Eskimeyen, eskimediği düşünülen şey; beynimizde ve gönlümüzde takıntı hâle gelen her bir şey... Eskimeyen yeni ise, kadim medeniyet değerlerimiz, evrensel değerler ve normlar... Eskiyen şey, eskiyen insan; aslında değerli... Eşyanın kullanılması, fayda sağlar... Kullanılmayan eşya; âtıl olan, yararsız olan şey... Eskiyen insan, yaşlanan insan... İnsanın eskisi, bilge insan... Çalışıldığının kanıtıdır eskimek... Böylesi eskimek, bir bakıma eskimez olmanın sırrı... Eski eşyanın antika olmasıdır, insanın yıpranmayla tecrübe elde edilmesidir bu... Elbette eşya eskir, insan yaşlanır... Kim doğduğu gibi aynı? Eskimeden, yaşlanmadan, değişmeden gelişim olmaz... Yeni bir elbise giymek güzel, eskiyen ancak temiz olan bir elbiseyi giymek daha güzel... Anı yüklü temiz bir elbise, eskimez... Ders alınan deneyim dolu bir hayat, eskimez... Hayat, başlangıcı ve sonu olan bir kurgu, bir vetire/süreç... Yaşanmayan hayat eskir, yaşanan hayat asla eskimez... Çürümek de olgunlaşmak da, aslında aynı süreç... Bu bir seçim... Eksi ya da artı kutbun seçimi... Eksi kutupta olmaktır, eskimek...
Eskiyen ve eskimeyen, değişim veya bozulma süreçlerini ifade eden kavramlar... Eskiyen; kullanımdan, etkilerden veya doğal süreçlerden dolayı değerini, işlevini veya görünümünü kaybeden şey... Eskiyen bir kitabın sayfaları yıpranır, kapağı kopar... Eskiyen bir eşya, kullanılabilir durumda olmayabilir ve modası geçmiş olabilir... Eskimeyen; değerini, işlevini veya görünümünü kaybetmeyen, sürekli olarak geçerliliğini koruyan şey... Kaliteli bir müzik eseri, değerini kaybetmez... Kaliteli bir tasarım, yıllar geçse bile modernliğini koruyabilir... Eskiyen eşya, zaman geçince olumsuz bir değişim yaşar... Yüzyıllar sonrasında eskiyen eşya, antika olarak daha da değer kazanır; eskidikçe değeri artar... Maksat kullanmak ve konfor olduğunda, eşyanın yenisi, daha iyi... Kullanılmayan, ancak çok eski olan eşya ise, değerli koleksiyon parçası bir antikadır sadece... Düşünce dünyasında eski olan, tecrübe içermesi itibariyle, her zaman bir değer... Sorgulanmayan eski düşüncelerin ne ölçüde değerli olduğu, göreceli... Kıstas ve bilimsel bulgu olması durumunda ise, her bir fikir, eskimez yeni... ‘Eskimez yeni’, bir deyim olmaktan öte, zamansız bir fikri ve konsepti (kavramı) modern bir şekilde ifade etme çabası olsa gerek... ‘Eskimez’; binlerce yıldır anlamını ve gücünü koruyan, evrensel insan deneyimlerine dayanan ifade... Yıllar geçse de, eskimez yeni olan o kadar çok mefhum var ki... Meselâ, ‘Hayat bir yolculuktur, zaman bir hırsızdır, aşk bir ateştir.’, farklı kültür ve çağlarda bile anlamını yitirmez... Dijital dünyada kullandığımız eskimez yeniler: Beynim çöktü (teknoloji)... İnternet iki ucu keskin bir kılıçtır (teknoloji/sosyal eleştiri)... Belleğim (bilgisayar hafızası) yetersiz... ‘Eskimez yeni’ kavramı; eski ve evrensel bir gerçeği, modern bir dil veya güncel bir benzetme kullanarak anlatan bir ifade... Eskimez konsept, temel gerçeği; yeni/modern sözcüğü, güncelliği yansıtarak meramımızı aktarmaya çalışmanın, iki zıt sözcüğün bir noktada tek anlamda buluşmasının formu gerek...
‘Eski yeni’, beynimizde kodlanan gelgitler misâli... Eski-yeni ikilemiyle dillendirilen o kadar çok şey var ki... İnsan zihninin karmaşıklığı gibi... Birinin zihninin yüzlerce sekme açılmış bir internet tarayıcısı olması gibi... Bu; zihin dağınıklığının, yorucu ve aşırı bilgi yüklemesi altında olduğunu anlatmak için yapılan benzetme... Yeni bir şey keşfetme ya da bulmada fikirlerin, bulut madenciliği (cloud mining) yapan bir sunucu çiftliği gibi sürekli enerji harcıyor olması... Yeni fikirlerin pasif görünse bile aslında sürekli ve büyük bir zihinsel çaba gerektirmesi (bilişim/enerji referansı)... Yalnızlık ve izole olmanın açıklaması, kendimizi, sinyali kesilmiş bir uydu gibi hissediyor olmak... Çevremizdekilere ulaşamamak ve onlardan veri alamamak, bağlantı kopukluğu olması (uzay/teknoloji referansı)... Sürekli değişim olması... Hayatın, sürekli güncellenen bir yazılım gibi olması; eski bir versiyonla çalışamaz olunması... Hayatın gerektirdiği adaptasyon ihtiyacının, eski bilgi ve alışkanlıklar ile yetersiz olacağının söylenmesi... Bütün bunlar vb. açıklamalar, bir bakıma, eski-yeni sarmalında klasik konuların (zihin, değişim, yalnızlık, teknoloji vb. hususların), günümüz okuyucusu için daha çarpıcı ve anlaşılır kılınmaya çalışılması aslında... İşin kolay tarafı, ‘eskiden’ diye başlayan kolaycı söylemler... Zor olan anlatım yöntemleri, ‘eski-yeni’nin açmaz olmaktan çıkarılıp açılım hâline evrilmesi... Zıtların birlikteliğinden, zihinlerde güçlü anlamların inşa edilmesi...
Eski olana rağbet edilmese de, gün gelir eskinin eksikliği hissedilir... Eski olan, lâkin hep yeni olan pek çok doğru tespitler mevcut... Bugün bile hâlâ ruhumuza dokunan, hayatımızı anlamlandıran evrensel mesajlar: “İnsan, akıl nuruyla aydınlanmadıkça, kendi nefsini göremez.” (İbn Sina)... “Tarih, sadece geçmişin hikâyesi değil, geleceğin aynasıdır.” (İbn Haldun)... “Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun? İnsan, kendi hakikatinin önünde bir engeldir.” (Farabi)... “Kim din tacirliği yaparsa onun dini yoktur.” (El Kindi)... “İnsan aklını kullanma özelliğiyle iki âlem arasında biriciktir.” (İbn Rüşd)... “Dünle beraber gitti cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” (Mevlana Celaleddin-i Rumi)... “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.” (Yunus Emre)... “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” (Hacı Bektaş Veli)... “Bilgiyi en yüce derecede tut. Çünkü bilgi, insanı insan eden şeydir.” (Ahmet Yesevî)... “Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez.” (Sokrates)... İdeal devlet ve adâlet anlayışı, Platon’un ‘Devlet’ adlı eserindeki adalet ve ideal toplum düzeni fikri, hâlâ modern siyaset felsefesinin temel taşlarından biri... Aristoteles’ya göre, hayat ve mutluluk, erdemli bir yaşamayla elde edilir... Günümüzde de, etik tartışmaların ve psikolojik iyi oluşun merkezinde bu fikir yer alır... Konfüçyüs’ün bireyin ahlâkî gelişimi ve toplumun uyumu üzerine düşünceleri, özellikle Doğu kültürlerinde bugün de etkili ve evrensel değerler taşır... “Korku ahlâkın anasıdır.” (Nietzsche)... Bu söz, bireyin ahlâkî seçimlerinin çoğu zaman korkuya dayandığını söyler; bu, modern psikoloji ve etik tartışmalarda hâlâ geçerli bir tespittir... “Düşünüyorum, öyleyse varım.” (Descartes)... Bu ifade, bireyin varlığını düşünceyle temellendirmesi bakımından modern felsefenin başlangıç noktası sayılır... Eskilerin bu tür düşünceleri, çağlar geçse de hâlâ güncelliğini korumakta...
Birilerin yaklaşımı, hep eskiye veya yeniye rağbet etmek... İki hâl de çok mantıklı değil... “Eskiye itibar (rağbet) olsa bitpazarına nur yağardı.” (Atasözü), insanların her zaman yeniyi tercih ettiğini, eskiyi istemediğini dile getirir... Bu; eğer insanlar eski şeyleri sevseydi ‘bitpazarları bambaşka olurdu' anlamında kullanılan ifade... Bu söz, eski şeylere ilgi gösterilmediğini, insanların genellikle yeniliklere yöneldiğini açıklar... Bitpazarı, eski ve kullanılmış eşyaların satıldığı yer... Eğer eskiye gerçekten rağbet olsaydı, bu pazara ‘nur yağardı’ (değer kazanırdı)... Toplumda genel eğilim, hep yeni olanadır... Moda ve teknoloji gibi alanlarda sürekli yenilik arayışı bu atasözünü doğrulayan bir gerçek... Bu söz, bazen de, eleştirel maksatla kullanılmakta... Bu sözle kast edilen mânâ: Eski değerler unutuluyor ya da tecrübe göz ardı ediliyor olması... Eski-yeni sarmalında en vahim olan nokta, eski köye yeni âdet takıntısı... Eski köye yeni âdet getirmek, alışılmamış, yadırganan veya toplumun genel olarak kabul ettiği kurallara, geleneklere uymayan bir yeniliği yapmaya kalkışmak demek... Bu; bir yeniliğin hoş karşılanmadığı, tepki çektiği veya yerleşik düzeni bozduğu düşüncesi...
Eşyanın eskisi ya da yenisi... Ne fark eder ki... İstek ve ihtiyaç karşılansın yeter ki... ‘Eski veya yeni’den kast edilen sadece eşya değil... Eski bilgiler, gelenekler, sözler, kurallar, normlar... Yaşlılar, eski dostluklar ve eski anılar... Eski yeni, böyle bir şey... Bu, eskimez yeni... Selam, sevgi ve saygılarımla.









