Ot bitmeyince, yol biter, hayat biter… Dilde kalan tek şey, ‘ot bitmez, yol geçmez’ olur o zaman… Ot, saman; can olmanın, hemhâl olmanın belirtisi… ‘Ot’ deyip geçmeyelim… Yerin üstünde iken, ot bize can… Yerin altında iken, biz ota can… ‘Ot’ dediğin, değil sadece sap saman… Ot, kırlarda, çayırda, bahar gelince çıkıp bir iki mevsim sonra kuruyarak hayatlarını tamamlayan küçük bitki… O kadar çok ot var ki… Kastımız, bitki için… Hayatını ot olarak geçiren samancılar için değil elbette…
Ot, hem yaşken hem de kuruduktan sonra hayvanlara verilen yem… Ot, insanlar tarafından da çeşitli amaçlarla kullanılan şifalı bitki… Ateş basması ve menopoz tedavisi için kullanılan, karayılan otu… Östrojen etkisi ile hormon tedavilerinde önemli olan, yâbani yer elması… Sakinleştirici ve uyuşturucu etkisi ile depresyon tedavilerinde kullanılan, aslankuyruğu… Cilde olan faydası nedeniyle kozmetik ürünlerde kullanılan ve kötü enerjiyi temizlemek için yakılan adaçayı… Karaciğer ve diğer organlar üzerinde yenileyici ve iyileştirici etkilere sahip olan, mavi mine çiçeği… Merkezi sinir sistemi hastalıklarında ve yaşlanma karşıtı ilaçlarda kullanılan ginseng… Kolesterol, kalp ritim bozukluğu ve çeşitli kalp hastalıklarına karşı iyi bir tedavi edici bitki, alıç… Enfeksiyon hastalıkları ve kansere karşı güçlü bir bitki, karahindiba… Kısırlık, kansızlık, prostat ve adet düzensizliği gibi dertlere deva olan minegiller familyasından olan hayıt otu… Üst solunum yolu enfeksiyonların (yangının, iltihabın) tedavisinde ve bağışıklık güçlendirici olarak kullanılan zencefil… Dolaşım sistemi ve cilt sorunlarına karşı etkili ot, ısırgan otu… Şifalı otlar arasında yer alır ve baharat, çay ve kekik suyu olarak tüketilen ot, kekik…
Meşhur olan söz; “Ot bitmez, kervan geçmez.”… ‘Kuş uçmaz, kervan geçmez’ yer, kimsenin uğramadığı ıssız ve sapa yer… Ot bitmez yerden, niye kervan geçsin ki… Böylesi bir ifade; ulaşılması zor, tenha ve verimsiz, çorak yerleri tanımlamak için kullanılmakta… ‘Ot bitmez, kervan geçmez.’, ulaşılmaz yerlerin hikâyesidir, aslında… Bu, zamanın ve mekânın unuttuğu, hayatın dışında kalmış yerlerin hikâyesidir… Bu deyim, sadece coğrafî bir tanımlama değil; o yerin sosyal ve ekonomik izolasyonunun (yalıtımının) da vurgulanması… ‘Ot bitmez, kervan geçmez’ yer, tarihin derinliklerine ve Anadolu’nun coğrafi yapısında yolculuk yapılırsa; nasır tutan ellerin, düşünen kafaların ve sömürülen emeklerin hüzünleri anlaşılabilir… Dağlık, engebeli ve su kaynaklarının kıt olduğu bölgelerde verilen yaşam mücadelesi ve insanlar, bize söylemeden neler anlatmaz ki… ‘ Ferhat ve Şirin’ hikâyesine bile gerek kalmaz; insanların maruz kaldıkları zorluklar anlaşıldığında… ‘Ot bitmez, kervan geçmez’ sözü; günümüzde, insanların yaşamadığı veya nâdiren gidilen yerleri tanımlamaktan ve ulaşımın zor olduğunu veya tamamen izole edilmiş yer olduğunu yansıtmaktan öte geçmez hâle dönüşmüş… Edebiyatımızda, bu deyim, yazarların ve şairlerin eserlerinde sıkça karşımıza çıkan bilindik söz olmuş… Yaşar Kemal’in şiirlerinde, Mustafa Kutlu’nun hikâyelerinde ve pek çok Anadolu halk hikâyesinde bu ifadeye rastlamak mümkün…
Teknolojinin ilerlemesi ve ulaşımın kolaylaşması sayesinde, “ot bitmez kervan geçmez” yerler azalmış… “Ot bitmez kervan geçmez”, hâlâ ulaşılması güç olan, medeniyetten uzakta kalmış yerler için kullanılmaya devam edilmekte; lâkin bir kişinin, kendini sosyal çevreden izole edilmiş hissettiği durumlar için de söylenmekte… “Ot bitmez yol geçmez.” dilimizde kullanılan bir deyim değil; ancak, bu sözün yerine benzer anlam taşıyan “Bastığı yerde ot bitmez.” veya “Ayağının bastığı yerde ot bitmez.” (atasözü) denmekte… ‘Bastığı yerde ot bitmez’, bir kişinin uğursuz olduğunu veya gittiği yere bereketsizlik, kötü şans veya uğursuzluk getirdiğini ifade etmek için dillendirilmekte… Bu ne kadar doğru? Dilimiz ve kültürümüz; bu tür söylemlerden (bâtıl itikatlardan) arındırılmalı… Toplumda bireylerin birbirlerini olumsuz etiketlemeleri, haksız yargılamaları veya önyargılarla suçlamaları asla kabul edilemez…
Ot, sap ve saman… ‘Sapla samanı ayırmak’, önemli… Sapla samanı birbirinden ayırabilmek; iyi ile kötüyü birbirinden ayırabilmek demek… Otla samanı ayırmak, birçok durumda son derece gerekli… Meselâ, marketten meyve alırken, olgun, taze ve sağlıklı meyveleri seçerken, “sapla samanı ayırmak” önemli… Arkadaşlarımız arasındaki iyi ve kötü niyetli kişileri ayırt ederken, dikkatli olmamız mühim… ‘Sapla samanı ayırmak’, insan ilişkilerinde, olmazsa olmazımız… ‘Sapla samanı ayırmak’, işimiz gereği yatırım yaparken, değerli bilgileri ayıklamak ve doğru kararlar vermek için gerekli… Politikacıların söylemlerini analiz ederken, gerçekçi ve yanıltıcı ifadeleri birbirinden ayırmak için lâzım… Sözün, doğru olması, doğru söylenmesi ve doğru zamanda doğru kişilere söylenmesi mühim… Sözün, sapla samanı ayırarak söylenmesi, doğru… “Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz… Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz… Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı… Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz…” (Yunus Emre)…
Söz önemli, ayağa düşmemeli… Verilen sözler tutulmalı… Dün eleştirilen şeyin, ‘biz yapınca, doğru’ anlayışına dönüşmesine fırsat verilmemeli… Sözü eveleyip gevelemekten başka iş üretmeyenlerin, tek yapabildikleri şey; personel israfı ile dilli düdüklerin sayısı çoğaltmak olur sadece… Bu, her bir işin ‘ot bitmez, yol geçmez’, hâle gelmesi demektir… 2 kişinin yapacağı işi, 5 kişinin yapması; personel isrâfıdır... Başkan yardımcısı ve müdür sayısının çokluğu, işlerin güzel ve verimli yapılacağı anlamına gelmez... Bu, meselâ, Belediye yönetiminin, yönetilemez hâle gelmesi demektir... Nedir ‘ot bitmez, yol geçmez’ işler? İletişim eksikliği ve saygısızlık… İşin ehline verilmemesi… Bir işin, birden fazla kişiye verilmesi… Eğitimsizlik ve bilinçsizlik… Sosyal adaletsizlik ve eşitsizlik… Ekonomik zorluklar ve yoksulluk… Kültürel ve dinî farklılıkların, anlayışsızlık ve çatışma ortamına evrilmesi… Yönetimde İltizamın (kayırmanın, bir tarafı tutmanın) ve tavassutun, liyâkatin yerini alması… Çevresel sorunlar ve iklim değişikliği… Suç ve şiddetin artması… Toplumsal değerlerin zedelenmesi… Bireysel sorumluluk eksikliği… Mesele liyakat meselesi… Nepotizme (ehliyet ve liyâkate uygun olmayan akrabaların devlet işlerinde görev almasına) hiçbir zaman onay verilmemeli… Avrupa’da başlayan Rönesans ve aydınlanma hareketleri ile nasıl mı ortaya çıkmış? Papaların, niteliklerini ve eğitim düzeylerini göz önüne almadan akrabalarına üst düzey görevler vermelerine tepki olarak… Nepotizm; iltimas, torpil, dayıcılık ve kohumbazlık (Arapça, ‘kohum’ akraba + Farsça ‘bâz’, düşkün) anlamında… Tanıdık, eş ve dost kayırmacılığı (iltiması), kronizm… Siyasal ve dinsel kayırmacılık, patronaj… Seçmen kesimlerine yönelik kayırmacılık, klientelizm… Nepotizm, demokrasi ve kurumsallaşmanın önündeki en büyük engel… Esas olan, aynı niteliklere ve becerilere sahip her bir bireye, eşit fırsatlar sunulmasıdır; toplumdaki konumların fiilî başarılara, liyakâte göre verilmesidir…
Maksadımız, eleştirmek değil; yanlış ve hatalara geçit verilmemesi için gerçekleri dillendirmek… Anlayan anladı… Anlamak istemeyenlere, dilli düdüklere, her bir şey ‘ot bitmez, yol geçmez’ de olsa, tozpembe… Trafikte kırmızı ikaz lambasının pembeye dönüşümü, bu olsa gerek… Selam, sevgi ve saygılarımla…









