Nehir, birçok medeniyetin önemli bir remzi... Antik Yunan’da Styx Nehri, ölümden sonraki hayata geçişin simgesi... Hindistan’da Ganj Nehri, hem maddî hem manevî arınma için bir sembol... Çin’de Sarı Nehir, Çin medeniyetinin beşiği... Sakarya (Sangarius -Yunan mitolojisinde nehir tanrısı), Kızılırmak ve Fırat nehirlerinden sonra Türkiye'nin üçüncü en uzun, Kuzeybatı Anadolu'nun ise en büyük akarsuyu... Sakarya, Eskişehir’in Çifteler ilçesinden doğan, Ankara, Bilecik, Sakarya ve diğer illerden geçerek Karadeniz’e dökülen 824 km uzunluğundaki ırmak... Sakarya, nüfus bakımından 22. sıradaki ilimiz... Sakarya, 1954’de il olmuş... Sakarya ilinin ilçeleri: Adapazarı (merkez ilçe), Akyazı, Arifiye, Erenler, Ferizli, Geyve, Hendek, Karapürçek, Karasu, Kaynarca, Kocaali, Pamukova, Sapanca, Serdivan, Söğütlü, Taraklı.
Sakarya ruhu, tarih kitaplarındaki bir anı olmaktan çok öte... Ekonomik zorluklara, siyasî baskılara, doğal afetlere ve küresel salgınlara karşı verdiğimiz her mücadelede Sakarya'nın bize üflediği bir ilham var... Sakarya, zorluklar karşısında dimdik durmanın, pes etmemenin suya yazılmış destanı... Bu destanda, eğitimde, bilimde, sanatta verdiğimiz emek, ter ve kan var... Sakarya ruhunun bize verdiği dersler: Düşünce, ayağa kalkmak lâzım... Zorluklarla, acılarla yoğruluruz, yoruluruz, ancak asla durmayız... İçimizdeki küllerden tekrar doğarız... Bir ve beraber oluruz, tek yürek, tek yumruk oluruz; en güçlü dalgaları kolayca aşarız... Asla vazgeçmeyiz... Sakarya ruhunu hep canlı tutmamız gerektiğini dillendiren dizeler: “Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır... Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır... Aşk celladından ne çıkar mademki yâr vardır... Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır... Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır... O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır... Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır... Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır... Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır... Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır... Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır...” (Sezai Karakoç)... Sakarya ruhu, hâlâ asil bir duruş, ülkesini ve bayrağını seven her bir kimse için... Bu asil tavrın her alanda sürdürülmesi önemli... Ekonomide, üretimde, istihdamda ve inovasyonda... Eğitimde, bilgiye erişimde ve her disiplinde... Kültürde, öz değerlerimizi korumada, evrensel normları ve kadim medeniyet değerlerimizi içselleştirmede... Teknolojide, dijital dönüşümde...
Sakarya, içimizde damarlarımızda akan bir nehir... Sakarya biziz; her birimiz Sakarya... Sakarya sadece geçmişte kalmış, kazanılmış bir zafer değil; bugün yaşadığımız ve yarın da yaşayacağımız ruh hâlimiz... İşimize giderken, bir projeye başlarken bir zorlukla karşılaştığımızda Sakarya ruhundan güç almaya devam edeceğimiz ruh hâlimiz... Sakarya'da dökülen her damla ter, vatan için atılan her adım, bugünkü özgürlüğümüzün kilit taşları... Vatanımızda gözü olanların kirli emelleri, Sakarya engeline çarpmış... Her birimize düşen görev, bu ruhu yaşatmak olmalı... Milletimizin her ferdi birer Mehmetçik... Bu ne demek? Bilen bilir, bilmeyen de gün gelir öğrenir... Fırat ve Dicle’nin kardeşi Sakarya... Sakarya biziz... Meriç biziz... Nil biziz... Fırat’ın doğusu da batısı da biziz... Şanlı bayrağımıza ihanet edenlerin mal mal bakacakları yer, bayrak direğinin dibidir... Sakarya ruhunu bilmeyenlerin varacağı yer bellidir... Sakarya, bağımsızlığımızın ve var olmamızın, bir nehrin adından çok daha fazlasını ifade etiğini anlamayanlara söylenecek sözümüz yok... Emperyalistlerin maskarası olanlara cevap vermek gereksiz... Hak ettikleri tek şey, çıkarları biten emperyalistlerden mal muamelesi görmeleri... Kurtuluş savaşında Sakarya, son kalemiz ve varoluşsal sınırımız ve diriliş ruhumuz idi... Bugün aynı ruhu, tarihî çizgilerimizden biri olan Fırat’ta görüyoruz... Kimlerin mal mal baktığına şahit oluyoruz... Sırtını Sakarya’ya yaslamış bir milletin direniş ruhunu kim kırabilir ki?
‘Sakarya’, il ve nehir adını taşımasının ötesinde, tarihimizde ayaklanışın ve direnişin simgesi... Sakarya; milletimizin kadim topraklarında yeşeren, sadece bir nehir değil, bir destanın, şiirin adı... Edebiyatta Sakarya, ‘akış ve diriliş’... Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Sakarya Türküsü’ şiirinde nehir, ağır bir yükü taşıyan, hor görülmüş ama asil bir karakter olarak betimlenmiş... “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!”... Sakarya şiirindeki parya... Kendi medeniyet değerlerinden koparılan insanımız... Kendi ülkesinde söz hakkı elinden alınmış insanımız... İnancı ve kültürüyle kendi ülkesinde ikinci sınıf hâline getirilmiş insanımız... Burada Sakarya nehri, Türk milletinin kendisi... Akışındaki zorlanma, tarihin o dönemindeki sıkışmışlığı; ancak akmaya devam etme kararlılığı ise istikbal umudu... Sakarya, yorgun bir devin ayağa kalkışı... Sakarya; sadece coğrafî bir sınır değil, bir milletin kader çizgisi... Sakarya; ‘su’dan ibaret değil, şanlı tarihimizde aşağıdan yukarıya doğru akan, yükselen şuur... “Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur... Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakarya’m, sana mı düştü bu yük? Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!” (Necip Fazıl Kısakürek)... Sakarya, yurdumun küllerinden doğuşunun, meydan muharebesinin yükünü taşıyan nehir... 1921’de vatan topraklarımız işgal altındayken, milletinin ölüm kalım mücadelesinin, akışında şekillendiği nehir... Tarihî muharebeye adını veren nehir... Sakarya; silahların konuştuğu, inanç, azim ve vatan sevgisinin coştuğu nehir... Sakarya; kıyısında Mehmetçik’in cenk ettiği, canını, malını verdiği, ülkesini vermediği nehir... Sakarya, milletimizin hep birlikte ayağa kalktığı nehir... Sosyolojide Sakarya, mağlubiyet psikolojisinden galibiyet inancına geçişin eşiği... Sakarya, yenilmez sanılan güçlerin durdurulabileceğinin kanıtlanmış, kolektif bilinçteki ‘kurban’ rolünün ‘fail’ rolüne evrildiği tutku... Sakarya; tükenmişliğin içinde filizlenen umudun, daralan çemberin içinden yeşeren özgürlüğün adı... Sakarya, yalnızca bir nehir veya bir savaş meydanı değil; bir milletin kendi küllerinden doğuşunu sağlayan karar anı...
‘Sakarya’ya yüklenen anlamlar: Çile ve imtihan... Nehri aşmak... Suyun dik yamaçlardan akmasının insanın içsel ve toplumsal çilelerini temsil etmesi... Diriliş, tecdîd (yenileme, yeni bir yol açma) ve millî şahlanış... Tevekkül ve yolculuk... Sürekli akışın, Allah'a doğru bir yolculuğu (seyr-i sülûk) ve tevekkül halini simgelemesi... Millî kimliğimizin ve tarihî hafızamızın canlı bir timsali olması... İlahî kudretin tecellisi olması... Millî irademiz... Medeniyet bilincimiz... Sakarya nedir, ne değildir? Cevabı sözün ustaları dile getirmiş: “Sakarya, samimiyetin timsali... Dirilişin şifresi, çilemin nehri! Yol onun, varlık onun, gerisi hep yalan... Bir varış o, ki sonsuza varmadan.” (Necip Fazıl Kısakürek)... “Nehirler medeniyetin damarlarıdır. Sakarya, Anadolu’nun diriliş ateşini taşıyan bir damardır.” (Sezai Karakoç)... “Hayat bir nehir gibi akıp gidiyor. Mühim olan, onun nereye ve nasıl aktığının farkında olmaktır.” (Cahit Zarifoğlu)... “Sakarya, Türk’ün İstiklal Mücadelesi’nde dönüm noktasıdır. O, sadece bir nehir değil, bir iradedir.” (İsmet Özel)...
Sakarya Meydan Muharebesi, şanlı tarihimizin dönüm noktası... Sakarya, yaşanmadan anlaşılmayan bir sevda... Yeşilin ve mavinin kucaklaştığı yer... Sakarya, tarih ve doğanın buluştuğu yer... Sakarya, böylesine anlamlı ve güzel... Vatanımızda gözü olanların kirli emelleri, her daim Sakarya engeline çarpmaya mahkûm... Fırat Dicle engeline çarpmış... Bütün mesele, dilli düdüklere meydanı boş bırakmamak… Bir zamanlar “Fırat’ın batısına geçecekler ve sen de mal mal izleyeceksin.” diyenleri hatırlayıp, kendimize gelebilmek… Yapılanlara hep kulp bularak, eleştirel yaklaşanlara (Jön Türk takıntısı olanlara) dur diyebilmek ve tarihin doğru tarafında bulunabilmek... Maalesef, Türkçülüğü Jön Türk’lük zannedenlere, başlarını kuma gömenlere laf anlatmak kolay değil… Selam, sevgi ve saygılarımla.









