Yankı; akis, aksiseda, aksülamel, inikâs, eko, akustikte sesin yansıtıcı bir yüzeye çarpıp geri dönmesiyle duyulan ikinci ses... Yankı; büyük etki uyandıran, insanları etkisi altına alan haber ya da hâdise... Yankı, politikanın ve toplumun görünmez etkili silahı... Yankı, fiziksel dünyada ses dalgalarının sert bir yüzeye çarpıp kaynağına geri dönmesiyle oluşan hâl... Yankı; basit fiziksel olay olmanın ötesinde, beşeri bilimlerde (siyasette, psikolojide, dijital sosyolojide) gerçeğin nasıl aksettiğini, çarpıtıldığını ve toplumsal kutuplaşmanın nasıl inşa edildiğini açıklayan en güçlü durum...
Bir sesin yankılanması için boşluğa ve sert duvara ihtiyaç var... Yaşadığımız âlemde bu duvar, algoritmalar ve ideolojik katılıklarla örülü... Siyaset biliminde ‘yankı odası’ (echo chamber), bireyin sadece kendi görüşlerini destekleyen bilgilerle kuşatıldığı ve aksi fikirlerin dışlandığı kapalı sistem... Sosyal medya algoritmaları, bize duymak istediğimizi söyler... Bu, siyasî bir tartışmayı fikir alışverişinden çıkaran ve algı körlüğüne neden olan etmen... Yankı odasında, ses her geri döndüğünde daha şiddetli hâle dönüşür... Bizce doğru olan şeyin, devamlı onaylanması, muhatabımızın hep yanlış, kötü ve düşman olarak algılanmasına neden olur... Oligarşik sistem, liderin çevresine yankı duvarı örer... Lider, sadece kendi sesinin yankısını duyar ve gerçeklikten kopar, gerçek verileri duymazdan gelir... Psikolojik bir yankı mekanizmasıdır bu... Aslında, yankı her zaman negatif bir kavram değil... Bir sanat eserinin veya bir düşüncenin yüzyıllar sonra hâlâ tartışılıyor olması, o sesin tarihî bir yankısı... Bilimde bir buluşun değeri, literatürdeki yankı (atıf ve uygulama) ile ölçülür... Yankı, doğrulanmış bilginin yayılımını temsil eden enerji... Yankının en karanlık yönü, gerçekliğin yerini sesin şiddetinin alması... Kalabalık içinde pek çok kişinin aynı şeyi bağırması, söylenenin doğru olduğu anlamına gelmez... Gerçekçi ve doğru politika, yankı odalarından çıkmaya bağlı... Demokrasi, demo olmaktan çıkıp, farklı olduğunda ve farklı sesleri, yankıları, farkındalıkları barındırdığında işlevsel olabilir... Yoksa adı demokrasi olan, dayatmacı totaliter bir sisteme dönüşür... Kendi sesinin yankısından başka bir şey duymayanlardan ibaret bir toplumda, her bir şey gölgeye evrilir... Sesten ziyade yankısı duyulur...
Sosyal medya platformları (Next Sosyal, Instagram, Linkedin vb.) kullanıcıyı platformda tutmak için ilgi alanı odaklar oluşturur... Bir içeriği beğendiğimizde, algoritma, platformda geçirdiğimiz zamanı optimize edip, ilgi alanlarımızı, geçmiş etkileşimlerimizi, beğenilerimizi ve paylaşımlarımızı analiz ederek, içerik önerileri yapar; benzer bir içeriği hemen önümüze getiriverir... Algoritma, saniyeler içinde ideolojik eğilimimizi, hassasiyetlerimizi ve korkularımızı analiz eder... Algoritma, karşıt görüşleri, bizi mutsuz edeceği veya uygulamadan çıkmamıza sebep olacağı için internetteki akışımızdan temizler... Algoritma, mâkul sesleri kısar, uçlardaki yankıları büyütür... Bir fikrin ya da bir liderin sesinin devasa kitlelerde yankı bulması da aynı mantıkla olur... Max Weber’in karizmatik otorite kavramı, aslında bir yankı fenomeni... Lider, halkın içindeki bastırılmış öfkeyi veya umudu dile getirir; halk bu sesi kendi sesiymiş gibi benimseyip lidere geri gönderir... Meselâ, 1930'lar Avrupası’nda ekonomik buhran içindeki halkın güç ve düzen arayışı, totaliter liderlerin söylemlerinde yankı bulması da böyle... Bir ‘bilgi’nin doğru olup olmaması, bizim tarafımızdan (yankı odamızda) nasıl bir ses çıkardığıyla alâkalı... Edebiyat, yankı odalarının tehlikesini sosyal medya icat edilmeden çok önce keşfetmiş aslında... Özellikle distopik edebiyat eserlerinde (yazıldıkları dönemin, siyasal, teknolojik ve sosyal durumundan hareketle geliştirilmiş geleceğe yönelik kurgulardan oluşan eserlerde) yankı, bireyin kendi sesini kaybetmesi ve devletin sesinin tek gerçeklik hâline gelmesi olarak işlenmiş... George Orwell’in ‘1984’ adlı romanında, her yerde duyulan ‘Büyük Birader’in sesi... Bu, en derin yankı mekanizması ‘yenisöylem’ (newspeak) dili... Kelime sayısı azaldıkça, insanların düşünce kapasitesinin de daralmasıdır bu... Bir süre sonra insan, dayatılan ideolojisinden başka hiçbir şeyi düşünemez hâle gelir... Birey bir şey söylediğinde, aslında, kendi özgün düşüncesini değil, dayatılan görüşün ona öğrettiği yankıyı dile getirir... Bu, yankı odasının en uç ve en karanlık hâli... Yankı odasında sadece bir ses olur; o ses yankılanır... Yalnızca hoşumuza giden, bizi konfor alanımızda tutan düşünceler fısıldanır... Kimse düşünmeye zorlanmaz, herkes kendi yankısıyla uyuşturulur... Önemli yankı odasından çıkabilmek... Bu, dijital okuryazarlıkla mümkün... Edebiyatın çizdiği bu karanlık tablodan kurtulmak için günümüzde geliştirilen bazı stratejik ‘duvar yıkma’ yöntemleri mevcut... Yankı odasını kırmanın teknik yollarından biri, algoritmanın bizi etiketlemesini zorlaştırmak... Algoritmanın bize sunduğu içeriğin tam tersi olan konuları, arama motoruna aratmak (mesel uç bir siyasî görüşü sadece ne dediklerini anlamak için takip etmek... Arama motorlarını anonim kullanarak, geçmiş tercihlerimizin yankısından kurtulmaya çalışmak... Yankı odalarında genellikle karşı tarafın argümanı en zayıf hâliyle (korkuluk argümanı) sunulur... Yankıyı kırmak için kullanılan en güçlü yöntem, ‘Çelik Adam’ yöntemi... Karşı tarafın fikrini çürütmeden önce, o fikri savunan kişinin kendisinden bile daha iyi ve güçlü şekilde ifade etmeye çalışmak... Bu, zihinsel bir empati köprüsü kurar ve yankı duvarında bir çatlak açar... Dijital okuryazarlık, duyguyu veriden ayırmayı öğretir... Bir haberi sadece bir kaynaktan değil, farklı ideolojik tabanlara sahip 3-4 farklı kaynaktan eş zamanlı okumak... Ortada kalan kısım, muhtemelen yankıdan arınmış gerçeklik... Yankı odası bir hapishane gibidir, orada sadece tekrar vardır, yenilenme ve gelişim olmaz...
Teknoloji dünyası, teknik ve varoluşsal bir felâketin eşiğinde maalesef... Yankının en uç sınırı olan Yapay Zekâ (AI) paradoksu ve bu kısır döngüden kaçışın reçetesi de, Dijital Diyet Planı... Yapay zekâ modelleri, internetteki verilerle geliştirilmekte... İnternet, AI tarafından üretilmiş içeriklerle dolu... AI, kendi ürettiği veriyi (kendi yankısını) tekrar emerek eğitildiği için, bilgi dejenere olmakta... Bir sesin yankısı, aslı kadar güçlü olmaz... AI kendi yankısıyla beslendikçe, sistem; gerçek dünyadan kopar, dijital halüsinasyon döngüsüne girer... AI, yankı odalarını sadece inşa etmiyor; onları otonom hâle getiriyor... Artık siyasî bir görüşün yankısını oluşturmak için insan kitlelerine ihtiyaç yok; binlerce bot hesap, tek bir merkezden çıkan ses (yankı) ile insanları manipüle etmekte... Bütün mesele, zihinsel bağımsızlığımızı geri kazanmak olmalı, yankı odasından çıkabilmek için... Neler mi yapabiliriz? Meselâ, Google'ın sunduğu kişiselleştirilmiş sonuçlardan kaçınabiliriz, gizlilik odaklı yankısız arama motorlarını kullanabiliriz... Karşıt olduğumuz politik veya entelektüel görüşün en prestijli yayınlarına göz atabiliriz... Sosyal medyada yankı dengelemesi yapabiliriz... Takip ettiğimiz bizim gibi düşünenlere karşılık, saygılı ama karşıt görüşlü takip listemize ekleyebiliriz... Zaman zaman, tarayıcı geçmişimizi ve çerezleri sıfırlayabiliriz... Bu, algoritmanın bizi bir kutuya hapsetmesini engelleyecektir... Şaşırtıcı veya öfkelendirici bir haber gördüğümüzde, ekranı kaydırmadan önce durup, kendimizi sorgulayabiliriz... Yankı odasının duvarlarını tamamen yıkmak imkânsız; ancak o duvarlara pencereler açabiliriz... Gerçek özgürlük, kendi sesimizin dışındaki sesleri de dinleyebilme cesaretini göstermek...
Kadim medeniyetimizde, yankı; varlık, bilgi, ahlâk ve ilahî hakikatlerin tecellisi olarak algılanmış... Yankı, bir sesin kaynağına dönüşünü simgelemiş, insanın Allah’a, hakikate veya kendi özüne dönüşünü ifade etmek için dile getirilmiş... “Sen bir ses ver, âlemden bir yankı gelir... O yankı da senin sesindir aslında, farkında mısın?” (Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî)... “Hakikat, ayna gibidir; sen ona ne verirsen, o da sana onu yansıtır.” (İbn Arabî)... “Kalp, ilahî hakikatleri yansıtan bir aynadır. O ayna paslandığında, hakikatin yankısı duyulmaz.” (Gazâlî)... “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım... Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.” (Yunus Emre)... “Can kuşu, kendi sesinin yankısını arayarak dağlara düşer; aslında aradığı kendi özüdür.” (Ferîdüddîn Attâr)... “Hak’tan gelen ses, gönül dağında yankılanır... O yankıyı duyan, kendini Hakk’a yakın bilir.” (Niyazi-i Mısrî)... “Âlem, Hakk’ın kelamının yankısıdır; her varlık, o kelamın bir harfidir.” (Sadreddin Konevî)...
Özümüze ‘yan ki, yankının esiri olma!’ diyebilmek olsa gerek, işin özeti... Sesimiz yankılansın ya da yankılanmasın... Yeter ki, sesimiz, hakkı adâleti dillendirsin... Gerisi lakırdı... Selam, sevgi ve saygılarımla.







