Siyasî terbiye ve edep; birlikte var olmanın, saygın ve saygılı olmanın gereği... Siyaset, ortak hayat alanını düzenleme sanatı... Siyaset yapmamayı marifet zanneden zihniyet, siyaseti kirli ellere teslim etme riskine mâruz... Siyaset olmadan, sosyal düzen ve adâlet felç olur... Nasıl mı siyaset yapalım? Siyaseti, memleket sevdalısı olarak yapalım; tartışmayı ve farklı düşünmeyi kaba kuvvete dökmeyelim... Siyasetteki üslûba dikkat edelim, özgür olmayı dilli düdük olmaya dönüştürmeyelim... Siyasette dil ve davranış biçimine (siyasî terbiye ve edebe) dikkat edelim...
Siyasî terbiye ve edep olmazsa; kurumların saygınlığı ve toplumsal huzuru doğrudan etkilenir. Edep, bir toplumda kabul görmüş incelik, nezaket, görgü ve ahlâk kurallarının bütünü... Siyasette rekabet olsa da, bu rekabetin sınırlarını ve niteliğini belirleyen siyasî edep! Siyasî edepten yoksun bir iletişim tarzı; politik aktörlerin ve demokrasinin yıpranmasına yol açan uygunsuz hâl... Siyasî terbiye ve edep, sadece resmî protokol kurallarına uymaktan ibaret değil; aynı zamanda siyasî ahlâkın ve demokratik olgunluğun bir yansıması... Siyasî edep, kamusal alanda kullanılan dilin nezaket ve saygı çerçevesinde olmasını gerektirir... Söylemlerin kişisel hakaret, iftira, nefret söylemi ve kutuplaştırıcı dilden arındırılması, siyasî terbiyenin ilk şartı... Edep, sözü sarf ederken dile sahip olmak demek... Kırıcı ve yıkıcı eleştirilerin yerine, yapıcı ve çözüm odaklı eleştiriler yapılmalı... Demokrasi, farklı görüşlerin var olduğu bir ortam... Siyasî terbiye, rakip görüşlere saygı göstermeyi, eleştireni sabırla dinlemeyi ve cevap vermeyi gerektirir... Mâlum, edep sabır işi... “Ey insan edep nedir? diye sorarsan, bil ki edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül etmektir.” (Mevlana Celaleddin Rumi)...
Siyaset, anlaşmazlık içinde olan tarafların birbirini nezaketle dinlediği bir vetire/süreç olmalı... Edep, haddini bilmek ve kendi yetki sınırlarını aşmamak... Siyasette liyakat, şeffaflık ve etik ilkelere bağlılık; siyasî terbiyenin omurgası... Yöneticiler, hâkimler, doktorlar, öğretmenler, siyasetçiler ve bütün çalışanlar; kararlarında kişisel çıkar sağlamaktan uzak durmalı... Özellikle politik aktörler, eleştirilerini kişiselleştirmeden, devleti temsil eden yapılara (TBMM, yargı, ordu vb. kurumlara) yönelik hakaret ve itibarsızlaştırma yapmaktan kaçınmalılar... Kurumların saygınlığının korunması ve devletin bekası, her bir şeyden çok daha önemli... Kimileri için, siyasî edepten uzaklaşmak, kısa vadede dikkat çekici ve oy getiren bir strateji olabilir... Ancak bunun bedeli, toplumsal dokuyu ve demokratik kültürü zedelemektir... Kaba söze ve hakarete dayalı siyaset, toplumu ayrıştırır; toplumu düşman kamplara böler ve siyaset kurumuna olan güveni sarsar... Politik tartışmalar kişisel kavgalara dönüştüğünde, ülkenin gerçek sorunları (ekonomi, eğitim, çevre vb.) gündemden düşer ve siyasetin asıl işlevi olan çözüm üretme yok olur... Nezaket ve saygıdan uzak bir siyasî dil, genç nesiller için nefret ve kavgayı normalleştirir... Siyasî terbiye ve edep, siyasetin olmazsa olmazı... Bir toplumun medeniyet seviyesi; sanayisine, ekonomisine ve özellikle siyasî hayatındaki dilin kalitesine bağlı... Yönetim ve yönetişim; hukukun üstünlüğüne, edebe-terbiyeye göre şekillenir... Erdem, ahlâk ve nezaket olmadan, toplumsal birliktelik aşınır... Siyasetin itibar kazanması ve sağlıklı bir geleceğin inşası; siyasî edeple ve gereğini yaşamakla mümkün...
Kadim medeniyetimizde siyasî edebin ve terbiyenin dayandığı temel ilkeler: Adalet (El-Adl), bütün siyasi erdemlerin temeli... Hükümdarın en yüce süsü ve devletin bekâsının garantisi... Sorumluluk (emanet)... Yönetim bir emanettir ve hesabı sorulur... Lider, halkının hizmetkârı... Danışma (şura)... İşlerini istişare ile yürüten lider, başarılı olur... Merhamet ve şefkat (rahmet)... Halka, özellikle zayıflara karşı merhametli olmak... Dürüstlük ve doğruluk (sıdk)... Sözünde durmak, olduğu gibi görünmek... Liyâkat... Yönetime en ehliyetli insanları getirmek... Zulümden, şiddetten sakınmak... Zulüm, dünyevî ve uhrevî yıkım getirir... Kadim medeniyetimizde bir hükümdarın, yöneticinin âdil, faziletli ve halkının refahını gözeten bir kişi olması gerektiği üzerine söylenmiş sözler: “Hükümdar, adaleti dilinden düşürmemelidir. Zira adaletle hükümdarlık kaim olur, zulümle yok olur. - Padişah, kendisine itaat edilmesini istiyorsa, Allah'ın kullarına zulmetmekten son derece sakınmalıdır. - Devlet, ancak ordu ile ayakta durur; ordu, mal ile; mal, vergi (haraç) ile; vergi, imar ile; imar, adalet ile; adalet ise, devlet adamlarının ıslahı ile; devlet adamlarının ıslahı da, doğru ve sadık vezirlerin varlığı ile mümkündür.” (Nizamü'l-Mülk, 1018-1092, Siyasetname)... “Erdemli şehrin başkanı, bütün faziletleri kendisinde toplayan, iyilikleri ve erdemleri sevdiren, kötülükleri ve çirkin fiilleri nefret ettiren kimsedir. - En büyük erdemler ve en şerefli mevkiler, ilk başkanlık için bir araya gelmiştir.” (Farabi, 872-950)... “Allah, sultanı yeryüzünün ışığı ve halkın koruyucusu kılmıştır. Sultan olmazsa, işler bozulur, düzen altüst olur ve halk perişanlaşır. - Hükümdarın en büyük süsü, adalettir. - Dünya bir bahçe, devlet onun duvarı, şeriat duvarın temeli, adalet de duvarın tuğlalarıdır. Temel olmazsa duvar, duvar olmazsa bahçe kalmaz.” (İmam Gazali, 1058-1111, Nasihatü'l-Mülük)... “Bey (lider) milletinin işlerini adaletle yürütürse, halkın gönlü ona ısınır ve dünya onun olur. - Beyler, halka hizmetkâr olmalıdır. Zira bey, halkın hizmetkârıdır. - Hükümdar doru sözlü olmalı, sözünde durmalı, halka iyilik etmeli, onları gözetmelidir. - Akıl bir meşaledir, doğruluk onun ışığı; bu ışık yanmazsa, meşale seni aydınlatmaz.” (Yusuf Has Hacib, 1019-1070, Kutadgu Bilig)... “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. - Hiddet ve asabiyetle işe kalkışan, sonunda pişman olur.- Körü körüne kavgadan sakın. Çünkü her düşman senin düşmanın değildir. Her koyun senin koyunun değildir.” (Mevlana Celaleddin Rumi, 1207-1273, Mesnevi)... “Mülk (devlet/hükümdarlık), ancak şeriat ile ayakta durur. Şeriat ise, ancak mülk ile (devlet gücü ile) yaşar. Mülk, ancak ordu ile korunur. Ordu ise, ancak mal (hazine) ile beslenir. Malı toplamak ise, ancak adaletle mümkündür. - Zulüm, medeniyeti mahveder.” (İbn Haldun, 1332-1406, Mukaddime)...
Günümüzde siyasî terbiye ile ilgili söylenen sözler: “Bir ulusun büyüklüğü, onun en zayıf bireyine nasıl davrandığıyla ölçülür.” (Mahatma Gandhi)... “Özgürlük, başkalarının özgürlüğüne saygı gösterdiğimizde başlar.” (Nelson Mandela)... “Demokrasi, kötü bir yönetim biçimi olabilir; ama diğer tüm yönetim biçimlerinden daha iyidir.” (Winston Churchill)... “Siyasî liderlik, insanları bir araya getirmek ve onların en iyi versiyonlarını ortaya çıkarmaktır.” (Barack Obama)... “Halkın iradesi, bir ulusun en değerli hazinesidir.” (Thomas Jefferson)... “Siyasi edep, yalnızca doğru olanı değil, aynı zamanda doğru olanı yapma cesaretidir.” (Angela Merkel)... “Bir ülkede terbiye ve ahlâk yoksa, siyasî mücadelelerin sonucu daima hüsran olur." (Necip Fazıl Kısakürek)... “Bir insanın büyüklüğü, başkalarına karşı gösterdiği nezaketle ölçülür.” (Nazım Hikmet)...
Siyasî nezaket, insanın kendisine olan saygısının bir yansımasıdır. Siyasî edep, insanın insanlığa olan saygısının temelidir... Siyasî edebe ve terbiyeye sahip olan, memleket meselesini önceleyen, halt etmeyen, yolsuzluk ve çığırtkanlık yapmayan, dün ‘kara’ dediğine bugün ‘ak’ demeyen ülke sevdalısı politikacıdır... Selam, sevgi ve saygılarımla.









