken dönemde tespit edilmesine yönelik taramalar yapıldı.

Gebelik döneminde ağız ve diş sağlığının korunmasının hem anne hem de bebeğin genel sağlığı açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, düzenlenen eğitimlerle anne adaylarının bilinç düzeyinin artırılmasının ve olabilecek sağlık problemlerinin erken dönemde önlenmesinin amaçlandığını belirtildi.

Düzce İl Sağlık Müdürlüğü tarafından sürdürülen bu tür eğitim programlarıyla, anne adaylarının sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmesi, ağız ve diş sağlığının korunması ve anne ile bebek sağlığının desteklenmesi hedefleniyor.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/anne-adaylarina-gebelikte-agiz-ve-dis-sagligi-egitimi-verildi-20260703AW73-7671.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/anne-adaylarina-gebelikte-agiz-ve-dis-sagligi-egitimi-verildi-20260703AW73-7671.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/anne-adaylarina-gebelikte-agiz-ve-dis-sagligi-egitimi-verildi-20260703AW73-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/anne-adaylarina-gebelikte-agiz-ve-dis-sagligi-egitimi-verildi-20260703AW73-7671.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/anne-adaylarina-gebelikte-agiz-ve-dis-sagligi-egitimi-verildi/46994/</link>
			<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 11:06:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Gebe okulu eğitimleri devam ediyor]]></title>
			<description><![CDATA[DÜZCE (İHA) – Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde açılan Gebe Okulu'nda anne adaylarına güvenli gebelik süreci ve doğum sonrası bakım hizmetleri konusunda eğitim veriliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[DÜZCE (İHA) – Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde açılan Gebe Okulu'nda anne adaylarına güvenli gebelik süreci ve doğum sonrası bakım hizmetleri konusunda eğitim veriliyor.Anne adaylarının güvenli bir gebelik süreci geçirmeleri ve doğum sonrası kaliteli bakım hizmetlerine bilinçli şekilde erişim sağlamaları amacıyla Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde açılan Gebe Okulu'nda eğitimler aralıksız sürüyor. Eğitimlerde anne adaylarına gebelik süreci, doğuma hazırlık ve doğum sonrası bakım hizmetleri hakkında bilgilendirme yapılıyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gebe-okulu-egitimleri-devam-ediyor-2911.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gebe-okulu-egitimleri-devam-ediyor-2911.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gebe-okulu-egitimleri-devam-ediyor-2496-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/gebe-okulu-egitimleri-devam-ediyor-2911.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/gebe-okulu-egitimleri-devam-ediyor/46976/</link>
			<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 15:03:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Avrupa sıcaklarla mücadele ediyor: Aşırı sıcaklardan çocukları koruma yolları]]></title>
			<description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adem Dursun, ''Halsizlik, huzursuzluk, aşırı uyku hali, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma ve emmeyi reddetme sıcak çarpmasının ilk belirtileri olabilir. İlerleyen süreçte yüksek ateş, bilinç değişikliği ve nöbet görülebilir. Böyle bir durumda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adem Dursun, ''Halsizlik, huzursuzluk, aşırı uyku hali, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma ve emmeyi reddetme sıcak çarpmasının ilk belirtileri olabilir. İlerleyen süreçte yüksek ateş, bilinç değişikliği ve nöbet görülebilir. Böyle bir durumda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi.

Avrupa genelinde etkisini artıran aşırı sıcak hava dalgaları nedeniyle birçok ülkede sağlık uyarıları yapılırken, uzmanlar özellikle çocukların yüksek sıcaklıklardan daha fazla etkilendiğine dikkat çekiyor. Liv Hospital Vadi İstanbul Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adem Dursun, çocukların vücut ısılarını yetişkinler kadar etkili şekilde düzenleyemediklerini belirterek, sıcak havalarda alınacak basit önlemlerin ciddi sağlık sorunlarını önleyebileceğini söyledi.

"Çocuklar küçük yetişkinler değildir"

Çocukların özellikle ilk yıllarda vücut ısılarını düzenleyen mekanizmalarının tam gelişmediğini ifade eden Dursun, şu değerlendirmede bulundu: "Çocuklar küçük yetişkinler değildir. Aynı sıcaklık erişkinlerde yalnızca rahatsızlık oluştururken, çocuklarda sıvı kaybı, dolaşım bozukluğu ve sıcak çarpmasına kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir."

En büyük risk bebeklerde

En yüksek risk grubunun 1 yaş altındaki bebekler olduğunu belirten Dursun, 5 yaş altındaki çocuklar ile astım, kalp hastalığı, böbrek hastalığı, diyabet ve nörolojik hastalığı bulunan çocukların da sıcak havalarda daha dikkatli takip edilmesi gerektiğini söyledi.

Dursun, "İlk 6 ay sadece anne sütü alan bebeklerde ek su verilmesine gerek yoktur. Ancak emzirme sıklığı artırılmalı, bebekler günün en sıcak saatleri olan 11.00 ile 16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkarılmamalıdır" dedi.

"Sıcak çarpması sessiz başlayabilir"

Sıcak çarpmasının ilk belirtilerinin çoğu zaman fark edilmeyebileceğini söyleyen Dursun, aileleri şu belirtiler konusunda uyardı: "Halsizlik, huzursuzluk, aşırı uyku hali, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma ve emmeyi reddetme sıcak çarpmasının ilk belirtileri olabilir. İlerleyen süreçte yüksek ateş, bilinç değişikliği ve nöbet görülebilir. Böyle bir durumda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır."

"Susamayı beklemeyin"

Yaz aylarında çocukların düzenli sıvı tüketmesi gerektiğini vurgulayan Dursun, suyun en doğru tercih olduğunu belirterek şunları söyledi: "Çocuklara susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su teklif edilmelidir. Şekerli ve gazlı içecekler suyun yerini tutmaz. Yoğurt, ayran ve su oranı yüksek meyve-sebzeler de sıvı ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlar."

"Klima doğru kullanılırsa koruyucu olur"

Klimaların doğru kullanıldığında çocuklar için risk oluşturmadığını belirten Dursun, ortam sıcaklığının 22-24 derece arasında tutulmasını, klimanın doğrudan çocuğun üzerine üflememesini ve filtrelerinin düzenli temizlenmesini önerdi.

Yaz aylarında en sık yapılan hatalar

Dursun, ebeveynlerin sıcak havalarda yaptığı en önemli yanlışları ise şöyle açıkladı:

"Çocuğun susamasını beklemek, güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkarmak, bebek arabasını tamamen örtmek, çocukları araçta yalnız bırakmak, havuz ve deniz kenarında kısa süreliğine bile gözetimsiz bırakmak."

Yazın en sık görülen sağlık sorunları

Yaz aylarında güneş yanıkları, sıcak çarpması, ishal, kusma, besin zehirlenmeleri, sıvı kaybı ve böcek sokmalarının daha sık görüldüğünü ifade eden Doç. Dr. Adem Dursun, bu sorunların büyük bölümünün doğru korunma yöntemleriyle önlenebileceğini söyledi.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/avrupa-sicaklarla-mucadele-ediyor-asiri-sicaklardan-cocuklari-koruma-yollari-20260702AW73-1513.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/avrupa-sicaklarla-mucadele-ediyor-asiri-sicaklardan-cocuklari-koruma-yollari-20260702AW73-1513.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/avrupa-sicaklarla-mucadele-ediyor-asiri-sicaklardan-cocuklari-koruma-yollari-20260702AW73-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.sakaryamedya.com.tr/images/haberler/2026/07/avrupa-sicaklarla-mucadele-ediyor-asiri-sicaklardan-cocuklari-koruma-yollari-20260702AW73-1513.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.sakaryamedya.com.tr/avrupa-sicaklarla-mucadele-ediyor-asiri-sicaklardan-cocuklari-koruma-yollari/46959/</link>
			<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 13:56:22 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>