Yapılan açıklamada, kadına yönelik şiddetin Anayasa’da güvence altına alınan yaşam hakkının doğrudan ihlali olduğuna dikkat çekilerek, mevcut hukuk düzeninin kağıt üzerinde var olmasına rağmen uygulamada ciddi eksiklikler bulunduğu ifade edildi. 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesine rağmen kadın cinayetlerinde ve şiddet olaylarında azalma olmadığının altı çizilirken, bunun temel nedeninin somut adımların atılmaması ve mevcut yasaların etkin biçimde işletilmemesi olduğu belirtildi.
Baro tarafından yapılan değerlendirmede, cezasızlık algısının, eksik soruşturmaların, fail koruyucu yaklaşımların ve mağdur suçlayıcılığın kadına yönelik şiddeti besleyen en büyük sorunlar olduğu vurgulandı. Açıklamada, 6284 sayılı Kanun’un gecikmesiz, eksiksiz ve etkin şekilde uygulanması gerektiği, kolluk ve yargı birimlerinde zorunlu uzmanlaşma ve bağımsız denetim mekanizmalarının kurulmasının zorunluluk olduğu ifade edildi.
“Uzlaştırma baskısı”, “aile bütünlüğü” gerekçesiyle geri adım atılması ve arabuluculuk uygulamalarının kadınların yaşam hakkını tehdit ettiği belirtilerek, aile hukukunda arabuluculuk sisteminden vazgeçilmesi gerektiği de vurgulandı.
Açıklama, şiddetin yalnızca bireysel bir sorun değil, sistematik bir insan hakkı ihlali olduğunun altını çizerek devam etti:
“Devletin görevi sadece failleri cezalandırmak değildir; şiddeti önlemek, mağduru korumak, etkin soruşturma yürütmek ve toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirecek politikaları hayata geçirmektir.”
Sakarya Barosu, kadına yönelik şiddetle mücadelenin bir günle sınırlı olmadığını belirterek şu mesajla açıklamayı sonlandırdı:
“Kadına karşı şiddetin sona ermesi için yalnızca bugün değil, her gün kararlılıkla mücadele edeceğiz. Bu mücadele; kurumların, karar vericilerin ve tüm toplumun ortak sorumluluğudur.”










