İllet (Arapça); hastalık, rahatsızlık, dert, sıkıntı, bir durumu, bir hükmü veya bir rahatsızlığı ortaya çıkaran temel neden veya hastalık, kişiyi ihtiyacını görmekten alıkoyan durum... İllet; sebep, neden, gerekçe, bir şeyin var olmasını sağlayan temel etken... İllet; bozukluk, arıza, bir şeydeki aksaklık veya kusur... İllet; hastalık derecesindeki alışkanlık, kötü veya zararlı bir huy, tiryakilik... İllet; insanı kızdıran, sinirlendiren kimse veya şey...
İllet; fıkıh usulü terimi (kıyas -benzetme yoluyla hüküm çıkarma- yöntemi)... Bir hükmün (kuralın) kendisine dayandırıldığı, hükmün amacını genellikle gerçekleştirdiği kabul edilen açık ve istikrarlı vasıf (özellik)... Dil biliminde illet; Arapça kelimelerde bulunan ve o kelimenin ses değişikliğine uğramasına sebep olan elif (ا), vav (و), ye (ي) harflerinden her biri... Fıkıhta illet; bozucu sebep, hükmün gerekçesi (abdesti bozan illetler, içkinin illeti iskâr)... İllet; hükmün konuluş sebebini gösterir ve bu sebebin başka bir olaya uygulanarak o olaya da aynı hükmün verilmesini sağlar... Meselâ, içkinin haram kılınmasının illeti, onun sarhoş edicilik (iskâr) vasfı olması... Bu illet, sarhoş edici özelliği olan her türlü içeceğin de haram sayılmasına neden... Fıkıhta ‘illet’ ve ‘sebep’, aynı anlamda kullanılsa da, bazı usul âlimlerine göre; illet, hükmün esas nedeni olması (sarhoşluk)... Sebep ise, hükmün varlığına alâmet (işaret) kılınan durum (Ramazan ayının girmesi oruç tutmanın sebebi, illeti değil)... Edebiyatta illet; kusur, aruzdaki hata... Felsefede (mantıkta) illet; Aristo Mantığı’na -klasik mantığa- göre, neden, sebep (causa), orta terim (kıyas -syllogism, illiyet bağı, illet-malul/sonuç ilişkisi, fail/etken illet, gaye illet -ereksel neden) diye açıklanmış... Varlık felsefesine (metafizik) göre; illet-malul ilişkisi, her şeyin bir illeti (sebebi) olduğu, illetsiz bir şeyin olamayacağı düşüncesine (illetiyet/nedensellik prensibine) göre şekillenmiş (Allah, âlemin illet-i tammesi'dir -tam/nihai sebebidir)... Hukukta illet; sözleşme konusu, nedensellik bağı, kusur (akdin illeti, illiyet bağının kurulması)...
O kadar çok illet var ki... ‘İllet’in kendisi illete dönüşmüş... Hangi illete düşmüşüz? En kötüsü; iletişimde düştüğümüz çukur illeti... Böylesi illet, düşüncelerimizi, duygularımızı ve bilgilerimizi başkalarına aktardığımız aracın (iletin) felç olması... İletişim sadece kelimelerin iletilmesi değil, aynı zamanda anlamın, bağlamın ve duygunun da aktarılması... İlet (taşıyıcı); iletişimi bir nesneyle veya araçla iletme durumu... İletişimin bir tür ‘ilet’ olarak işlev gördüğü hâl... İlet, düşüncelerin ve duyguların bir yerden bir yere taşınmasını sağlayan iş ve işlem... ‘İlet’ dediğimiz şey; bir kaynak (mesajı oluşturan kişi veya grup), mesaj (iletilmek istenen bilgi veya duygu), kanal (mesajın iletildiği sözlü, yazılı, görsel vb. ortam) ve alıcı (mesajı alan kişi veya grup)... İlet; iletişimin hem yüzeysel hem derin anlamlar ve bağlam içeren aktarımı... Her mesajda, alıcının deneyimleri, kültürü ve mevcut durumu var... İletilen mesajın anlamı, alıcının perspektifine bağlı... Bu nedenle, her bir ilet, bir illete dönüşebilmekte... İlet, iletişim vetiresindeki/sürecindeki engelleri de yüklenir ve illete dönüştürür... Bu da, mesajın doğru bir şekilde iletilmesini ve anlaşılmasını zorlaştırır... Dil bariyerleri (farklı dillerde konuşan insanlar arasında iletişim zorluğu)... Kültürel farklılıklar (farklı kültürlerdeki normlar ve değerler)... Duygusal engeller (kişisel duyguların iletişimi etkilemesi)... Daha niceleri... Bu; iletişimin etkinliğini azaltır, yanlış anlamalara yol açar ve doğru, sağlıklı ve sürdürülebilir iletişimi engeller... İletişim, doğru kelimelerle doğru anlamı, bağlamı, duyguları ve düşünceleri paylaşmak olmalı...
İllet; hastalık, dert ise, bir çözümü var... İllet; toplumsal sorunlar, ahlâkî çöküş ve bireysel zayıflıklar ise, çözümü çok zor... Toplumsal yapımızın yozlaşması, adâletsizlik, bağımlılık vb. sorunlar; kaos ortamını kalıcı kılan illetler... Bireysel zaaflarımız, alışkanlıklarımız ve psikolojik sıkıntılarımız; iç dünyamızın tarumar olması... İllet, yalnızca bedensel bir hastalık değil... Toplumları da yok eden görünmez sorunlar... İllet, bireysel ıstıraptan öte, kolektif bir çürümenin tek bir sözcükle anlatımı... İllet olan şey ya kimse, hastalık gibidir, başlangıçta fark edilmez... İllet; bulaşıcıdır; zira adâletsizlik, yolsuzluk nefret söylemi bir kişiden diğerine hızla yayılır... Bedenimizi güçten düşüren bir hastalık gibi, toplumun değerlerini aşındırır... İllet; soyut sorunları somutlaştırır, zihinleri ifsat eder, toplumsal yozlaşmayı hızlandırır... İlletlerin panzehri, kadim medeniyet değerlerimizin içselleştirilip yaşanması... Toplumsal ve bireysel illetlerden (ahlâkî, kültürel, zihinsel, davranışsal bozulmalar; tembellik, öfke, umursamazlık, yalan, adaletsizlik, nefret, bencillik vb. problemlerden) kurtulmak için neler mi yapmalıyız? Öncelikle, sorununun neden, nereden ve nasıl kaynaklandığını bulmalıyız... Hangi davranışın, hangi alışkanlığın, hangi duygu veya düşüncenin illete dönüştüğünün tespit etmeliyiz... ‘Böyleyim ancak değişebilirim.’ bilincini kazanmalıyız... İçsel arınma sürecini yaşamalıyız... Öfkemizi yönetebilmeliyiz... Kin, kıskançlık ve nefret duygularının üstesinden gelmeyi öğrenmeliyiz... Meditasyon, tefekkür, dua ve nefes egzersizleri yapmalıyız... Zihnimizdeki tekrarlanan olumsuz düşünce kalıplarını kırmalıyız... Gereksiz bilgi ve bilgi kirliliğinden uzak durmalıyız... Düzenli olarak okumalıyız... Düzenli, dakik olmalıyız, verdiğimiz sözümüzü tutmalıyız, nezaketli olmalıyız... Yalan, iftira, dedikodu-gıybet vb. huylarımızdan kurtulmalıyız... Kimse görmüyorken, karanlıkta bile, doğru olanı yapmalıyız... Empatiyle, merhametle sorunları anlayıp çözmeye gayret etmeliyiz... Kendimize ve topluma karşı sorumlu ve saygılı davranmalıyız... Bilginin hamallığını değil, gereğini düşünüp uygulamaya dönüştürmeliyiz... Sormalıyız, sorgulamalıyız ve eleştirel düşünmeliyiz... Düşündüğümüz gibi yaşamalıyız... İyi insanlarla dost olmalıyız... Enerjimizi tüketen, yoran, adaletsiz, yalancı veya boş konuşanlardan uzak durmalıyız... Haksızlık görünce sessiz kalmamalıyız... Doğruyu söylemekten çekinmemeliyiz; doğruyu doğru zamanda ve doğru şekilde söylemeliyiz... İşte, ailede ve sosyal hayatta adaletli davranmalıyız... Kul hakkına dikkat etmeliyiz... Sade yaşamalıyız ve ihtiyaç odaklı alışveriş yapmalıyız... Tembellik, dağınıklık, erteleme, bağımlılıklar vb. alışkanlıkları terk etmeliyiz... Zayıf olanı korumalıyız, düşeni kaldırmalıyız, mazlumu korumalıyız... ‘Ben’ yerine ‘biz’ odaklı yaşamalıyız... Vicdanımızın sesini dinlemeliyiz... İnsan olmalıyız, insan kalmalıyız... Fikretmeliyiz, zikretmeliyiz ve sonrasında şükretmeliyiz...
İlleti illet yapan her bir şey ve kimse, illetin onmaz olmasına tek neden... İlletten (hastalık, kusur, sebep, engel, ayıp) olandan) kurtulup kemâle ermenin yolu; özümüze, öz değerlerimize avdet etmek... İyi ve doğru niyetimizi bozan her ne ise, ondan uzaklaşmak... Amelimizi (ibadetimizi, davranışımızı) değerli kılan şey, güzel niyetimiz... Niyetimiz bozulursa, amelimiz illetli olur... İlleti illet yapan şeydir, nefsimizin araya girmesi, samimiyetimizin kaybolması... İlleti illet yapan şey, özümüzün zaaflarıdır... Gazali’ye göre illeti illet yapan şey, onun Allah’tan bağımsız bir zorunluluk gibi algılanması... Gerçekte illet, sadece alışılmış düzenin bir parçası... Her şey, Allah’ın kudretine bağlı... Nedensellik, mutlak değil, izafî (göreceli)... Amellerin değerini belirleyen şey niyet... İlleti illet yapan şey, nefsin ve dünyevî arzuların niyeti bozması... Sebep-sonuç ilişkisi zorunlu değil... Doğadaki düzen, Allah’ın âdetullahı... İlleti illet yapan şey, onun zorunlu güç gibi algılanması... İbn Rüşd’e göre ise, illeti illet yapan şey, illetin zorunlu sonuç doğurması...
Aslında bütün mesele, illeti illet olarak takıntı hâle getirmemek... İlleti illet görmemenin ilacı: “Hak şerleri hayr eyler, Zannetme ki gayr eyler, Ârif ânı seyreyler, Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.” (Erzurumlu İbrahim Hakkı)... Selam, sevgi ve saygılarımla.









