Devlet (Arapça, dawla -dönmek, el değiştirmek, dolaşmak, dönüşüm); talihin dönmesi, zaferin el değiştirmesi, bir grubun güç kazanması, iktidarın birinden diğerine geçmesi; zafer, üstünlük, hâkimiyet, iktidar, hanedan, siyasî organizasyon... Devlet (dilimizde); bir ülkenin yönetim organizasyonu, zenginlik, saadet, talih... Devlet; sürekli sabit bir yapı değil, el değiştirebilen bir güç, kalıcı değil döngüsel bir iktidar yapısı...
İbn Haldun’a göre ‘devlet’; sadece siyasî değil, canlı bir organizma, doğan, büyüyen, olgunlaşan ve çöken bir yapı, asabiyet (toplumsal dayanışma gücü)... Devletin aşamaları; kuruluş, yükseliş, refah ve çöküş... Kuruluş: Güçlü bir birlik (asabiyet) ortaya çıkar... Göçebe veya sert toplumlar kurar... Yükseliş: Fetihler ve genişleme olur... Disiplin ve dayanışma güçlüdür... Refah: Lüks ve rahatlık başlar... Devlet kurumsallaşır... Çöküş: Asabiyet zayıflar... Bürokrasi hantallaşır... Yeni bir güç gelip devleti devralır... Kadim medeniyetimizde devlet; hem koruyucu baba hem şefkatli anne olarak algılanmış... Devlet, sadece bir yönetim mekanizması olarak değil, aynı zamanda aile gibi kutsal bilinmiş... Osmanlı’da ‘devlet’; bir yönetim sistemi, kutsal ve devamlılığı olan bir düzen... Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye (Yüce Osmanlı Devleti); yönetim, nizam (düzen), adalet sistemi ve ilahî bir sorumluluk olarak algılanmış... Osmanlıda “Adalet mülkün temelidir.” (Hz. Ömer) anlayışı esas imiş... Mülk, aslında, sadece toprak değil, devletin kendisi imiş... Devletin ayakta kalması, adâletin varlığına bağlanmış... Devlet, koruyucu; halk, itaat eden ve korunması gereken imiş... “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” (Şeyh Edebali)...
Devlet anadır, babadır... ‘Devlet Ana’ ve ‘Devlet Baba’; devletimizin vatandaşıyla kurduğu ilişkinin ‘aile’ gibi olduğunu açıklayan sözler... ‘Ana’, şefkatin, merhametin, dürüstlüğün ve güvenin; ‘Baba’, otoritenin, disiplinin ve koruyuculuğun remzi... Devlet ve millet, varoluşumuzun, kimliğimizin ve bağımsızlığımızın sacayakları... İki kutsalımız... Devlet ile egemen oluruz... Devlet ile kendi topraklarımızda bağımsız bir şekilde yönetim kurma yetkisine sahip olabiliriz... Devletin varlığı ile hukuku ve adâleti sağlayabiliriz... Devlet ile vatandaşlarımızı dış tehditlerden koruyabiliriz, güvenlik önlemlerini alabiliriz... Millet olabildiğimiz nispette kültürümüze, geçmişimize, dilimize ve geleneklerimize sahip çıkabiliriz... Milletimiz var oldukça, ortak amaçlar etrafında bir ve beraber olabiliriz... Milletimiz güçlü oldukça, kendi geleceğimize sahip çıkabiliriz... Devletimizin ve milletimizin bekasını temsil eden değerlerimiz: Ayyıldız’ımız, bayrağımız, marşımız, kadim medeniyet değerlerimiz... Millî çizgimiz ve kimliğimiz... Millî duruşumuz ve millî hareketimiz... Millî olamadıkça, her bir kıymetimiz, içi boşaltılmış ucube hâline dönüşür… Kırmızıçizgimiz, yasak olan bölgeyi belirleyen çizgimiz olmaktan ziyade, bizi Kızılelma’ya götüren çizgimiz olmalı… Millî çizgimiz, kırmızıçizgimiz, olmazsa olmazımız, geri adım atılamaz sınırımız, vazgeçilmezimiz, aşılmasına izin veremeyeceğimiz her bir şeyimiz olmalı… Millî çizgimiz, cihanşümul hâle geldiğinde, beynelmilel arenada global (dünya çapında) geçerliliği olan her işimiz ve emeğimiz, bütün âlemin ortak kazanımı olacaktır... Millî çizgimizde kalabilmek için aklımıza, öz değerlerimize, tarihimize, dünümüze, bugünümüze, yarınımıza devletimize ve milletimize sahip çıkmalıyız; sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz… Birbirimizi dışlamadan, farklılıklarımızı olmazsa olmazımız bilerek, saygı ile sevgi ile tek yürek olmalıyız… Bilmeliyiz ki, “Bir kavim kendini bozmadıkça Allah onları bozmaz.” (Rad, 13/11)… “Allah her dönemin hükümdarını halkın kalbine göre gönderir. Onları düzeltmek isterse salih birini, helâk etmek isterse kötü birini hükümdar olarak gönderir.” (İsra, 17/16)… Millî çizgimizin düzgün olması, tek tek hepimizin düzgün çizgeleri olmasıyla alâkalı… “Siz nasıl olursanız sizin idarecileriniz de öyle olur. (Siz) nasılsanız öyle idare edilirsiniz” (Hadis-i Şerif)…
Devletimizin ve milletimizin ülküsü Kızılelma... Devlet ve milletimizi ifade eden sözcüktür KIZILELMA... Türkiye Yüzyılı’nda, KIZILELMA, artık çelik kanatlarıyla uçmaya hazır… Baykar Bayraktar Kızılelma, Türkiye merkezli insansız hava aracı üreticisi Baykar Teknoloji tarafından tasarım ve geliştirme çalışmaları devam eden, turbofan motorlu ve stealth özelliklere sahip insansız savaş uçağımız… Kızılelma… Teknolojinin hızla gelişmesine paralel olarak her geçen gün daha hızlı değişen savunma doktrinlerinde, geleceğin hava muharebelerinin insansız muharip jeti… Baykar tarafından millî ve özgün olarak geliştirilme çalışmaları devam eden Bayraktar KIZILELMA (MİUS), geleceğin muharebe konseptine yön verecek millî savaş uçağımız… MİUS, Baykar tarafından geliştirilen ve dünyada oyunu değiştiren Bayraktar İHA/SİHA’ların tecrübesiyle yola çıkılarak geliştirme çalışmaları yürütülen, geleceğin teknolojileriyle donatılarak hizmet edecek insansız muharip uçak sistemi… MİUS, agresif (saldırgan) manevralarla hava-hava muharebesi icra edebilecek olan, düşük radar kesitiyle güvenlik güçleri için güç çarpanı olacak olan, kısa pistli gemilerden kalkış ve iniş kabiliyetine sahip olacak olan, gövde içinde taşıyacağı mühimmatları ile belirlenen hedeflere taarruz gerçekleştirebilecek olan insansız millî savaş uçağımız… Sonrası KAAN ve diğerleri... Devletimizin güçlü olması, savunmamızın öncelikle güçlü olmasına bağlı... Son derece konforlu bir evin güvenlik önlemleri olmadan her türlü tehlikelere mâruz kalacağı yadsınamaz bir gerçek... Bu gerçeği anlayamayanlar, meseleye akıl gözlüğüyle değil mide gurultusuyla bakan dilli düdüklerdir ancak... Mesele, devletimizin ve milletimizin bekası meselesi... Her birimiz, savunma sanayimizin güçlenmesi için bir tuğla da bizden demek durumunda... Ya millî olacağız, ya da zilli... Meseleye fransız, ırak kalmak istemiyorsak bu böyle... İhtiyacımız olan tek şey: Devletimizin-askerimizin-polisimizin yanında olmak! Dualarımızla, malımızla, paramızla ve kalemimizle... Elimizi taşın altına koymak böyle bir şey...
Devlet ve taht... Taht, iktidarın remzi… Taht, güç ve otoritenin, toplumsal düzenin merkezi… Taht (Farsça, taht -yatmak veya oturmak amacıyla hazırlanmış zeminden yüksek yer; Arapça, serîr, kürsî, arş -hükümdarlık, hükümdarın koltuğu ve makamı); hükümdarların oturduğu, büyük ve gösterişli koltuk… Taht, birçok kültürde taht, kutsal bir nesne, ilahî güçle ilişkilendirilen makam… Taht, hükümdarlık ve saltanat alâmeti… Taht, devletin başının ve yönetim merkezinin simgesi… Taht dediğin, kimine koltuk kimine tabut… Taht ve tabut, iktidarın geçiciliği, hayatın belirsizliği ve insanın ölümlü olduğunu dile getiren iki önemli sembol… Taht milletin gönlünde kurulursa, devlet ve millet bir olur... Taht, millete zulüm aracı değil, hizmet aracı olmalı ki, devlet, devlet olsun... Devlet dediğin, milletin sesi olmalı, kadim medeniyet değerlerimizin teminatı olmalı... Devletin varlığı, milletinin dirliğini temin etmeli... Millî ve manevî değerlerimizin garantisi olmalı... “Ya devlet başa ya kuzgun leşe...” (2. Mahmud)... Söz, sonunda büyük bir başarıya ulaşmak için yok olma tehlikesini bile göze almak anlamında kullanılmış... Esas olan devlet ve milletimizin var olması... Elbette, milletimizin değerlerine aykırı ideolojinin devlet tarafından dayatılması doğru değil! Devletimiz, milletimizin hâdimi olmalı, hâkimi değil... “Milletin efendisi, onlara hizmet edendir...” (Hadis-i Şerif)... Yavuz Sultan Selim, 1517'de Mısır Seferi dönüşünde Şam'dayken, cuma hutbesinde hatibin kendisinden bahsederken ‘Hâkimü'l-Haremeyn’ (Mekke ve Medine’nin Hâkimi) sıfatını kullanması üzerine müdahale etmiş; hatibe, bu kutsal topraklara hâkim olunamayacağını, ancak oranın hizmetkârı olunabileceğini belirterek şu düzeltmeyi yapmış: ‘Hâdimü'l-Haremeyni'ş-Şerifeyn’ (Mekke ve Medine’nin Hizmetkârı)...
Devlet yönetiminde adâlet, halka hizmet ve kadim medeniyet değerlerimiz esas olmalı ki, devlet ve milletimiz var ve güçlü olabilsin... Devletimiz yerine başka devletlerden medet uman dilli düdüklere meydanı boş bırakmamak için her birimiz görevlerimizi ve sorumluklarımızı yerine getirmekle mükellefiz... Selam, sevgi ve saygılarımla.







