Mazlum; haksızlığa uğrayan, güçsüz bırakılan, hakkı elinden alınan kişi... Ah, içten gelen beddua, kalbin derinliklerinden çıkan bir feryat... Mazlumun ahı; adâletin gecikmesi karşısında, mazlumun kalbinden yükselen sessiz ama etkili bir çağrı... Mazlumun ahı; bireysel bir duygu, toplumsal vicdanın da bir yansıması... Toplum vicdanında derin izler bırakan mazlumun ahı; haksızlığa uğrayan, zulme maruz kalan insanların içten gelen bedduası ve adâlet arayışı... Mazlumun duası ve ahı, zalimlerin en büyük korkusu... Mazlumun kalbinden çıkan söz, karşılıksız kalmaz... Mazlumun ahı, er ya da geç zalime ulaşır... Mazlumun duasıyla Allah arasında perde yok... Mazlumun ahı, toplumda adalet duygusunu canlı tutar... Güç sahibi olanların, haksızlık yaparken sonuçlarını düşünmesini gerekir... Haksızlığa uğrayan kişi, ahının karşılık bulacağına inanarak sabreder... Savaşlarda, ekonomik sömürüde, sosyal adaletsizlikte mazlumların feryadı yükselir... Mazlumun ahı zalimin huzurunu bozar... Zalimler, mazlumların ahıyla yıkılır; mazlumlar ise sabır ve inançla ayakta ilahî adâlete sığınır... Adâlet er ya da geç tecelli eder, mazlumun ahı yerde kalmaz... ‘Mazlum, haksızlığa uğramış, güçsüz ve savunmasız olan kişiyi , ‘ah’ kelimesi ise feryadı, isyanı ve içsel bir acıyı ifade eder... Mazlumun ahı, bireysel bir acıyı, mağduriyeti ve toplumsal bir adaletsizliği simgeler... Mağduriyet; mazlumun haksız yere zarar görmesidir, sosyal adaletsizliklerin, ayrımcılığın ve insan hakları ihlallerinin bir yansımasıdır... Feryat ve isyan; ‘ah’ sözcüğüyle, derin bir acının, çaresizliğin ve isyanın ifadesidir... Mazlumun ahı, içten bir şikâyet ve çağrıdır (Filistinli, Doğu Türkistanlı çocukların feryadı)... Zulüm yapanların (İsrail ve yandaşlarının) adâlet anlayışının sorgulanmasıdır...
Mazlumun ahı, edebiyatta ve halk kültüründe; adâlet arayışını, mağduriyetleri ve bu mağduriyetlerin sonuçlarını remz eder... Edebiyatımızda, mazlumun ahı teması birçok eser ve şiirde işlenmiş... Türkülerde, şiirlerde ve destanlarda... Haksızlığa uğramış insanların yaşadığı acıları dile getiren türküler, mazlumun ahını dillendirmiş... Şairler, toplumsal adaletsizliklere dikkat çekmişler... Mazlumun ahı, haksızlıklara karşı toplumsal hareketlerin doğmasına neden olmuş... Toplumda adalet ve eşitlik konularında farkındalık oluşturmuş... Mazlumların yaşadığı acılar, bizi daha duyarlı hâle getirmiş... Mazlumun ahı, geçmişte yaşanan haksızlıkların hatırlanmasına ve gelecekteki adalet arayışlarına ışık tutmuş... Kadim medeniyetimizde mazlumun ahı; zulüm, adâlet, hak ve haksızlığa uğrayanın bedduası şeklinde ifade edilmiş: “Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duası Allah’a doğrudan yükselir. - Zulüm kıyamet günü karanlıklardır. - Mazlumun duası ile Allah arasında perde yoktur.” (Hadis-i Şerif)... “Mazlumun duasından sakın; çünkü onun duası ile Allah arasında perde yoktur.” (Hz. Ali)... “Zalim zulmüyle, mazlum da duasıyla helak olur.” (İmam Şafii)... “Mazlumun ahını alma; ateşten gömlektir, giyen yanar.” (Mevlânâ Celaleddin-i Rumi)... “Zulüm ile abad olanın sonu berbad olur.” (Yunus Emre)... “Mazlumu incitme; incinenin ahı yerde kalmaz.” (Hacı Bektaş-ı Veli)... “Mazlumun âhı göğe ağar; Hakk'ın terazisi şaşmaz.” (Niyazi Mısrî)... “Adalet mülkün temelidir; zulüm mülkü yıkar.” (Fatih Sultan Mehmed)... “Adalet mülkün temelidir; zulüm, mülkü yıkar.” (Kanuni Sultan Süleyman)... “Ah alan onmaz.” (Kadı-i Adil)... “Mazlumun ahı, zalimin sarayına çöker.” (Necip Fazıl Kısakürek)... “Zalimin zulmü varsa, mazlumun da ahı var.” (Âşık Veysel)... “Zulüm ile gelişen devlet, bir gün kendi zulmünde boğulur.” (Namık Kemal)... Zulmü açıklayan atasözlerimiz: “Mazlumun ahı indirir şahı... - Ah alan onmaz... - Zulüm ile abad olanın sonu berbad olur... - Mazlumun bedduası yerde kalmaz... - Zulüm ile baş eden olmaz; mazlumun ahı zalimi yakar...”... ‘Zulüm’ hakkında yabancı düşünürlerin sözleri: “Zulmün olduğu yerde hiçbir şey büyümez; fakat mazlumun ahı her kapıyı çalar.” (Victor Hugo)... “Zulüm sürdükçe mazlumun duası haktır, er geç karşılığını bulur.” (Mahatma Gandhi)... “Haksızlığa uğrayanın sessizliği, zalime karşı bir fırtına biriktirir.”(Tolstoy)...
Tarihte, zalim ile mazlum hep karşı karşıya gelmiş... Zulüm yapan güçlüler, mazlumları ezmişler ve sömürmüşler... Mazlumun sessizliği, ahı, yürekleri yakmış... Güçlü olan, görünürde her zaman haklı olmuş... Mazlumun yüreğinden çıkan ah, evreni sarsmış... Mazlumun ahı, sözün bittiği, kalemin kırıldığı yer olmuş... Güçlünün dokunamadığı tek yer, mazlumun kalbi... Mazlumun kalbi kırıldığında, dua ile Rabb’i arasında hiçbir engel kalmaz; haksızlık, doğrudan ilahî adalet terazisine düşer... Tasavvufta zulüm, nefsin kararması, mazlumun ahı ise Hakk’ın nefesi... Mazluma zulmeden, kendi ateşini hazırlar... Nemrut’tan Roma’nın zalim imparatorlarına, Moğol iç çekişmelerinden tiranlıkla çöken modern rejimlere kadar her misâl, bize zulmün geçici, mazlumun ahının kalıcı olduğu dersini öğretir... Mazlumun ahı, yalnızca metafizik bir kavram değil; psikolojik bir olgu... Haksızlığa uğrayan insan, yüreğinde derin bir hakikat hissi taşır... Bu hissin ifadesi olan ‘ah’, zalimi rahatsız eden toplumsal ve içsel baskı oluşturur... En sakin görünen toplumlarda bile mazlumların biriktirdiği sessizlik, bir gün toplumsal dönüşümün kıvılcımına dönüşür... Bu nedenle, ah almak, sadece dinî bir korku değil, insan psikolojisinin en ağır yüklerinden biri... Felsefî açıdan, zulmü kabul eden bir toplum, kendi değer temellerini çürütmeye başlar... Mazlumun ahı ise, ahlakî düzenin kendini yenileme sinyalidir... Kant, haksızlığın evrensel bir yasa olamayacağını söylemiş... Aristoteles, adaletsizliğin topluluktaki bağları çürüttüğünü belirtmiş... Modern etikçiler, mazlumun içsel çığlığının, toplumun vicdanını yeniden şekillendirdiğini kabul etmişler... Bu sebeple, mazlumun ahı, hem bireysel hem toplumsal bir yeniden kurulum çağrısı...
Gerçekten, ah alan onmaz... Bu; adaletin, insanlık vicdanın, ilahî hesabın gereği... Toplumsal hafızamızda, eninde sonunda mazlumun ahının yerde kalmayacağı görülmüş... Mazluma yapılan kötülük, görünürde karşılık bulmasa da yolunu mutlaka bulur... Bu; bazen dua olur, bazen kaderin bir cilvesi; bazen de toplumun adalet arayışı, harekete geçmesi... Mazlumun ahının sessizliği; aslında en güçlü bir sestir... Mazlumun ahı, suya düşen bir damla gibidir; lâkin o damlanın oluşturduğu halkalar, en kuytu köşelere kadar yayılır... İbretlik bir hikâye: Astığı astık kestiği kestik, karşı tarafın sözünü dinlemeden, araştırmadan karar veren bir hükümdar varmış... Zalim hükümdar, bir gün hanımı ile sarayının geniş bahçesinde dolaşıyormuş... Sarayın bahçıvanı, hükümdarı hanımının yanında rahatsız etmemek için ortadan kaybolmak, görünmemek istememiş... Bu yüzden bir ağacın üstüne çıkmış, yaprakların arasına saklanmış... Hükümdar ve hanımı, o ağacın altına oturmuşlar... Hükümdarın hanımı istirahat için sırt üstü yere uzanmış ve yukarı doğru bakınca yaprakların arasındaki bahçıvanı fark etmiş... Derhal toparlanıp, hükümdara; ‘Ağaçta biri var.’ demiş ve bahçıvanı göstermiş... Bahçıvan çok korkmuş ve yere düşmüş... Hükümdar, bahçıvanın öldürülmesini emretmiş... Bahçıvan, ‘Ölmeden önce size önemli bir hadiseyi anlatmak istiyorum. Ne olur beni dinleyin. Beni yine öldürtün, fakat dinledikten sonra öldürtün.’ demiş... Hükümdar önemli denen olayı merak etmiş, bahçıvana ‘Anlat.’ demiş... Bahçıvan: “Sultanım, benim babam da bir hükümdarın bahçesinde benim gibi bahçıvandı. Çiçeklerin, ağaçların bakımı ile ilgilenirdi. Sarayın bahçesinde değişik türden bir ceviz ağacı vardı. Her nedense bu ağaçta her sene bir tane ceviz yetişirdi. Fakat tam olgunlaşıp koparılacak duruma gelince ceviz kayboluyordu. Hükümdara bu cevizden yemek nasip olmamıştı. Üç sene üst üste böyle devam edince, hükümdarın artık sabrı kalmadı, babamı yanına çağırıp emir verdi; ‘Eğer bu sene de cevize sahip olup, olgunlaşınca bana getiremezsen, bilmiş ol ki kellen gidecek’. Zavallı babam, gece gündüz cevizin başında nöbet tuttu. Ceviz ağacının altında yatıp kalktı. Olgunlaşsa da kopararak hükümdara götürsem ve ölümden kurtulsam diye bekledi. Nihayet cevizin toplama zamanı geldi. Sevinç içinde, tam koparacağı zaman, bir karga gelip cevizi dalından koparıp uzaklaştı. Babam arkasından koştu, ancak yetişemedi... Karganın arkasından, ‘Benim sonumun gelmesine sebep oldun. Senin de sonun gelsin. Bu yaptığın yanında kalmasın.’ diyerek beddua etti. Bu sırada, büyük bir kartal karganın peşine takıldı, pençesini attığı gibi karganın işini bitirdi. Babam kartala seslendi. ‘Ey kartal, kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Senin de sonun yakındır. Sen de girdin sıraya!’ dedi. Sonra, havada süzülerek uçmakta olan kartala bir avcı nişan aldı ve okunu kartala attı. Ok hedefine varıp kocaman kartalı yere düşürdü. Babam avcıya bağırdı: ‘Sen ne yaptın? Şimdi sen de girdin sıraya!’ dedi. Babam avcının yanına yaklaşırken, ‘Dikkat et! Yılan var.’ dedi. O sırada ben babamla birlikteydim. Olan biteni seyrediyordum. Avcı, ne olduğunu anlamaya fırsat bulamadan, yılan avcının bacağını soktu ve kıvrıla kıvrıla uzaklaşmaya başladı. Babam yılanın arkasından bağırdı, ‘Ey yılan sen de girdin sıraya!’ dedi. Ben de yanımdan geçerek uzaklaşmakta olan yılanı görünce, elime geçirdiğim büyük bir sopayı kaptım ve yılanı öldürdüm. Babam üzüntüyle bana, ‘Oğlum, şimdi sen de sıraya girdin.’ dedi.” Neticenin nereye varacağını merakla, heyecanla bekleyen hükümdar, bahçıvanı öldürttüğü takdirde sıranın kendisine geleceğini anlamış. Korkuyla ‘Gözüme gözükme, defol buradan!’demiş... Bahçıvan canını kurtarmış... Tabii ki hükümdar da...
Zalimin yaptığı, kendince hafif görünen bir haksızlık, mazlum için kaderin ağır bir dokunuşuna dönüşür... İlâhî adâlet tecelli eder... Vicdanın sesi yükselir ve adâletin terazisi devreye girer... Ey çocuklara bile zulmeden zalimler (terörist devletler), alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste... Zulümle abat olan, ilahî adâletle berbat olur... Selam, sevgi ve saygılarımla.







