‘Kazı kazan’ noktasından benim ‘kazanım’a doğru savrulan beyin gönül fırtınasında bir damla fikir benim için gerçek kazanım... Bu kazanım; fikirle, zikirle ve şükürle mümkün... İşi, doğru yerde ve doğru zamanda yapmayla kabil... Bunu en güzel anlatan ibretlik hikâye: Aşçı ve çırağı, alelacele kap kaçaklarını ve kazanlarını alıp bir düğüne yemek yapmaya gitmişler; ancak kepçeyi unutmuşlar... Yemek yapmaya başlamışlar... Aşçı, sütlü helva yapmak için sütü kazana koymuş; sonra süt kabarmış, sütü karıştırmak için kepçeyi aramış, bulamamış... Aşçı çırağına, “Koş yakınlardaki bir dükkândan bir kepçe al gel.” demiş... Çırak gitmiş, kepçeye beş yüz kuruş istemiş fırsatçı dükkân sahibi... Çırak, pahalı diye kepçeyi almadan geri dönmüş... Aşçı, “Çabuk al getir kepçeyi... Kazan taşınca kepçeye paha olmaz...” demiş... Gerçekten, bir şey, zor zamanda lâzım olduğunda, onun bedeline bakılmaz... Önemsiz gibi görünen bir araç, istenmeyen bir durumu önlemeye yaradığında, paha biçilmez bir kıymet kazanır... Bilindik ‘kazan’dan ‘kazı kazan’ana evrilen gelgitler... Önemli olan, ne o, ne bu... Bize değer katan her ise, değerli olan o... Bu, gerçek kazanım...
Kazanımı kişisel çıkara ve sömürüye dönüştüren anlayış, işi ‘kazı kazan’ şansına bağlayan ve kendi ‘kazanı’nı dolduran zihniyet... Bu çarpık kapitalist mantaliteyi dillendiren dizeler: “Bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye bir pul; bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa...”... Kazanım, kazanç ve kazan... Bu kelimeler şöyle ya da böyle, bir şekilde ‘kazanmak’ sözcüğüyle ilintili... Ancak, niyet, yöntem ve sonuç bakımından farklı anlamlarda bize, insanın hayatla kurduğu ilişkinin ahlâkî ve ontolojik (varlığı ve varolanları nelik ve nasıllıkları bakımından inceleme) haritasını okumamızı sağlar... Nedir bu? Kazandır, sürecin kendisidir (oluş ve emek)... Kazanımdır, içsel artıştır (anlam ve değer), ölçülemeyen ancak insanı büyüten şeydir (bilgelik, deneyim, ahlâkî derinlik)... Kazançtır, dışsal sonuçtur (sahip olma), somut ve ölçülebilir olandır (para, güç, ün, statü)... Etik bir sonuçtur... Kazan, ‘nasıl yaşadığım’ın; kazanım, ‘ne olduğum’un; kazanç, ‘ne aldığım’ın karşılığıdır... Kazan doğruysa, kazanım kendiliğinden gelir; kazanç ise ölçülü olur... Hayatımız, bir kazanma serüveni... Bu serüvenin nasıl yaşandığı, neye dönüştüğü ve neyle sonuçlandığı, kullanılan kavrama göre değişir... Kazan, bir kap olmaktan öte, oluşun mekânı... Bu; sabırla, emekle, disiplinle, süreklilikle olur... Kadim medeniyetimizde kazan, nefsin terbiye edildiği imtihan alanı... Ateş vardır ama yakmak için değil, olgunlaştırmak için... “Hamdım, piştim, yandım...” (Mevlana Celaleddin-i Rumi)... Kazan, insanın kendine katlanmayı öğrendiği, kazanım elde ettiği yer... Kazanım, dış dünyada değil, insanın iç dünyasında... Kazanım; ölçülemez, satılamaz, sergilenemez... Kazanımlar: Hikmet, hilm, ahlâk, edep, terbiye, izan, idrak, bilinç, kendimiz olmak... Felsefede Stoacılara göre gerçek kazanım, insanın kontrol edemediği şeylere karşı sükûnet, kontrol edebildiği şeylere karşı erdemli tavır geliştirmesi... Kant için kazanım, insanın, sonuçtan bağımsız olarak, ahlâk yasasına uygun davranabilmesi...
Dijitalleşen dünyada kazanım, insanın çok şey kazanıp çok az erdemli olması... Bu; bilginin artıp, hikmetin azalması, deneyimin çoğalıp, derinliğin kaybolması, fayda odaklı olmayan başarının gürültüden, gösterişten ibaret olması... Elbette, kazanç, somut, görünür ve hesabı verilebilir olmalı... Para, makam, güç, unvan gibi... Kazanç, kötü değil, yeter ki amaç hâline gelmesin... Bilgi, hakikat için elde edilmeli, sırf kazanç için üretilmemeli... Maalesef birçok insan, ‘olmak, olgunlaşmak’ yerine ‘sahip olmak, sömürmek’ üzerinden var olmaya çalışıyor... Marksist düşünce, kazancı; emek, adâlet ve sömürü kavramlarıyla sorgular... Kazancın, ‘hep kazan’ ve ‘biriktir’ ile zulme dönüştüğünü vurgular... Kadim medeniyetimizde kazan, kazanç ve kazanım, etik değerler üzerine konuşlandırılmış... Kazan, helâl emekle; kazanım, takvayla ve hikmetle; kazanç, rızıkla ve imtihanla taçlandırılmış... İnsanın düzgün olması, öncelikli mesele olmuş... Kazanç kınanmamış; haksız kazanç kınanmış... “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez ve onunla yargılanmaz. İnsan için yalnız kendi çalıştığının karşılığı vardır. Çalışmasının karşılığı da yakında kendisine gösterilecektir. Sonra ona emeğinin karşılığı tastamam ödenecektir!” (Necm, 38-41)... Kapitalist sistem, kazancı kutsar, kazanı hızlandırır, kazanımı görünmez kılar... İnsan, üretir lâkin anlam üretemez; çalışır, olgunlaşamaz; kazanır, tatmin olmaz, kendine yabancılaşır... Komünist sistem, emeği ve eşitliği kutsar; ancak bireylerin daha fazla çalışmak veya kendini geliştirmek için ekonomik nedenlerini kısıtlar, üretimi ihtiyaca endeksler... Çok çalışan ile az çalışanın, yetenekli ile yeteneksiz olanın benzer kazançlar elde etmesi ve temel ihtiyaçlarının her halükarda karşılanması, bireysel çabayı köreltir... Herkesin olan mülk, kimsenin değildir, işçilerin üretim araçlarına ve iş süreçlerine olan isteğini kısıtlar... Özel mülkiyetin ve bireysel kazancın yasak olduğu bir ortamda, yeni bir ürün geliştirme veya risk alma arzusu zayıflar, teknolojik ve operasyonel yenilikler yavaşlar, tüketici odaklı inovasyon duraklar... Kazanç rekabeti olmadığı için işletmeler ürün kalitesini artırmak yerine sadece merkezi planın belirlediği sayısal kotalarda üretirler... Sınıfsız bir toplum hedeflense de, pratikte kazancın dağıtımı ve kaynakların yönetimi devleti yönetenlerin (ayrıcalıklı azınlığın) elinde toplanır... Aslında, sorun belli... Odak noktası, insan olmalı... Bu nedenle, davranış ve değerler eğitimi son derece önemli...
Evrensel ve kadim medeniyet değerlerinin içselleştirilmediği hiçbir sistem başarılı olamaz... Günümüzde, meselâ, diploma bir kazançtır; bilgi, araçtır; öğrenci, yatırımdır... Hâlbuki maarif, kazanımdır, karakter inşasıdır, ahlâktır, sorumluluk bilincidir... Sadece bilgi yüklü eğitim, insan yetiştirmez; iş gücü üretir... Bunu dillendiren tespitler: “Helal bellidir, haram da bellidir. İkisi arasında şüpheli durumlar vardır. Kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini ve ırzını korumuş olur. - Sizden birinizin sırtına bir odun destesi yüklenip satması, dilenmesinden hayırlıdır.” (Hadis-i Şerif)... “Mal, hakikatte Allah’ı unutturucu bir perde değildir; bilakis onunla Allah’a yaklaşılır. Yeter ki mal, helal yoldan kazanılsın ve doğru yere harcansın.” (İmam Gazâlî)... “Altın ve gümüş, toprağın içinde saklıyken bir değeri yoktur. İnsan da öyledir; çalışıp ortaya koymadıkça kıymeti bilinmez. - Kazanç, hakikat yolunda bir araçtır. Amacın olmazsa, kazanç seni kaybeder.” (Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî)... “Adil bir düzende kazanç, emeğin karşılığı olmalıdır. Sömürü, devletleri çöküşe götürür.” (İbn Haldun)... “Helal kazanç, farz ibadetlerden sonraki en büyük farzdır.” (İmam Şafii)... “Rızkına güvenme, çalış; tedbiri al, tevekkül et. Allah çalışanın hakkını zayi etmez.” (Abdülkadir Geylânî)... “İnsan, akıl nuruyla aydınlanmadıkça, kendi nefsini göremez.” (İbn Sina)... “Eğer kazandığınız parayı harcayacak kadar tatiliniz yoksa kölesiniz demektir.” (Paul Lafargue)... “Yenilik yapana, eski sistemden kazancı olan herkes düşman olur.” (Machiavelli)... “Göz yummak dost kazandırır, hakikat ise nefret.” (Marcus Tullius Cicero)... “Pek az insan başkalarının deneyimlerinden yararlanmayı bilecek kadar akıllıdır.” (Montaigne)...
Necip Fazıl Kısakürek ve Nazım Hikmet, kazanç ve kazanım kavramlarını farklı ideolojik zeminlerde ele almışlar... Necip Fazıl, kazancı manevî, ahlâkî ve dinî bir ölçü ile yorumlamış... Nazım Hikmet, kazancı emek, halkın ortak mücadelesi ve paylaşım olarak değerlendirmiş... Necip Fazıl Kısakürek’in kazanç ve kazanım üzerine söyledikleri: “Para, insanı köleleştiren bir zincirdir; hakiki kazanç Allah’a yaklaşmaktır. - İnsan, kazandığıyla değil, kazandığını nasıl kullandığıyla ölçülür.”... Nazım Hikmet’in kazanç ve kazanım hakkında sözleri: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine. - Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak; nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?”...
İnsan, kendi emeğiyle kazanmalı, kanaat etmeli, israftan kaçınmalı... Haram lokma, içimizdeki ‘ben’i öldürür... Önemli olan tek şey, kazancın insanı neye dönüştürdüğü... Fırıldak gibi dönenlere, dilli düdüklere, halkın sırtından geçinenlere duyurulur... Selam, sevgi ve saygılarımla.







