Dünya genelinde milyonlarca insan körlük veya göz hastalıklarından kaynaklanan görme kaybıyla mücadele ediyor. Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Durlu’nun verdiği bilgilere göre dünyada yaklaşık 45 milyon kişi körlük yaşarken, 300 milyon kişide çeşitli göz hastalıklarına bağlı görme azlığı bulunuyor.
Türkiye’de ise yaklaşık 450 bin kişinin kör olduğu, 3 milyon kişinin de göz hastalıkları nedeniyle görme kaybı yaşadığı tahmin ediliyor. Dünya genelinde uzak veya yakını görme konusunda zorluk yaşayanların sayısının 2,2 milyara ulaştığı belirtiliyor.
Doç. Dr. Durlu, erken teşhis ve etkili tedavi yöntemleri sayesinde görme kaybı yaşayan milyonlarca kişinin tedavi edilebileceğine dikkat çekiyor.
Körlüğün en önemli nedeni katarakt
Körlüğe yol açan hastalıkların başında katarakt geliyor. Kataraktı; diyabete bağlı göz hastalıkları, glokom, sarı nokta ve kornea hastalıkları takip ediyor.
Kalıtsal retina hastalıkları arasında yer alan ve halk arasında “tavuk karası” veya “gece körlüğü” olarak adlandırılan Retinitis Pigmentosa ise nadir hastalıklar grubunda bulunuyor. Türkiye’de yaklaşık 30 bin gece körlüğü hastası olduğu tahmin ediliyor.
Çocuklukta başlayabildiği gibi ileri yaşlarda da görülebiliyor
Genetik özellik taşıyan gece körlüğü, bebeklik ve çocukluk döneminde ortaya çıkabileceği gibi bazı kişilerde 60 yaşından sonra da kendisini gösterebiliyor. Hastaların şikâyetlerini önemsememesi veya göz doktoruna geç başvurması ise tanının gecikmesine neden olabiliyor.
Hastalığın çocuklar ve gençlerde daha sık görüldüğünü belirten Doç. Dr. Durlu, anne ve baba arasındaki akrabalığın hastalığın ortaya çıkma ihtimalini artırabildiğine dikkat çekti.
Gece körlüğü genellikle retinanın çevresinden başlayarak zaman içerisinde merkez bölgeye doğru ilerliyor. Hastalığın gözün merkezi görmeden sorumlu sarı nokta bölgesine ulaşması hâlinde okuma güçlüğü, renkleri ayırt edememe ve ciddi görme kaybı yaşanabiliyor.
Bazı hastalarda ise gündüz körlüğü görülebiliyor. Bu kişiler gündüz saatlerinde görme problemi yaşarken, gece ve düşük ışıklı ortamlarda daha rahat görebiliyor.
Retinadaki ışığı algılayan hücreler zamanla kaybediliyor
Gece körlüğünde, ışığı algılamakla görevli fotoreseptör hücreler genetik bozukluk nedeniyle zaman içerisinde işlevini kaybediyor. Hastalık ilerledikçe retinanın merkezindeki sarı nokta da etkileniyor.
Bu süreç hastalarda görme seviyesinin azalmasına, renk körlüğüne ve ışığa karşı aşırı hassasiyet oluşmasına yol açabiliyor. İleri evrelerde ise kişinin günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyen görme kayıpları meydana gelebiliyor.
Optogenetik tedavi nasıl uygulanıyor?
“Işık geni tedavisi” olarak da adlandırılan optogenetik yöntemde, retinada bulunan ve işlevini koruyan bazı hücrelere gen aktarımı yapılarak ışığa duyarlılık kazandırılması amaçlanıyor.
Tedavide göz içine verilen ışığa duyarlı genin, retinadaki çift kutuplu hücrelerle etkileşime girmesi hedefleniyor. Bu hücrelerin ışığı algılamasıyla oluşan sinyallerin görme siniri üzerinden beyne iletilmesi ve beynin görme merkezinin yeniden uyarılması amaçlanıyor.
Başka bir ifadeyle tedavide, kaybedilen fotoreseptör hücrelerin görevini retinada kalan diğer hücrelerin belirli ölçüde üstlenmesi hedefleniyor. Böylece hastanın ışığı algılaması ve sınırlı da olsa görme fonksiyonu kazanması bekleniyor.
Ancak yöntemin her hastada aynı sonucu vermeyebileceği ve elde edilecek görme düzeyinin hastalığın ilerleme durumuna göre değişebileceği belirtiliyor.
Her gece körlüğü hastasına uygulanamayabilir
Optogenetik yöntemin hangi hastalara uygulanabileceğinin ayrıntılı göz muayeneleri ve ileri retina testleriyle belirlenmesi gerekiyor. Hastalığın türü, genetik yapısı, retinada kalan sağlıklı hücre miktarı ve görme sinirinin durumu tedavi kararında önemli rol oynuyor.
Bu nedenle gece körlüğü teşhisi bulunan her hastanın doğrudan bu tedaviden yararlanmasının mümkün olmayabileceği ifade ediliyor. Hastanın yönteme uygun olup olmadığına, alanında uzman göz doktorlarının yapacağı değerlendirmeler sonrasında karar verilmesi gerekiyor.
Kök hücre çalışmaları da devam ediyor
Kalıtsal retina hastalıklarına yönelik araştırmalar yalnızca optogenetik yöntemle sınırlı değil. Son yıllarda kök hücre uygulamaları da tavuk karası, Stargardt hastalığı, sarı nokta hastalıkları ve görme siniri rahatsızlıklarının ilerleyişini yavaşlatmak amacıyla değerlendiriliyor.
Doç. Dr. Durlu, göbek kordonundan elde edilen mezenkimal kök hücrelerin, gerekli izinlere sahip lisanslı merkezlerden temin edilerek uygun hastalarda uygulanabildiğini belirtti.
Kök hücre tedavilerinin kaybedilen görmeyi tamamen geri getirdiği yönünde kesin bir değerlendirme yapılmaması gerektiği, temel hedefin hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve mevcut görme seviyesini mümkün olduğunca korumak olduğu vurgulanıyor.
Uzmanlardan erken muayene çağrısı
Uzmanlar; karanlıkta görme güçlüğü, çevresel görmede daralma, sık sık bir yerlere çarpma, renkleri ayırt etmekte zorlanma veya ışığa karşı aşırı hassasiyet yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden göz doktoruna başvurmasını öneriyor.
Özellikle ailesinde kalıtsal retina hastalığı bulunan kişilerin düzenli göz muayenelerini ihmal etmemesi gerekiyor. Erken tanı, hastalığın ilerleyişinin takip edilmesi ve uygun tedavi seçeneklerinin zamanında değerlendirilmesi açısından büyük önem taşıyor.
Optogenetik tedavinin uygulama kapsamı, resmî onay durumu ve erişilebilirliği konusunda ise hastaların yalnızca yetkili sağlık kurumları ile uzman hekimlerden güncel bilgi alması gerektiği belirtiliyor.








