Öncelik ‘refah olmalı’ dendiğinde, savunma birilerine havale edilir, sonrasında da bireysel ve toplumsal olarak başkalarına bağımlı hâle gelinir... Öncelik, savunma olduğunda; gerçek, sürdürülebilir kalıcı refaha ulaşılır... Birçok kimsenin tartıştığı en temel ve karmaşık sorun, refahın öncelenmesi... Hâlbuki zahmetsiz rahmete ulaşılamaz... ‘Armut piş, ağzıma düş’ anlayışıyla elde edilen ‘ekonomik, sağlık, hayat kalitesi’ ve ‘bireysel özgürlükler’ geçici olur... Güvenlik olmadan (bireyin ve devletin tehlikelerden, tehditlerden ve zararlardan korunması sağlanmadan) güçlü olunamaz... Yakın tarihte, bazı ülkelerin işgal edilmesi ve birçok kimsenin ülkelerini terk etmeleri; aslında, savunmada millî olunmaması nedeniyle yaşandı... Öncelik ne olmalı? Elbette güvenlik ve savunma... Güvenlik olmadan refah beklentisi olması, abesle iştigal bir hâl...
Refahın birincil öncelik olması, liberal görüşe göre doğru bir yaklaşım... Güvenliğin sağlanmasını refaha bağlamak, ne kadar doğru? Bu, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabildiklerinde, eğitimli ve sağlıklı olduklarında, ekonomik fırsatlara sahip olduklarında toplumun daha istikrarlı ve barışçıl olacağını varsaymak demek... Yoksulluğun ve eşitsizliğin, güvensizlik ve çatışma kaynağı olduğunu kabullenmek, ayrı bir açmaz... Öne sürülen düşünce; aşırı askerî harcamaların ve sıkı güvenlik önlemlerinin, ekonomik büyümeyi ve bireysel özgürlükleri kısıtladığı ve uzun vadede toplumsal refahı azalttığı... Görünürde çok doğru olan bu tespit, ülkemiz savunmasız kaldığında ve başka ülkelerin etki alanına girdiğinde; her bir şey farklı duruma evrilir... Var olmadan, mutlu olsak ne olur? Yüksek hayat standardı ve özgürlük ortamı, dış ve iç tehditlere karşı bizi daha dirençli hâle mi dönüştürür? Bu soruya ne ölçüde ‘evet’ diyebiliriz? Güvenlik sağlanmadan elde edilen refahın kalıcı olması mümkün değil... Can ve mal güvenliği olmadan refahtan söz edilemez... Devletin birincil görevi, hem iç hem de dış tehditlere karşı vatandaşlarını korumak... Güvenlik sağlanmadığı takdirde, ekonomik faaliyetler, eğitim ve sosyal hayat aksar... Savaş, terör veya organize suç tehdidi altındaki bir yerde, ekonomik kalkınma çabaları veya yatırım girişimleri sonuçsuz kalır... Bireylerin özgürce hareket etmeleri ve ticaret yapabilmeleri için öncelikle istikrarlı ve güvenli bir ortam oluşturulması gerekir... Bu; bir tercih meselesi değil, bir denge meselesi... Devlet yönetiminde, millî savunma sanayiine öncelik verilmesi en doğru olanı... Güçlü olduğumuzda, tam bağımsız olabiliriz... Tam bağımsız olduğumuzda da, gerçekten mutlu oluruz, refah seviyemiz yükselir... Refah düzeyi yüksek olan ve dış mihraklar tarafından önce savunmasız sonrasında bağımlı ve güdümlü hâle getirilen ülkelerin durumlarına baktığımızda; neyin doğru, neyin yanlış olduğu anlaşılabilir... Etkili bir güvenlik aygıtımız (askerî, polis, istihbarat gücümüz) olmalı ki, refah içinde yayabilelim... Hukuk üstünlüğünün ve kamu düzeninin sağlandığı güvenli bir ortam, yerli ve yabancı yatırımın gelmesi için de elzem... Yatırım ve ticaret; ekonomik refahın olmazsa olmazı... Esas olan, devlet ve milletimizin var olmaya devam etmesi ve devletimizin güçlü, tam bağımsız olması; sonrasında da hep birlikte kadim medeniyet değerlimizin içselleştirilmesi ve refah içinde yaşanması...
Güvenlik-savunma ve refah arasında dinamik bir denge kurulmalı... Bireysel özgürlükleri ve ekonomik gelişmeyi kısıtlayan, gözetlemeyi artıran ve ‘polis devleti’ne yol açan bir yapıya dönüşmemeli, güvenlik v e savunma... Refah beklentisi de uçuk ve doyumsuz olmamalı... Millî savunma, asayiş ve stratejik hazırlık ihmal edilerek toplum da tehditlere karşı savunmasız bırakılmamalı... Ülke güvenliğini sağlamak, her şeyden önce olmalı... Güvensizlik durumunda bireyin de ülkenin refahı tehlikeye girer... Ancak, her türlü güvenlik önlemi, demokratik meşruiyeti, ekonomik sürdürülebilirliği ve refahı yok sayacak bir anlayışla gerçekleştirilmeli... Dengenin korunması önemli... Daha önemlisi, davranış eğitiminin kadim medeniyet değerlerimize ve evrensel etik kurallara göre yapılması... Davranış eğitimiyle yetiştirilen bireylerin önceliği ülkesinin güvenliği olacaktır... Millî savunma sanayisi güçlü olanın refah seviyesi, süreç içerisinde yükselir... Devletimizin varlığını sürdürebilmesi için, önce güvenlik, akabinde refah ile olur... Bunun için kaynak dağılımı ve içinde bulunduğumuz şartlar da dikkate alınmalı... Unutmayalım, ülkemizin toprak bütünlüğü, bağımsızlığı ve vatandaşlarımızın güvenliği sağlanmadan, ekonomik kalkınma ve refahtan söz edilemez... Eğer ülkemiz dışarıdan gelen somut, yakın ve ciddi bir askerî tehdit altındaysa (savaş, işgal tehlikesi, sınır çatışmaları varsa), tüm kaynaklarımızı hayatta kalmak için kullanmak zorunda kalırız... Uluslararası diplomaside söz sahibi olabilmek ve pazarlık gücümüzü artırmak için güçlü bir savunma sanayisine ihtiyacımız var! Türkiye’miz son 20 yılda bu konuda çok işler başardı...
Millî savunmayı öncelerken, refah düzeyinin yükselmesini de sağlamak lâzım... Yoksa işsizlik, yoksulluk, adaletsiz gelir dağılımı vb. sorunlar, toplumsal huzursuzluğa ve istikrarsızlığa yol açar... Bu da, ülkemizi dış tehditlere karşı daha kırılgan hâle getirir. Ekonomik refah, ülkemizin eğitim, bilim, kültür, sanat ve teknoloji alanlarında yatırım yapmasını sağlar... Önemli olan, savunma harcamalarını, aynı zamanda kalkınma aracına dönüştürebilmek... Yerli savunma sanayisine yapılan yatırımlar, yüksek teknoloji transferi sağlar, Ar-Ge'yi teşvik eder, nitelikli iş gücü oluşturur ve diğer sektörlere katkıda bulunur. Doğru yönetildiğinde savunma harcamaları refahın artmasına sebep olur... Kaynakların savunmaya ve refaha aktarılması doğru... Daha doğrusu ise, kaynakların nasıl ne kadar verimli kullanıldığı... İsrafın önlendiği, şeffaf bir savunma bütçesi ile yüksek katma değerli refah projeleri aynı anda yürütülmeli... Türkiye’miz, coğrafyası gereği yüksek jeopolitik risklerle çevrili bir ülke... Bu nedenle, millî savunma sanayisi son derece mühim... Türkiye’miz, son yıllarda, yerli savunma sanayisini güçlendirerek bu iki hedefi bir arada yürütmeye çalışmakta... Yerli ve millî savunma sanayimiz ile iftihar ediyoruz!
Güvenlik olmadan refah sürdürülemez, refah olmadan da güvenlik uzun vadede finanse edilemez... Önce güvende olmaya ve sonrasında refaha ihtiyacımız var... Hem savunma-güvenlik hem refah, stratejik bir vizyonla dengelenmeli... Selam, sevgi ve saygılarımla.









