Yönetim ve yönetişim, birbirine çok benzer görünen lâkin aralarında derin bir farklılık olan iki sözcük... Yönetim, tek merkezli karar verme eylemi... Yönetişim; katılımcı, paylaşılmış karar alma süreci... Yönetim (management, administration); bir kurumda, kuruluşta ve toplumda kararların üst otorite tarafından alınıp, emir-komuta zinciriyle uygulanması...
Yönetim, hiyerarşiktir (üst–alt ilişkisi vardır)... Karar gücü merkezîdir (tepedekiler karar verir)... Emir ve denetim mekanizmaları önemlidir... Katılım sınırlıdır (çoğu zaman yönetilenler sadece uygular)... Yönetimde maksat; düzeni, verimliliği ve otoriteyi korumak... Yönetişim (governance); karar alma süreçlerinde birden fazla paydaşın (devlet, sivil toplum, özel sektör, vatandaşlar) birlikte rol aldığı, daha açık, katılımcı, şeffaf, ortak akıl ve uzlaşmaya dayanan ve hesap verebilirliğin ön planda olduğu yönetim anlayışı... Yönetişimde gaye; adâletli, sürdürülebilir ve kapsayıcı kararlar almak... Yönetimde, emir komuta; yönetişimde, ortak akıl esas... Yönetimde, üst kademe; yönetişimde, istişare ve katılım önemli... Yönetimde, esneklik olmaz; yönetişimde, esneklik olur... Yönetimde, sistem ve kontrol birincil meseledir; yönetişimde, güç paylaşımı ve katılım söz konusudur... Yönetim, “ben bilirim” der; yönetişim, “birlikte karar verelim” der... Yönetim bir orkestra gibidir... Orkestrada şef sahnededir, batonunu (müzisyen topluluğunu yönetirken kullanılan el ve beden hareketlerini büyütmek ve geliştirmek için kullanılan bir çubuğunu) kaldırır ve her müzisyen onun işaretini bekler... Kim ne zaman çalacağını, ne kadar güçlü ya da yumuşak olacağını şef belirler... Orkestrada düzen, disiplin ve itaat vardır... Hiçbir müzisyen doğaçlama yapmaz; herkes notaya ve şefe uyar... Müzik kusursuzdur, ancak özgürlük sınırlıdır... Bu, ‘yönetim’dir... Yönetimde, kararlar tepede alınır, herkes kendi görevini yerine getirir... Verim yüksektir, katılım sınırlıdır... Yönetişim ise, bir caz grubu misâli... Caz grubunda bir lider vardır, lâkin o şeflik yapmaz, yön verir... Her müzisyen sırayla sahnenin merkezine geçer, doğaçlama yapar... Diğerleri ona eşlik eder, ritim tutar, uyum sağlar... Caz grubunda karşılıklı dinleme, özgünlük, katılım ve saygı esastır... Her birey kendi sesiyle katkı verir, ortaya çıkan bütün, tek bir kişinin değil, hep birlikte üretilmiş bir melodinin ürünüdür... Bu, ‘yönetişim’dir... Kararlar ortaklaşa alınır, herkes sürece dâhil olur... Ortak akıl, güven ve diyalogla işler yürür... Yönetim, düzeni korur; yönetişim, yapılanı anlamlı hâle dönüştürür...
Günümüzdeki yönetişim anlayışı; katılımcı, şeffaf ve etkin yönetim yaklaşımına dayalı... Geleneksel yönetim anlayışı, hiyerarşik, tepeden inmeci ve devlet merkezli bir model... Küreselleşme, dijitalleşme ve toplumsal taleplerin karmaşıklaşmasıyla birlikte, geleneksel model, çağın gereklerini karşılamakta yetersiz hâle gelmiş durumda... 1990'lı yıllardan itibaren dünya gündeminde ‘yönetişim’ (governance) kavramı, yönetimde yeni bir paradigmanın (değerler dizisinin) kapılarını aralamış... Yönetişim; yönetmekten ibaret değil, birlikte yönetmek felsefesine dayanan, çok aktörlü, katılımcı ve ağ tabanlı bir vetire/süreç... Yönetişim; ortak hedeflere ulaşmak için kamu otoriteleri, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasındaki etkileşim ve iş birliği süreçlerinin bütünü... Dünya Bankası'nın klasik tanımıyla, bir ülkenin, toplumsal ve ekonomik kalkınma için kaynakları yönetme biçimi... Geleneksel yönetimde tek aktör, devlet... Yönetişimde ise devlet, özel sektör, sivil toplum, üniversiteler, meslek odaları ve vatandaşlar eşit konumda değilse bile sürece dâhil olan aktörler... Hiyerarşik bir yapı yerine, aktörler arasında esnek, yatay ve ağ tipi bir ilişki ağı var... Karar alma süreçlerine, danışma toplantıları, çevrimiçi platformlar veya ortak karar mekanizmalarıyla paydaşların etkin bir şekilde katılımı son derece mühim... Bütün süreçler şeffaf... Kararların gerekçeleri kamuoyuyla paylaşılır... Aktörler, yaptıkları işler ve harcadıkları kaynaklar konusunda hesap vermekle yükümlüler... Çoğunluğun kararını dayatmak yerine, mümkün olan en geniş mutabakatı sağlanır... İyi yönetişim modelinde; bütün vatandaşların, doğrudan veya temsilciler aracılığıyla karar alma süreçlerine katılma hakkı olur... Kararlar; âdil, tarafsız ve herkese eşit uygulanır, hukukun üstünlüğü esastır... Kararların alındığı, uygulandığı ve denetlendiği süreçler anlaşılır ve takip edilebilir... Mâkul bir zaman dilimi içinde tüm paydaşların beklentilerine cevap verilir... Farklı çıkar gruplarının ortak iyilik için uzlaşması sağlamaya çalışılır... Toplumun bütün kesimlerinin, dezavantajlı grupların refahı dikkate alınır... Mevcut kaynaklarla en yüksek faydayı sağlayacak süreçler oluşturulur... Karar alıcılar, yönetilenlere karşı eylemleri ve işlemleri konusunda sorumludur... Yönetişim; teorik bir kavram olmanın ötesinde, somut faydalar sunan, birlikte yönetim yaklaşımı... Farklı perspektiflerin, sürece dâhil edilmesi; kararların daha kapsamlı değerlendirilmesini sağlar, alınan kararların toplumsal meşruiyetini artırır, daha kaliteli ve meşru kararların alınmasına sebep olur... Kaynaklar daha etkin kullanılır... Kamu-özel sektör iş birlikleri, uzmanlık ve kaynakların bir araya getirilmesiyle daha verimli projeler hayata geçirilir... Farklı grupların bir araya getirilmesi, çatışmaları azaltır ve toplumsal uzlaşı kültürünü güçlenir... Şeffaflık ve hesap verebilirlik sayesinde, yolsuzluklar önlenir... Yönetişim; ekonomik, sosyal ve çevresel boyutları göz önünde bulundurur, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine daha hızlı ulaşılır... Yönetişim; günümüzdeki karmaşık sorunlarının üstesinden gelinebilecek yaklaşım... Artık hiçbir kimse, tek başına global sorunları (yoksullu, dijital dönüşüm vb. problemleri) çözemez... Başarı; devletin tek başına yönettiği tarzda değil, tüm paydaşlarla birlikte yönettiği toplumlar marifetiyle elde edilebilir... Yönetişim, insanî değerleri güçlendiren, toplumsal refahı artıran ve daha âdil bir dünya inşa etmemizi sağlayan dinamik bir süreç... Bu yüzden, yalnızca kamu yönetiminde değil, özel sektörde ve sivil toplum örgütlerinde de yönetişim kültürü benimsenmeli ve içselleştirilmeli...
Kadim medeniyetimizde, aslında adı konmamış bir yönetişim modeli uygulanmış... Her yapılan işte, adâlet ilkesi ve istişare esas alınmış... Hilim (yumuşak huyluluğa, esnekliğe) ve tecrübeye önem verilmiş... Yöneticilerin sabırlı ve deneyimli olmaları gerektiğine işaret edilmiş... “Dünyanın ücra köşesinde bile olsa, üç kişinin, içlerinden birini kendilerine emir tayin etmeden yaşamaları doğru olmaz.” (Hadis-i Şerif)... En küçük toplulukta bile liderliğin önemli olduğu ifade edilmiş... Yönetimin bir emanet olduğu hatırlatılmış... İdarecilik, ağır bir sorumluluk ve ilahî bir emanet olarak görülmüş... Yöneticilik görevinin, sadece güç değil, aynı zamanda ahlakî bir yükümlülük olduğu vurgulanmış... Halkın temel hak ve hürriyetlerinin koruması esas alınmış ve zulme asla rıza gösterilmemiş... Hem dünyevî hem uhrevi sorumluluklar gözetilmiş... “Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalış...” ilkesiyle hareket edilmiş... Kadim medeniyet değerlerimize göre, yöneticilik bir makam olmanın ötesinde, ahlâkî ve toplumsal bir görev olmuş...
Yönetim ve yönetişim hakkında söylenen etkileyici sözler: “Yönetim, insanları doğru işte doğru şekilde kullanmaktır.” (Peter Drucker)... “Yönetim, bir şeyleri doğru yapmak; liderlik, doğru şeyleri yapmaktır.” (John C. Maxwell)... “Liderlik, bir vizyonu hayata geçirme sanatıdır.” (Warren Bennis)... “Yönetim, bir sanat ve bilimdir; insanlar ve süreçlerle etkileşim kurarak bir şeyler yapmaktır.” (Henry Mintzberg)... “Bir ulusun büyüklüğü ve ahlakı, onun yönetim biçimiyle ölçülür.” (Mahatma Gandhi)... “Gerçek liderler, zor zamanlarda bile insanları nasıl yönlendireceklerini bilirler.” (Jim Collins)... “Başarılı insanlar, başarılı olmayanlardan farklı düşünürler.” (Bill Gates)...
Yönetimin ve yönetişimin ilk basamağı, kendimize egemen olmak... Başkalarının aklıyla hareket etmemek ve aklımızı birilerine kiraya vermemek... Gerisi lakırdı... Selam, sevgi ve saygılarımla.









