Şaibe (Arapça, şwb - pislik, leke, bulanıklık; şawb/şiyāb -karıştırma, kirletme, lekeleme); dilimizde bir şeye karışan kusur, leke veya şüphe uyandıran durumlar... Arapçada failin dişil hali olan şā'ibe, bir şeyin niteliğini kalıcı bir özellik olarak taşıdığının iması... Bu dilbilgisel yapı, şaibenin geçici bir durum olmaması, bir nesnenin veya durumun özüne sinmiş bir leke olması demek... Şaibe, basit bir şüpheden fazlası; berrak olanın bulanması, net olanın üzerine bir sis perdesinin inmesi... Şaibe, aslında, doğrunun içine yanlışın sızması... Şaibe; gerçeklerin üzerini örten bir örtü, gerçeği gizleme gücü, güvenin en büyük düşmanı, güveni sarsan neden, güvenin gölgeye düştüğü eşik, güvenilirliğin sorgulanması, şeffaflık eksikliğinin sonucu... Şaibe, ne ak ne kara... Şaibe, grinin en rahatsız edici tonu... Şaibe; şüpheli, karışık, doğruluğu belirsiz şeyler... Bir olayın suç teşkil etmesi durumunda yargı, temiz olması durumunda vicdan devreye girer... Şaibe, toplumsal vicdanın hassas bir terazisi olmalı... Bu terazi bir kez sarsıldığında, sadece suçlu olan değil, sistemin tamamı sorgulanır hâle gelir...
Bir sürecin kapalı kapılar ardında yürütülmesi, şaibenin en büyük sebebi... Hak edilmemiş bir kazanım görüntüsü, başarıyı gölgeler (liyakat sorgulaması)... Karar vericilerin kişisel menfaatleri ile görevleri arasındaki çizginin belirsizleşmesi, güveni zedeler (çıkar çatışması)... Bir kurumun veya bir seçimin üzerine şaibe düşmesidir bu... Şaibe, adâlet yerini bulsa da, zihinlerde ‘acaba’ kapısını aralar... Bu, toplumsal sözleşmenin zayıflamasına ve bireylerin kurumlara karşı duyduğu aidiyet hissinin kaybolmasına neden... Etik değerlerin ön planda olması gereken alanlarda şaibenin olması, onmaz illet... Sonrasında, itibarın temizlenmesi çok zor... Zira adâletin tecelli etmesi yetmez; aynı zamanda tecelli ettiğinin görünmesi de gerekir... Toplumsal hayatın her alanında (siyasette, ticarette, sporda ve kişisel ilişkilerde) durumun şaibeli olarak nitelendirilmesi; ahlâkî ve hukukî meşruiyetin sarsılması... Şaibeli bir durumda, ortada kesin bir delil olmasa bile, sürecin işleyişindeki usulsüzlük hissi ve şeffaflık eksikliği zihinleri meşgul eder... Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, sadece hukukî kurallarıyla değil, şaibeden uzak durma kararlılığıyla ve dürüstlüğü bir hayat tarzına dönüştürebilmesiyle ölçülür... Şaibe; hem kirlilik, leke hem güven erozyonu... Nasıl bir leke temas ettiği diğer yüzeylere bulaşırsa, şaibe de bir kişi veya kuruma iliştiğinde onunla bağlantılı her şeye sirayet eder... Leke, temiz bir yüzeyde hemen fark edilir; şaibe de bir durumun temiz görünümünde bir bozulma, bir bulanıklık oluşturur... Bir lekeyi çıkarmak ne kadar zorsa, bir şaibeden arınmak da o kadar zor... Şaibe altında kalmak, böylesi onarılamazlık hâli... Şaibe, bir şeyi başka bir şeyle anlatma... Ancak bu, zaman içinde günlük kullanımda kuşkulu iş, kuşku duyulan kötü durum anlamına evrilmiş... Günümüzde ‘şaibe’ sözcüğü; siyasette, sporda, sanatta ve edebiyatta yoğun olarak kullanılmakta... Siyasal söylemde şaibe; seçim güvenliği, kamu kaynaklarının kullanımı ve şeffaflık tartışmalarında sıklıkla karşımıza çıkmakta... Spor dünyasında ‘şaibe’, özellikle futbol gibi popüler alanlarda hakem kararlarında, müsabaka sonuçlarında ve transfer süreçlerinde çokça kullanılmakta... Sanat dünyasında ‘şaibe’, ödüllerin dağıtımında, jüri kararlarında ve edebiyatta her daim gündemde... Meselâ, birçok ödülün şaibeli olması... Yönetmen Emin Alper’in ‘Kurak Günler’ filminde kullandığı obruk imgesi, aslında şaibenin ta kendisi... Obruk, yeraltı sularının çekilmesiyle oluşan, beklenmedik anda ortaya çıkan, içine düşeni yutan bir çukur... Şaibe gibi, obruk da görünürde sağlam olan zeminin altındaki bir çürümeyi, bir boşluğu işaret eden kavram...
Şaibenin dijital versiyonu, bilgi kirliliği... Şaibe, bir şeyin olduğu gibi bilinmesini engelleyen bulanıklık... Tasavvufta vahdet-i vücut tecrübesi yaşayan ârif, yaşadığı deneyimini ifade etmekte zorlanması da bir bakıma böyle bir şey... Bir durumun olduğu gibi anlaşılmasını engelleyen bir sis perdesi... Ancak, tasavvuftaki ifade edilemezlik, aşkın bir hakikatin derinliğinden kaynaklanır... Şaibedeki ifade edilemezlik ise, bir kirletin berraklığı bulandırmasından dolayı... Tasavvufta, anlaşılmazlık; şaibede, şüphe söz konusu... Şaibeden arınmanın yolu; şeffaflık, hesap verebilirlik, etik standartlar ve hızlı iletişim... Şaibe ile mücadelenin panzehiri, mükemmellik değil, net olmaklık (açıklık)... Hataların kabul edildiği, süreçlerin denetlenebildiği ve her adımın hesabının verilebildiği bir sistemde şaibe olmaz... Günümüzde ‘şaibe’ kelimesinin sık kullanılır olması, belki de toplumsal güven duygusunun aşındığı bir dönemden geçtiğimizin işareti... Şaibe sözcüğünün yaygın olmasından şikâyet edenler haklı... Kim bilir, belki de, kaosu izah etmenin en kolay yoludur şaibe... Şaibenin güncel söylemdeki yoğunluğu, toplumun şeffaflık, güven ve adâlet vb. değerlere duyduğu hasret yüzünden olsa gerek... Mesele; şaibenin ne olduğunu ve ne olmadığını iyi anlayıp, şaibeyi ortadan kaldıracak toplumsal mekanizmaları işletebilmek... Kadim medeniyetimizde şaibe; şüpheli, karışık ve doğruluğu tartışmalı şeylerden uzak durmak, helal-haram sınırında belirsizlik taşıyan konularda ihtiyatlı davranmak olarak algılanmış... Şaibeden uzak durulmuş, kalbin safiyeti korunmuş (ahlâkî temizlik)... Şüpheli kazançların ve davranışların toplumda güveni zedeleyeceği vurgulanmış (toplumsal güven)... Şaibeli şeylerden kaçınmak takva gereği olarak görülmüş (ihtiyatlılık)... “Helal bellidir, haram da bellidir. İkisi arasında şüpheli şeyler vardır. Şüpheli şeylerden sakınan dinini ve ırzını korumuş olur.” (Hadis-i Şerif)... “Şüpheli şeylerden uzak durun ki dininizde selamet bulasınız.” (Hz. Ömer)... “Azıcık haram, çokça helalden hayırlı değildir.” (Ebû Zer)... “İki şey ahmaklığa delalet eder: Sebepsiz gülmek ve sormadan haber vermek.” (Malik b. Dinar)... “Tevazu, kimden olursa olsun hakkı kabul etmendir.” (Fudayl b. İyaz)... “Şirkten sonra en büyük günah, insanlarla eğlenip alay etmektir.” (Vehb b. Münebbih)... “Akıl yeryüzünden kalksa bile hiç kimse akılsız olduğuna inanmaz.” (Sadi Şirazi)...
İnsan, şaibeli şeylerden uzak durmalı ve kılı kırk yarmalı (bir konu, durum ve iş, en ince ayrıntısına kadar çok dikkatli, titiz ve detaycı bir şekilde incelenmeli)… Şüphelenilen bir konu hakkında derinlemesine araştırma yapılmalı... Sadece tek bir kaynağa değil, birden fazla güvenilir kaynağa başvurulmalı... Bilgi, şüpheyi gidermenin en güçlü yolu... Her duyulan, okunan ve bize sunulan şeye hemen inanılmamalı... Araştırılmalı... Şüphe duyulan şey ciddiye alınmalı... İçimizde bir şüphe oluştuğunda, görmezden gelinmemeli... Konusunda uzman, yetkin ve dürüstlüğüyle bilinen kişiye ve kurumlara başvurulmalı... Sağlık, finans, hukuk ve inanç vb. konularda mutlaka uzman görüşü alınmalı... Meselâ, bir konunun hükmünü öğrenmek için öncelikle Kur'an-ı Kerim'e ve sahih (güvenilir) hadislere müracaat edilmeli... Dinî bilgiyi, ehil olmayan kişilerden (sosyal medya fenomenleri, popüler vaizler, yeterli donanıma sahip olmayan kişiler) değil; köklü medreselerde, ilahiyat fakültelerinde yetişmiş, geniş bir ilmî birikime sahip âlimlerden veya onların güvenilir eserlerinden öğrenilmeli... Şüpheli şeylerden sakınılmalı... Yapılan ibadet ve amellerin Allah rızası için olmasına dikkat edilmeli, gösterişten (riyadan) ve dünyevî çıkarlardan uzak durulmalı... Yatırım yapılacak ve birlikte çalışılacak kişi veya kurum iyice araştırılmalı... Performansları, referansları, ticarî sicil kayıtları hakkında bilgi edinilmeli... Bir sözleşmedeki anlaşılmayan bir madde kalmayana kadar okunmalı, gerekirse bir hukukçudan yardım alınmalı... Unutmayalım, küçük punto ile yazılmış detaylar büyük riskler taşıyabilir... Garardan (aşırı belirsizlikten) kaçınılmalı... Garar, bir malın veya bedelin tam olarak bilinmediği, tesliminin şüpheli olduğu alışveriş... Meselâ, içinde ne olduğu belli olmayan kapalı bir kutuyu satın almak veya gelecekte teslim edilip edilmeyeceği belli olmayan bir ürün için peşin para ödemek (aşırı spekülatif işlemler)... İşlenmiş gıdaların üzerindeki etiketleri okunmalı... İçeriği bilinmeyen katkı maddeleri, şüpheli yağlar veya helallik sertifikası olmayan ürünler konusunda dikkat edilmeli... Helal gıda sertifikası, organik tarım sertifikası vb. belgeler, ürünün belirli standartlara uygun olduğunu gösterir. Güvenilir kuruluşlar tarafından verilmiş bu tür belgelere dikkat edilmeli... Mümkün olduğunca üreticisi bilinen, güvenilir markaların ürünleri ve açıkta satılan ürün yerine paketli ve denetimli ürün tercih edilmeli... ‘Her şey çok güzel olacak!’ diyenlerden, yalan-talan-dolan ile iş tutanlardan, ülkemizi emperyalistlere şikâyet edenlerden uzak durulmalı…
Şaibeli şeylerden uzak durmak, akıllı bir insanın işi... Şüphe, aklın en büyük düşmanı... Hakkında şüphe olan bir şeyden uzak durmak, en iyi tercih... Şaibeli işler, her zaman pişmanlık getirir... Şüphe, doğruyu bulmanın ilk adımı... Selam, sevgi ve saygılarımla.







