Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğretim üyesi Mehmet Büyükafşar, dijital platformlardaki şiddet içeriklerinin özellikle ergenlik dönemindeki bireyleri doğrudan etkilediğini vurguladı. Büyükafşar’a göre, gerçek hayatta yaşanan akran zorbalığının önemli bir kısmı sosyal medya üzerinden besleniyor ve derinleşiyor.
Uzman değerlendirmelerine göre; bir çocuğun internette paylaşılan basit bir fotoğrafı bile, yapay zekâ ile üretilmiş sahte görseller ya da alaycı paylaşımlar aracılığıyla şiddet unsuruna dönüşebiliyor. Ortaokulun son yıllarından itibaren gençler, giderek daha yoğun şekilde bu tür içeriklerle karşı karşıya kalıyor. “Şiddet ilgi çeker” anlayışıyla çalışan algoritmalar ise, benzer içerikleri daha fazla öne çıkararak riski büyütüyor.
Araştırmalar, sürekli şiddet içeriklerine maruz kalan çocuk ve gençlerde empati duygusunun zayıfladığını ortaya koyuyor. Özellikle aile içi iletişimin sağlıklı olmadığı durumlarda, gençlerin zorbalığa yönelme ya da şiddeti normalleştirme ihtimali artıyor. Bu noktada ebeveynlerin çocuklarıyla açık, yargılamayan ve güvene dayalı bir iletişim kurmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekiliyor.
Uzmanlar, “yasaklamak” yerine “anlamak ve rehberlik etmek” yaklaşımını öneriyor. Ailelerin, çocukların dijital dünyada yaşadıkları sorunları rahatça paylaşabilecekleri bir ortam oluşturması gerektiği belirtiliyor. Medya okuryazarlığı seviyesi yükseldikçe, hem ebeveynlerin hem de çocukların dijital tehditleri daha kolay fark edebildiği ifade ediliyor.
Öte yandan okullara da önemli sorumluluklar düşüyor. Rehberlik servislerinin, hem öğrencilere hem de ebeveynlere dijital güvenlik, etik kullanım ve siber zorbalık konularında destek vermesi gerektiği vurgulanıyor. Uzmanlara göre, erken yaşta oluşturulacak farkındalık sayesinde gençler, karşılaştıkları zararlı içerikleri gizlemek yerine öğretmenleri ve aileleriyle paylaşma cesareti gösterebiliyor.
Dijital dünyanın sunduğu imkânlar kadar riskler de barındırdığına dikkat çeken uzmanlar, toplumsal bilinçlenmenin artmasıyla bu “gizli tehlike”nin etkilerinin azaltılabileceği görüşünde birleşiyor.












